4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı
A. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)
c. Dini-Tasavvufi Türk Şiiri
HAZIRLIK
1. Dinî-tasavvufi Türk şiiri hakkında bir sunum hazırlayınız.
DİNÎ - TASAVVUFÎ TÜRK ŞÎİRİ
XI. yüzyıldan itibaren Türkler kitleler hâlinde İslâmiyet'e girmeye başladı. Kısa sürede Türk kavim ve boylarının büyük bir kısmı bu dini benimsedi. Yine bu yüzyıldan itibaren Anadolu'ya yerleşen Türklerin İslâmiyet'i tanımasında, Horasan'dan gelen ve tasavvuf düşüncesini benimseyen, dervişlerin, alperenlerin önemli rolü oldu. Anadolu'da çok canlı olan bu dinî hayat, İslamî (dinî) bir edebiyatı da beraberinde getirdi. İslâm dinini ve tasavvuf düşüncesini halka anlatmak için çok sade ve temiz bir Türkçe ile şiirler, ilâhîler söyleyen Yunus Emre'yi başkaları takip etti. Böylece daha çok halk kitlelerine hitap eden bir Dinî-Tasavvufî Türk şiir geleneği doğdu.



Dinî-tasavvufî halk şiirimizin nazım biçimleri; Orta Asya'dan Anadolu'ya geçince daha çok zenginlik kazanmış, her dinî duygunun, her coşkulu düşüncenin ayrı bir ifade biçimi ortaya çıkmıştır.
Bu edebiyat türü ile tasavvufî düşünceleri çeşitli yönlerden ele alan birçok tarikatın kurulmasına yol açılmış, bu düşüncelerle Anadolu'da serbest görüşlü ilâhi bir aşk felsefesi tarzı meydana gelmiştir. Böylece Arap ve İran edebiyatlarında görülmeyen millî ve orijinal bir sanat çeşidi yaratılmıştır.
Kişisel bir edebiyat olan Dinî-Tasavvufî Halk Edebiyatı da dediğiniz Tekke Edebiyatında âşıklarının ana amacı tarikat düşüncesini yaymak, din büyüklerine ve Allah'a övgülerde bulunmaktır.
Bu nedenle halk şairlerinin çoğu tekke ve çeşitli tarikat yuvalarında yetişmişler, inanç ve düşüncelerini yansıtan, Allah'ın birliğini öven, insanlara birlik, beraberlik, kardeşlik ve sevgi aşılayan şiirler söylemişlerdir.
XIII. yüzyılda Moğol istilasını da gören Anadolu halkı türlü baskılar, yoksulluklar altında ezildikçe direnme gücü de olmadığı için tasavvufun sağladığı dünya görüşünü çabuk benimsemiştir. Halk, huzuru Horasan Erenleri de denilen Yesevî tarikatına mensup bilge ve âşık kişilerde bulmuştur.
Anadolu'da Ahmet Yesevî ve Hâkim Süleyman Ata'nın izinden gidip Tekke Edebiyatı'nın temellerini Hacı Bektaş-i Velî, Ahmed-i Fakih, Şeyyâd Hamza, Yunus Emre, Sultan Veled, Âşık Paşa, Gülşehrî, Kaygusuz Abdal, Said Emre gibi sofi halk şairleri atmışlardır.


Dinî-Tasavvufî halk şiirinin diğer önemli isimleri arasında ise; Ümmî Sinan, Aziz Mahmud Hüdâî, Niyâzî-i Mısrî, Fakir Edna, Kul Budala, Geda Muslu, Dedemoğlu, Kul Hasan, Derviş Mehmed, Kul Nesimi, Pir Sultan Abdal, Kul Şükrü, Derun Abdal, Kuddusî, Turabî, Aynî Baba, Âşıkî ve Esirî yi sayabiliriz.
Edebiyat tarihçilerine göre Anadolu Türkçesinde Tekke Edebiyatı XIII. yüzyılda Yunus Emre ile başlar. Ahmet Yesevî’de öğüt ağırlıklı kuru bir söyleyiş görülürken Yunus Emre'de Anadolu insanını saran coşkulu bir söyleyiş hâkimdir.


Bu dönemde Yunus Emre güzel Türkçesi ile tasavvufî duyguları dile getirmiş, o büyük korkudan içe dönmek, Allah’a yönelmekle kurtulmanın mümkün olduğunu işaret etmiş, tek büyük varlığın yalnız Allah olduğu düşüncesini işlemiştir. Halk, bu düşünceye kapılıp Tasavvuf etkisiyle Allah’ta kendini görüp, kendinde Allah’ı bulunca gözünde bütün dünya olayları değersiz, önemsiz ve küçük kalmıştır.
Bilindiği gibi Türkler, İslâmiyet’i kabul etmeden önce göçebe yaşayışları gereği değişik itikat sistemlerini benimsemişler ve yüzyıllar boyu Bozkır kültürü de denilen bir kültür hayatı yaşamışlardır.
Dinî-tasavvufî halk şiiri işlediği konular ile halk dilini, duygu, düşünce ve inançlarını esas alarak halkın bütünü ile iç içe bulunmakta ve toplumun her kesimine hitap etmeleri nedeniyle de birleştirici bir rol üstlenmektedir.
Dinî-tasavvufî halk şiirinin kaynağı İslâm dini ve tasavvuftur. Tekke şiirinin temsilcisi sayılan âşıklar kendilerini din dışı konularda şiir söyleyen âşıklardan ayrı görmüşler ve kendilerine Kul, Abdal gibi daha çok dinî kavramları hatırlatan, alçak gönüllülük ifade eden mahlaslar almışlardır.
Dinî-tasavvufî halk şiiri divan edebiyatı ve halk edebiyatını bir birine yaklaştıran konumu ve her iki disiplinin şairleri tarafından ortak olarak işlendiği için bir köprü konumunda görülür.
Bu nedenle duygu ve düşünce açısından Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş-ı Velî. Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Velî. Süleyman Çelebi, Kaygusuz Abdal, Niyâzî-i Mısri gibi şairlerin şiirlerinde büyük ölçüde duygu ve konu birliği vardır.


Tekke şiiri de dediğimiz dinî-tasavvufî halk şiirinin edebiyat tarihimizdeki yeri dil ve edebiyatımız açısından çok önemlidir.
Tekke şiiri saz şiirine oranla daha fazla felsefî, divan şiirine oranla daha fazla millîdir. Her ikisine oranla da daha doğaldır.
Dinî-tasavvufî halk şairi ölçü, uyak, anlatım biçimi, dil ve söyleyiş özellikleri bakımından İslâmiyet öncesi Türk edebiyatının da etkisi altında kalıp, duygu ve düşüncelerini İslâmiyet’in ışığı altında tasavvufun düşünce zenginliği ile birleştirmiştir.
Dinî-tasavvufî halk şiirinin en önemli simalarından olan Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Ahmed-i Şarban, Ümmî Sinan, Niyâzî-i Mısri, Kuddusi gibi pek çok tekke şairi aynı zamanda aruz ölçüsüne de bir divan şairi kadar hâkimdirler.
Fakat hitap ettikleri kitle halk kitlesi olduğu için onların anlayacağı ve daha yakından bildikleri hece ölçüsünü tercih etmişlerdir.
Yine, dinî-tasavvufî şiirlerde halk ve divan şiirinin üslûp, ahenk ve ifade biçimleri ortak olarak alınıp yer yer uygulanmıştır. Bu ortaklık dinî-tasavvufî şiirlerin ayrı bir özellik kazanmalarına engel teşkil etmemiş, ilâhi bir eda taşımalarını engellememiştir.
Halk tarafından olağanüstü derecede benimsenip sevilen dinî-tasavvufî şiirlere "Allah kelâmı" gözü ile bakılmıştır.
Bu düşünce ile doğup gelişen dinî-tasavvufî görüşlere bağlı nazım biçimleri ilâhi, nefes, deme, hikmet, nutuk, bezm-i cem, devriye, şathiye vb'dir.
Tasavvufta iki önemli unsur bulunmaktadır. Bunların biri dinî, diğeri ise düşünceye dayalı olup felsefîdir.
Tekke edebiyatı nazım biçimlerinden hikmet ve ilâhi dinî unsurların ön planda olduğu biçimlerdir. Diğerleri ise daha serbest olup Bektaşilik, Melamilik gibi tarikatların ürünüdür.
Biçimi ve adı ne olursa olsun dinî-tasavvufî halk şiiri özellikle ilk zamanlarda tıpkı saz şiiri gibi beste ile birlikte doğmuş, sonradan yazılanların çoğu da bestelenmiştir.
Bu şiir tarzı besteden asla uzaklaşmayarak hem sözüyle, hem sesiyle kutsal bir hava içinde varlığını korumuştur.
2. Sınıfa dinlemek için bestelenmiş dinî-tasavvufi şiirler getiriniz.
3. Sınıfa dinî-tasavvufi Türk şiirlerinden örnekler getiriniz.
4. Mevlânâ hakkında bildiklerinizi sınıfta anlatınız.
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.
Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.
Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.
Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.
Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu


5. "Allah aşkıyla yanmak" ifadesinden ne anlıyorsunuz? Açıklayınız.


Nutuk
İy özin insân bilen Edeb gerekdür ere Bu edeb 'atayidür
Var edeb öğren edeb Tâ yolı doğrı vara Âşıka yüz suyıdur
(İy) edeb erkân bilen Edebsüz olma yire Evliyâlar hûyıdur
Var edeb öğren edeb Var edeb öğren edeb Var edeb öğren edeb
Edebdür asl-ı tâat Edebi bekler tâlib Edebdür Hakk'a delîl
Küllî sıfât cümle zât Edebdür Hak'dan nasîb Edebden olma gâfil
Varlıgun edebe sat Edebsüz olma habîb Olmayasın bî hâsıl
Var edeb öğren edeb Var edeb öğren edeb Var edeb öğren edeb
Gel Hakk'a olma asi Tâ gide gönlün pası Dört kitabün ma'nîsî Var edeb öğren edeb Edeblü ol cân isen Hakk'ı bil insân isen Muştâk-ı Sultan isen Var edeb öğren edeb Kaygusuz Abdâl uyan Işkı bil ışka boyan Şöyle dimişdür diyen Var edeb öğren edeb
Gaflet içünden uyan Edeb gerektür kula
Kaygusuz Abdal
Edebsüz olma iy cân Tâ işi temiz ola
Edebdür aslı-ı îmân Edebsüz girme yola
Var edeb öğren edeb Var edeb öğren edeb
Gel hakka ikrâr isen Edebdür Hakk'a yakîn
Âşıklara yâr isen Bilür insan Hak Hakkın
Yüz suyın ister isen Edebsüz olma sakın
Var edeb öğren edeb Var edeb öğren edeb




1. Etkinlik
a. "Nutuk"un ahenk ögelerini bularak aşağıya yazınız.
“Nutuk”un Ahenk Ögeleri
Ölçü Kafiye-Redif Ses-Söyleyiş
7’li hece ölçüsü 1. Dörlük: “bilen”ler redif, “ân”lar zengin kafiye
2. Dörtlük: “at”lar tam kafiye
3. Dörtlük: “ası”lar zengin kafiye
4. Dörtlük: “an”lar tam kafiye
5. Dörtlük: “isen”ler refif, “r”ler yarım kafiye
6. Dörtlük: “e”ler redif, “r”ler yarım kafiye
7. “ib”ler tam kafiye
8. “isen”ler redif, “an”lar tam kafiye
9. “a”lar redif, “l”ler yarım kafiye
10. “kın”lar zengin kafiye
11. “dür”ler redif
12. “l”ler yarım kafiye
13. “n”ler yarım kafiye
Şiir dörtlüklerle hece ölçüyle ve sade bir dille söylenmiştir.


b. Sınıfta, bestelenmiş dinî tasavvufi şiirleri dinleyiniz. Şiirlerin ahenk özelliklerini belirtiniz.


2. Etkinlik


a. "Nutuk"un birim değerini, birimlerinin konusunu, temasını ve birimler arasındaki ilişkiyi belirleyerek aşağıdaki bölüme yazınız.


Birim değeri: 4’lük Birimlerde anlatılanlar Birim değri Birimlerde anlatılanlar
1.birim Özü iyi insanın edep öğrenmesi gerektiği 8.birim Hakkı bilen insanın edepli olması gerektiği
2.birim İnsanın varlığının edep olduğu 9.birim Edepli insanların işlerinin doğru olacağı
3.birim Allah’a itaat etmenin yolunun edep olduğu 10.birim Edepli insanların hakkı hukuku bileceği
4.birim İmanın aslının edep olduğu 11.birim Edepli olmanın evliyaların da bir özelliği olduğu
5.birim Allah’ı açıktan söylemenin edeple olacağı 12.birim Hakka delinin edep olduğu
6.birim Doğru yolu bulmanın edepten geçtiği 13.birim Aşk ile boyanmış insanların edepli olması gerektiği anlatılmıştır.
7.birim Edebî Allah’ın insanlara nasip ettiği anlatılmaktadır. Tema Edepli olma


b. Sınıfa getirdiğiniz dinî-tasavvufi Türk şiiri örneklerini okuyunuz. Bu şiirlerin ve inceleme bölümünde okuduğunuz "nutuk"un yazılış amacının ne olabileceğini tartışınız. Sonuçları belirtiniz.


Müridlerin tarikata ilk kez girişlerinde onları bilgilendirmek, Bektaşî tarikatının yollarını göstermek, gelenek-görenek-âdet ve âdabını anlatmak amacıyla yazılan şiirler olup genellikle Bektaşiliğe yeni girenlerin eğitim-öğretimi için yazılıp okunan öğretici nitelikteki şiirlerdir


3. Etkinlik
Şiiri yorumlayınız. Şiirin hissettirdiklerini sözlü olarak ifade ediniz.
Şiir insanın edepli olması gerektiği üzerine kurulmuştur. Edep, İslâmiyet'te önemli bir esas, tasavvuf mesleğinde de hassasiyetle ele alınan bir husustur. Pratikte, şimdiye kadar onu daha ziyade erbab-ı tasavvuf ele almış ve o sahadaki büyük mürşit, mübelliğ, mürebbi ve muallimler ısrarla üzerinde durmuşlardır. Kur'ân ruhunun özü ve esası, Sünnet-i sahihanın da ısrarla üzerinde durduğu edep sayesinde, yüzlerce, binlerce Şah-ı Geylânî, Şazelî, Şah-ı Nakşibend, İmam Gazzâlî, Ebû Hanife ve İmam Şafiî gibi edep âbideleri ve üstadları yetişmiştir. Bu yıldızları çoğaltmak mümkündür. Hele Allah Resûlü'nün terbiye atmosferinde, gökteki yıldızlara denk, yerde de pek çok edep insanı yetişmiştir.
Edebi bizde, sadece farz ve vacibin dışında teferruata ait oturup kalkmada, âdâb-ı muaşerette, insanlarla muamelelerimizde, çocukların tavır ve davranışlarıyla alâkalı dar alanlı ele alanlar olmuştur. Ama bu, edebi daraltma ve dar bir çerçeve içinde ele alma demektir. Haddizatında edep, Efendimiz'in hayatının gayesi ve bütün hayatıyla bize talim buyurduğu hakikatlerin umumudur. Bir ehl-i tahkikin de dediği gibi: "Edep, Allah Resûlü'nün vaz'ettiği hudutlara riayet etmek demektir."
Evet, edep, din sahibinin, Allah'tan aldığı şeyleri bize tebliğde tespit buyurdukları hudutlardır. Binaenaleyh, Allah Resûlü'nün hayat-ı seniyyesinde gaye edindiği şeylerin hudut ve sınırlarına riayet etmek bütünüyle bir edeptir. Meselâ, farzlara dikkat etmek, Allah'a karşı edepli ve saygılı olmanın bir ifadesidir. Yine vaciplere titizlikle riayet etmek, Allah'a ve Resûlullah'a karşı saygının göstergesidir. Efendimiz'in hayat-ı seniyyesiyle bir yol olarak ortaya koyduğu ve "Sünnet" dediği, -Sünnet Arapça'da tutulup gidilen yol anl***** gelmektedir- ve bizim de onu en nurlu bir yol olarak benimsediğimiz o yolun prensip ve âdâbına riayet etmek, edeptir. Bütün bunlara riayet eden edeple serfiraz sayılır. Riayet etmeyen de O'nun nurundan, feyzinden ve bereketinden mahrum kalır; kalır ve karanlıklara sukut eder.


4. Etkinlik
a. "Nutuk"un dil ve söyleyiş özelliklerini belirleyerek aşağıdaki bölüme yazınız.
Nutuk hece ile yazılan dörtlükler ve sade bir dille söylenir.
b. Şiirin dilinin ait olduğu gelenekle ilişkisini belirleyerek sözlü olarak ifade ediniz.
Bu şiir Halk şiiri geleneğinden beslenmiştir. Dilinin sade olması, hece ölçüsüyle söylenmesi, dörtlüklerle şekillenmesi gelenekle olan ilişkisindendir.
c. Metinden hareketle şiirin yazıldığı dönemin zihniyeti hakkında çıkarımlarda bulununuz.
Çıkarımlarınızı aşağıdaki bölüme yazınız.

Edepli olmaya büyük önem veriliyor.
İnsanlar edeple eğitiliyor.
Şiir eğitim aracı olarak kullanılıyor.
İnsanlar dinle içli dışlılar.
ANLAMA VE YORUMLAMA
5. Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Birinci grup "Nutuk"un halk şiiriyle, ikinci grup divan şiiriyle benzer yönlerini belirlesin. Gruplar benzerlikleri karşılaştırsın. Sonuçları sözlü olarak ifade etsin.


6. Etkinlik (Okul dışı etkinlik)
a. Metinden hareketle Kaygusuz Abdal'ın fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulunarak
bunları defterlerinize yazınız.

Dedesi Alaeddin bin Yusuf Babası İse Alaiye Begi Hüsameddin Mahmud olduğu söylenir. Bektaşi büyüğü Abdal Musa'ya bağlanarak tasavvuf yoluna girdi. Mısır'a giderek Bektaşiliği yaymaya çalıştı ve orada vefat etti. Didaktik türdeki eserlerinde açık ve yalın bir dil kullandı. Nükteli ve iğneli bir üslubu vardır. Alevi ve Bektaşi şiir geleneğini sürdürdü. Bazı şiirlerinde Yunus Emre'nin etkileri görülür. Eserleri:


  • Divân
  • Sarây-nâme
  • Minber-nâme
  • Dil-güsâ
  • Gevher-nâme
  • Budala-nâme
  • Mesnevi
  • Muglâta-nâme
  • Esrâr-i Hurûf
  • Vücûd-nâme'



b. Eserle şair arasındaki ilişkiyi sözlü olarak ifade ediniz.


DEĞERLENDİRME
a. Aşağıda verilen cümlelerin başına bilgiler doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
( Y) İlahiler genellikle koşma ve semai nazım şekliyle, hece ölçüsüyle ve dörtlükler hâlinde söylenir.
(D ) Horasan'da yaşayan ve tasavvuf düşünce*sini hikmet adını verdiği şiirlerle etrafındakilere anlatan Ahmet Yesevî'nin açtığı tasavvuf çığırı, ye*tiştirdiği dervişlerle Anadolu'ya da yayılmıştır.
(Y ) Şekil ve içerik olarak ilahilere benzeyen şathiye, aslında ilahinin Bektaşilerdeki ismidir


b. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri tamamlayınız.
Sade bir Türkçeyle yazılan METHİYE daha çok Peygamberimiz ve Hz. Ali'ye övgüler işlenir.
TASAVVUF 15. yüzyıldan itibaren esevilik, Bektaşilik, Mevlevilik gibi tarikatların etkisiyle Anadolu'ya yayılmıştır.


c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi dinî-tasavvufi halk şiiri nazım türlerinden biri değildir?
A) İlahi B) Mesnevi C) Nutuk
D) Nefes E) Devriye
2. Aşağıdakilerden hangisi dinî-tasavvufi halk şiiri şairlerinden biri değildir?
A) Pir Sultan Abdal B) Kaygusuz Abdal
C) Dertli D) Yunus Emre
E) Bâkî
3. 15. yüzyıl dinî-tasavvufi halk şiirinin önemli şairlerindendir. Hem aruzla hem de hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır. Bektaşi tarikatine mensuptur. Şathiye türünün gelişmesinde yardımcı olmuştur.
Yukarıda hakkında bilgi verilen şair aşağıdakilerden hangisidir?
A)Kaygusuz Abdal
B)Ahmet Yesevi
C)Dertli
D)Kul Himmet
E) Aziz Mahmut Hüdayi
4. "Bektaşi - Alevi tekkelerinde okunan şiirler*dir. Genelde rindçe, kalenderce, alçak gö*nüllü ve alaysı bir hava dikkati çeker. Bekta*şilikle ilgili temalar işlenir. Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Bektaşi uluları övülür, tarikat ilke*leri açıklanır."
Yukarıda özellikleri verilen dinî-tasavvufi halk şiiri nazım türü aşağıdakilerden han*gisidir?
A) Şathiye B) Mesnevi C) Nutuk
D) Nefes E) Devriye


5. Aşağıdaki dizilerin hangi tamamen tekke şiiri ürünlerinden oluşmuştur?
A) Nefes - nutuk - deme - mersiye
B) Nutuk - deme - ilahi - şathiye
C) İlahi - devriye - şathiye - ağıt
D) Şathiye - ilahi - taşlama - nutuk
E) Güzelleme - devriye - nefes - mani