16.yy Türk Edebiyatı Genel Özellikleri

16. yy Eski Anadolu Türkçesi, Göktürkçe ve Uygurcadan farklılık gösterir. Arapça ve Farsça unsurların dile karışması ile bu dil Divan edebiyatı şairlerinin dilinde Osmanlıcaya temel teşkil etti. Divan şairlerince dile o kadar hor bakıldı ki şairler artık kendi dillerine “Türkçe” değil “Şive-i Rumî” demeye başladılar. İşte bu yıllarda Türkçe’yi yaşatmak görevini sufîler üstlendiler. Böylece Hoca Ahmet Yesevi, artmakta olan Farsça’nın nüfûsuna karşı ilk hareketi başlatmış oldu. Kaşkarlı Mahmut’un ve Yesevi’nin Türk dil siyasetini Yunus Emre gibi tasavvuf, Kaygusuz Abdal gibi halk şairleri, Nevai ve Fuzuli gibi divan şairleri devam ettirdiler. 16. yüzyıldan sonra Anadolu Türkçesi iki kola ayrıldı. Biri Anadolu’da sarayın kullandığı Osmanlıca, diğeri ise Azerbaycan’da kullanılan Doğu Oğuzca oldu. Bu yüzyıldan sonra Türkçe yalnızca Anadolu’da değil, ayrıca Gürcüler, Ermeniler, Boşnaklar ve Arnavutlar arasında da konuşulan bir dil oldu. 16. yy.dan sonra da Türk Halk Edebiyatı ürünleri bu yörelerde genişçe yayıldı. Böylece tekke ve saz şairlerinin tesiriyle Türk dili, Kafkasların ve Balkan halklarının konuşma ve şiir dili haline geldi.
Eski Oğuzcanın devamı olan, Azerbaycan ve Anadolu’da Selçuk Türklerinin akınları ile yeni bir gelişme yoluna giren dile ilmi literatürde Eski Anadolu Türkçesi veya Eski Osmanlıca demek bir an’ane hâlini almıştır. Eski Anadolu Türkçesi, Oğuzcanın batı koluna dahil olduğundan Göktürkçe ve Uygurca’dan, aynı zamanda onların devamı olan Karahanlıca ve Harezmce’den farklılık gösterdiği devirdir. Meselâ, eski ve orta Türkçe devrinin karakteristiği olan kelime başındaki y sesi Eski Anadolu Türkçesinde ses düşmesine maruz kalmıştır. Kıpçak şivesinde kelime başlarında gelen c fonemi Eski Anadolu Türkçesinde y sesi ile telaffuz edilmekteydi: cetti > yedi, canak > yanak vs. Eski Anadolu Türkçesinde aynı kavramı ifade eden farklı kelimeler de oluşmaya başlamıştı: capsan > tez, tola > çok vs. Eski Türkçe’de (Hakaniye lehçesi) ve şimdiki Türkiye Türkçesi’nde y ile telaffuz edilen sözler Eski Anadolu Türkçesinde ve özellikle Kıpçakça’da y’siz söylenilmekteydi: ılıg > yılığ, ıl > yıl, ıldız > yıldız, ımşak > yumuşak vs. XVI. yy.dan sonra, Dile Arapça ve Farsça’dan alınan kelimelerin girmesi yalnız Anadolu ve Azerbaycan’da değil, Orta Asya’da da devam etmekteydi. Ancak Anadolu’da farklı bir edebiyat durumu vardı. Arapça ve Farsça terkipli yazı tarzı bu coğrafyada diğer bölgelerden çok farklı olarak şekillendi. Şairlerin Lehçe-yi Rûmî dedikleri, ilmî literatürde ise Osmanlıca denilen, yazı dili halk için anlaşılmaz hâle gelmişti. Azerbaycan’da Safevîlerin hâkimiyete gelmesi ile durum değişti. Saf Türkçe diyebildiğimiz halk Türkçesi konuşma dilinden yazı diline, oradan da saraya ulaştı. Buna göre de Anadolu Türkçesi XVI. yy.dan itibaren iki kola ayrıldı: