Deneme Örneği: YALNIZLIK-Montaigne

Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz. Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir. Ruh nerde bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını gerektirmez. Bundan başka, saraydan ve pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş olmuyoruz.

Eleştiri Türüne Örnek



Asık Suratlar ve Toplumun Gelişimi

Sosyolog değilim, profesör değilim, bir üniversiteden doktora da almadım ama toplumun ne durumda olduğunu az çok anlıyorum insanların sokaklardaki asık suratlarının sebeplerini az çok biliyorum, T.C. vatandaşlığının bir avantaj olması gerektiğini düşünenlerden birisiyim ama mağlesef böyle bir ortamın olmadını ve olmasının zor bir ihtimal olduğunu görüyorum, politik ve toplum üzerindeki sosyolojik uygulamalar bunun kanıtıdır.
T.C. topraklarında yaşayan insanların kafaları karışık genel itibariyle bir dargınlık, küskünlük var insanların üzerinde, bunun sizde farkındasınız; yolda yürürken insanların asık suratları gözünüze ilişmiş olmalı, hatta bazı arkadaşlarınıza espri yapmanıza rağmen gülmemeleri dikkatinizi çekmiştir, TV açtığınızda karşınıza gelen iğrenç görüntülerden tiksinti duymuşsunuzdur.Biraz düşünülürse hepimiz bunların az çok farkındayız değil mi?

Bir milletin kafasını karıştırmak istiyorsanız onların kültürleriyle oynayın, hassas konulardaki fikirlerin zıt yönlerini gündemde tutun, ülkeye tehdit oluşturabilecek odakları harekete geçirin, sosyal bunalımlar için saçma sapan TV dizileriyle milyonları ekranlara bağlayın !! Biraz daha uğraşırsanız milletin nihayetinde koca bir toplumun kafasını karıştırır ve bir uçuruma doğru sürüklersiniz.
DUR diyecek birisinin olamaması ne kadar kötü bir durum değil mi?

T.C. kurucusu Sn. M. Kemal ATATÜRK’ün kemikleri sızlıyordur. Nereden Nereye ….?

Bu milletin geleceğini bizler yani gençler oluşturacak ise gençliğin beynini uyuşturmanın ne alemi var ?

Eğer yönetim ilerde bizlere geçecekse Allah korusun derim şu anki gençliğin elinde bir yönetimin olmasını istemem, çünkü bu gençlik manevi ve kültürel değerlere saygı duymayan bir gençlik olarak gelişiyor, eğer ki iktidara bu gençlik benim tabirimle kayıp gençlik gelirse ya Milletini, Ya Toprağını satar !!




deneme

DÜŞE ÇAĞRI

Severim gerçekçi edebiyatı Bu yaşa değin en çok onun ürünlerini, o yolda yazılmış hikayeleri, romanları, hep o çığırı öven denemeleri, eleştirmeleri okudum Bir hikayede, bir romanda anlatılanların, gerçekte olanlara benzememesi, çok kimseler gibi benim için de büyük bir suçtur Peri masallarından, dev masallarından çocukluğumda bile pek hoşlanmadım Olmayacak şeyler, benzerleri görülmeyecek insanlar anlatan hikayeler arasında beğendiklerim yoktur demeyeceğim, ama onlarda da gerçeği aradım "Bütün bunlar gene bir doğruyu söylüyor, ancak yazar gerçeği bir düşle örtmüş, kaldırın o örtüyü, arasından bakın, gerçeğin ta kendisini, çırılçıplak doğruyu bulursunuz" diye düşünürüm

Bunun içindir ki bugünkü yazarlarımızın çoğunun gerçekçiliğe özenmelerine göneniyorum Bize hayatı anlatıyor, her gün gördüğümüz insanları tanıtıyorlar, okurlara çevrelerindekilerin de kendileri gibi düşünen, duyan, dertler çeken birer varlık olduğunu sezdiriyorlar İnsanoğlu, çoğu bencildir, yalnız kendiyle ilgilenir, kendi kendisiyle uğraşır da başkalarının gerçekliğini kavrayamaz Benliğimiz içine kapanır kalırız Bu kabuğu dışarıya değinmemize, yani temas etmemize bırakmayan bu benlik kabuğunu ancak edebiyat, gerçekçi edebiyat kırabilir Hani şiir okumayı, hikaye okumayı boş bir iş sayıp da kendilerine yakıştıramayan kimseler vardır, siz onlar arasında başkalarını anlayan, başkalarının dertlerine, kaygılarına ortak olan birini gördünüz mü hiç? Onu ancak edebiyat aşılar Batılıların edebiyata "humanites" yani "insanlıklar", demesi bundandır Kişiye insanlığı, insanca duyguları, düşünceleri aşılayan bilgiler ne denli gerçekçi olursa bu ödevini o denli iyi başarır

Evet, severim gerçekçi edebiyatı, gerçekçi sanatı, bütün çığırlar arasında onun en üstün olduğuna inanırım Ama düşünüyorum da: "Bizi alıp düşler acununa götüren bir edebiyat da gerekli değil mi?" diyorum Bugünün birçok yazarları sanatın toplumsal görevi üzerinde türlü türlü sözler söylüyorlar Okurları düşler acununa alıp götürmek de edebiyatın toplumdaki görevlerinden biri değil midir? Biz gerçek içinde yaşıyoruz, duvarlarını yıkıp aşamadığımız bir gerçek içinde Onun da güzellikleri var elbette ama pek alıştığımız için göremiyoruz, tadamıyoruz o güzellikleri Edebiyat, sanat bize o güzellikleri sezdirsin Madame Rachilde'in "Güneş satıcısı"nı "Le Vendeur du Soleil" bir türlü unutamam, çok anlattım onu okurlarıma, bir kez daha anlatayım:

Paris'in bir köprüsü üzerinde bir satıcı, bağırıyor, dil döküyor, sattığı nesnenin eşsiz güzelliklerini anlatıyor Başına toplananlar merakla bekliyorlar: Nedir acaba o adamın sattığı? En sonunda söylüyor: "Size güneşi, her gün gözlerinizin önünde duran, ama sizin bakmadığınız, güzelliğini göremediğiniz güneşi satıyorum Bakın; bakın! Sizin bütün hülyalarınızdan güzel değil mi?" Dinleyenlerin çoğu omuzlarını silkip gidiyor, ancak bir iki kişi: "Sahi! Ne de güzelmiş!" diyorlar

Şairin, hikayecinin o adama benzemeleri gerektir Bize gözümüzün önünde duran, ama alışık olduğumuz için artık fark edemediğimiz güzellikleri anlatmaları, sezdirmeleri gerekir Hayatın yalnız iyi yanlarını söylesinler demek mi istiyorum? Hayır Acıları, kötülükleri, çirkinlikleri söyleyerek de o işi başarabilirler, okurlara yaşamanın güzel bir şey olduğunu sezdirirler de acılar, kötülükler, çirkinlikler karşısında irkilmenin kutluluğunu, o yürekler paralayan mutluluğu duyururlar Bütün o acıları, kötülükleri, çirkinlikleri kaldırmaya özendirirler de insan olmanın onurunu duyururlar onlara

Yapsınlar bunu şairlerimiz, hikayecilerimiz, bunu yapmak için de gerçekçi olsunlar Peki, ama yalnız bu yeryüzünün, yaşamanın güzelliğini göremeyenlere, sezemeyenlere midir sanatın yararlığı? Güneşi satan adam muradına erdi, hepimize güneşin güzelliğini anlattı, bizi hayatın tekdüzeliğinden kurtarabilir mi? Bugün düne benziyor, yarın bugüne benzeyecek Çeşit çeşit güzellikler var yöremizde, güneş doğuyor, batıyor, yıldızlar parlıyor, karanlık, soğuk, kasırgalı gecelerin bile bir tadı var Çiçekler açıldı, yarın solacak, hepsi ayrı bir duygu veriyor kişiye İyi, hepsi iyi ama hep tekdüzelik içinde geçen bu güzellikler bıktırıyor, tekdüze olduğu için çirkinleşiyor Biz o tekdüzeliklerden kurtula- mayacağımızı anlıyoruz da bir perişanlık duyuyoruz içimizde Yalnız yaşlılar mı kapılıyor bu melale? Bu üzüntüden bizi yalnız hülya kurtarabilir Ama, hülyalar kurmak her kişinin elinden gelir mi sanırsınız? Gerçeğin güzelliklerini sezmek her kişiye vergi değildir de gerçekten silkinip kendine daha gönlünce bir acun kurmak her kişiye vergi midir? İyi bir dinleyin kendinizi Hülyalarınız da günleriniz gibi, hep birbirine benzemiyor mu? Çevrenizdeki gerçeğin tekdüzeliğinden kurtulamadığınız gibi, hülyalarınızın da tekdüzeliğinden kurtulamıyorsunuz, onlar da sizin için, gerçek sahibi, birer duvar olmuyor mu? Size yeni yeni hülyalar kurabilmeniz için yardım edilmesini istemez misiniz? Toplumda edebiyatın, sanatın böyle bir görevi de vardır Gerçekçi sanat Doğru, en üstünü belki o Ama ötekinin, bizi olmayacak şeyler acununa, düşler acununa sürükleyip götüren, yalanlar söyleyen, masallar anlatan sanatın gerekliliğini de unutmayalım Bizi, tekdüzelik içinde sürüp giden hayattan silkindiğimiz sanısı vererek avutan edebiyatı da büsbütün küçümse- meyelim Hülyaya çağırıyorum sizi, o acunda ne güzel şeyler var Ama ben bir şair, bir hikayeci değilim ki size onları anlatabileyim

Fransız düşünürlerinden Jules Soury'yi bir gün yolda görmüşler; "Bütün masalları çürüttüm, yıktım Masalsız kaldım Bana masal verin, masal verin bana, masalsız yaşayamıyorum!" diye bağırıyor Çıldırdı demişler onun için, belki de çılgınlıktan o gün kurtulmuştur

NURULLAH ATAÇ