Üye olmak zorunda değilsiniz,Linkler Açıldıl

Etiketlenen üyelerin listesi

Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1
5. Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri 5.1. Nüfusumuzun Yapısı Bir ülkenin nüfusundaki kadın-erkek sayısı ve yaş dilimlerine göre nüfus miktar ve oranları analiz edilmesi gereken ve sosyo-ekonomik özelliklere sahip değişkenlerdir. 5.1.1. Cinsiyet Yapısı Bilindiği gibi dünya üzerindeki bütün toplumlarda doğumda erkek çocuk sayısı kız çocuğu sayısından fazladır ve 100 kız doğumuna
  1. #1

    • Forumdan Uzaklaştırıldı
    • Offline

    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    9.516
    Blog Entries
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri

    5. Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri
    5.1. Nüfusumuzun Yapısı
    Bir ülkenin nüfusundaki kadın-erkek sayısı ve yaş dilimlerine göre nüfus miktar ve
    oranları analiz edilmesi gereken ve sosyo-ekonomik özelliklere sahip değişkenlerdir.
    5.1.1. Cinsiyet Yapısı
    Bilindiği gibi dünya üzerindeki bütün toplumlarda doğumda erkek çocuk sayısı kız
    çocuğu sayısından fazladır ve 100 kız doğumuna karşılık 102-109 erkek çocuk doğmaktadır.
    Yani erkek çocuk doğumu kabaca %5 fazladır. Bunun bilimsel açıklaması
    henüz kesinleşmiş değildir. Buna karşılık her yaş grubunda erkeklerde ölüm oranları
    daha fazla olduğundan doğumdaki bu erkek fazlalığı yaşlar ilerledikçe azalmakta,
    20-39 yaşlar arasında dengelenmekte ve daha ileriki yaşlarda ise kadınların
    çoğunluğu artmaktadır.
    Ülkemizde 1940 yılına kadar kadın nüfusun erkek nüfusa oranla fazla olduğu görülmektedir.
    Nitekim 1927'de 100 kadına 92.6 erkek düşerken, denge 1940'da kurulmuş
    ve bu değer 99.7'ye kadar yükselmiştir. Bundan sonraki sayım yıllarında 100
    kadına düşen erkek sayısı giderek kadınlar aleyhine değişmiştir.
    Tablo 6.8: Türkiye'de Yıllara Göre Genel Cinsiyet Oranları
    Erkek nüfus Kadın nüfus 100 kadına düşen erkek
    Yıllar oranı (%) oranı (%) sayısı (Genel Cinsiyet Oranı)
    1927 48.1 51.9 92.6
    1940 49.9 50.1 99.7
    1950 50.5 49.5 101.9
    1960 51.0 49.0 104.2
    1970 50.6 49.4 102.3
    1980 50.7 49.3 102.8
    1990 50.7 49.3 102.8
    70 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
    Bir ülkenin nüfusunun cins bileşimi demografik nedenlerden çok toplumsal bazı
    olaylarla ilgilidir. Bunlardan en önemlisi savaşlar ve göçlerdir. Gerçekten tarihin en
    eski dönemlerinden beri savaşlara istisnalar dışında hep erkek nüfus katılır ve yine
    bu nüfus kütlesi yitirilir. Örneğin; bugün Almanya, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerin
    nüfuslarında çok belirgin bir erkek nüfusu azlığı vardır. Türkiye'de ise 1940'lara
    kadar önce kadın nüfus fazla olduğu halde, daha sonraki yıllarda erkek nüfus
    toplam kadın nüfusumuza üstünlük sağlamıştır. Şüphesiz bu durumun ortaya çıkmasında
    I. Dünya savaşında ve Milli Mücadele yıllarında kaybettiğimiz erkek nüfus
    miktarının fazlalığı en önemli etkendir.
    Nüfusumuzun cinsiyet yapısında ortaya çıkan bu genel tablo ancak global bilgi vermekte
    ve diğer ülkelerle karşılaştırmak bakımından faydalı olmaktadır. Oysa konu,
    bölgeler, iller ve hatta köyler bakımından incelendiğinde genel nüfus planlamalarına
    ışık tutabilecek anlam taşır. Nitekim göç veren illerimizin hemen hemen yarısında
    kadın nüfus oranı yüksektir. Geri kalan yarısında ise Genel Cinsiyet Oranı 100'ün
    üzerinde olmasına rağmen çoğunun önemli miktarda asker nüfusunu barındırmasını
    dikkat çekicidir. Göç alan illerin tümünde istisnasız erkek nüfus miktarı daha
    fazladır. Hatta Tekirdağ ve Bilecik gibi hem göç alan, hem de sınırları içinde büyük
    askeri birliklerin bulunduğu illerde cinsiyet oranı daha da artmaktadır (Tekirdağ
    115.0, Bilecik 107.6). Genel Cinsiyet oranının en düşük olduğu illerimiz ise 100 kadına
    düşen 90.6 erkek ile Sinop ve 91.7 erkek ile Gümüşhane'dir. Diğer taraftan yine ülke
    içi göç ile ilgili olarak kırsal alanlarda kadın, şehirsel yerleşmelerde ise erkek nüfusunun
    fazla olduğu görülmektedir.
    5.1.2. Yaş Yapısı
    Özellikle sosyo-ekonomik amaçlı planlamalarda, nüfus miktarı kadar önem taşıyan
    bir başka kriter de ülkenin "Nüfus Yaş Yapısı"dır. Bu terim bir nüfus kitlesinin belirlenmiş
    yaş gruplarına göre bileşim durumunu tanımlar. Nüfusun yaş gruplarına
    bölünüp analiz edilmesi başta çalışabilir ve çalışmayan nüfusun ortaya çıkartılmasında
    son derece önemlidir.
    Birleşmiş Milletler ölçütlerine göre 0-14 yaş arasındakiler çocuk, 15-64 gruplarındakiler
    yetişkin veya çalışabilir nüfus ya da faal nüfus, 65 yaş ve üzeri ise yaşlı nüfus
    olarak sınıflandırılır. Ülkemizde de başta Devlet Planlama Teşkilatı ve Devlet İstatistik
    Enstitüsü olmak üzere işgücü değerlendirmelerine yönelik çalışmalarda bu sınıflandırma
    kullanılmaktadır. Yine sıkça kullandığımız bir başka sınıflandırma ise
    yaş grupları 0-4, 5-9, 10-14, 15-19, .....80-94, 85+ şeklinde olup daha dar aralıklıdır.
    Her iki gruplandırma da en iyi şekilde "yaş piramidi" aracılığı ile gösterilir.
    T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 71
    G.C.O.
    (Genel Cinsiyet Oranı) = Pm (erkek nüfus)
    Pf (kadın nüfus)
    x 100
    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
    1950 yılına ait yaş piramidi
    Yukarıdaki yaş piramitlerini incelediğimizde üstteki 1950 yılına ait piramitte çocuk
    yaşındaki nüfusun fazla, dolayısıyla doğum oranının yüksek olduğu görülmektedir.
    Alttaki 1990 piramidine göre ise 0-4 yaş grubunun azaldığı ve buna bağlı olarak
    nüfus artış hızımızın da azalma eğilimine girdiği görülmektedir. Bir ülke nüfusunun
    yaş gruplarına göre dağılımı bize aynı zamanda o ülkenin gelişmişlik düzeyi
    hakkında da bilgi verir. Gelişmiş ülkelerde nüfusun %30'dan azını çocuklar, %15 kadarını
    da yaşlılar oluşturur. Az gelişmiş ülkelerde çocukların payı %40-55 arasında
    değişirken yaşlı nüfusun payı %4-8 arasındadır. Bu ölçüt esas alındığında Türkiye
    az gelişmiş ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında ve gelişmekte olan ülkeler sınıfındadır.
    72 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
    Şekil 6.1: Türkiye Nüfusunun 1950 ve 1990 Yıllarına Göre Yaş Piramitleri
    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
    5.1.3. Yaş Bağımlılık Oranı
    Toplumdaki üretim faaliyetlerine katılmadıkları varsayılan 0-14 yaş grubu ile 65 ve
    daha yukarı yaşlardaki nüfusa "Bağımlı Nüfus" adı verilir ve bir nüfus kitlesinde bağımlılık
    oranı şöyle hesaplanır:
    Yaş bağımlılık oranı, aktif nüfus olan 15-64 yaş grubundaki her 100 kişinin teorik
    olarak bakmak zorunda olduğu çocuk ve yaşlı nüfusu belirtmesi bakımından anlamlıdır.
    Türkiye'de bu oran 1990 verilerine göre 64, 68'dir ve 1970'den itibaren düşme
    eğilimindedir. Kuşkusuz bu trend olumludur. Çünkü bir ülkede bağımlılık oranının
    yüksek olması kalkınmanın gerçekleşmesine olumsuz etki eder. Nitekim gelişmiş
    ülkelerin bağımlılık oranlarına baktığımızda kabaca %50'lerde olduğunu görürüz.
    Oysa bu oran komşularımızdan Suriye'de %100'e yakın, Irak ve İran'da ise
    %80 civarındadır.
    5.1.4. Medyan Yaş
    Ülkelerin nüfusunun genç mi yoksa yaşlı mı olduğu veya yaşlanma sürecinde mi olduğu
    sorularına cevap verebilmek için ise o ülkenin tüm nüfusunu kapsayacak şekildebir
    ortalama yaş hesabına başvurulur ki, buna "Medyan Yaş" diyoruz. Medyan
    yaş, bir ülkenin bütün fertleri, yaşlarına göre, yani yeni doğan çocuktan en yaşlı ihtiyara
    göre sıralandıkları takdirde tam ortaya isabet eden kişinin yaşıdır. Bu nedenle
    toplam nüfusun yarısı medyan yaşın altında diğer yarısı ise üstünde bulunur. Şüphesiz
    medyan yaş düştükçe nüfusun gençleştiği yükseldikçe yaşlandığı anlaşılır.
    Ayrıca gelişmiş ülkelerde medyan yaş yüksek, az gelişmiş ülkelerde düşüktür. Örneğin
    gelişmiş Batı avrupa ülkelerinde medyan yaş 30'un üstünde, az gelişmiş ülkelerde
    20'nin altındadır. Türkiye'de ise 1990 yılına ait medyan yaş değeri 22.21'dir.
    Ayrıca 1970 yılından bu yana sürekli bir artış içerisindedir (1970 yılında 18.95 idi).
    5.1.5. Eğitim Durumu
    Bir ülkeyi diğer ülkelerle karşılaştırırken ekonomik göstergelerin yanında sosyal
    göstergeler de kullanılmaktadır. Eğitim sektörü, sosyal göstergeler içinde, ekonominin
    ihtiyaç duyduğu kaliteli nüfusu yetiştiren temel kaynaktır. Nitekim Japonya
    ve İsrail örneğinde olduğu gibi eğitim düzeyi yüksek, kaliteli bir nüfus, en olumsuz
    şartlarda bile kalkınmayı gerçekleştirebilmektedir. Türkiye de eğitim konusunda
    gerçekten önemli hamleler yapmış bir ülkedir. Ancak varılan nokta, olması gerekenden
    geridir. Nitekim 1927 yılında 6 yaş ve üstü nüfus dikkate alındığında genel
    nüfusumuzun sadece %10.6 'sı okur yazarken, 1990'da 80.46'ya çıkmıştır. Ancak
    okuryazar olmayan nüfusun %71 'i maalesef kadın nüfustur. Ayrıca Türkiye'de
    T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 73
    Yaş Bağımlılık Oranı = (0-14 yaş) + 65 yaş ve üstü
    15-64 yaş
    x 100
    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
    1990 yılında okuma-yazma bilenlerin %77.1 'inin herhangi bir okuldan mezun olmayanlar
    ile ilkokul mezunu olanlardan meydana gelmesi üzücüdür. Okur-yazar
    olan nüfus içinde orta ve dengi okullardan mezun olanların oranı %9.4, lise ve dengi
    okul mezunlarının oranı %9.6, yüksekokul ve fakülte mezunu olanların oranı ise sadece
    3.9'dur.
    5.1.6. Doğum ve Ölümler
    Nüfus kitlelerinin başlıca değişkenlerinden biri de doğumlar ve ölümlerdir. Ülke
    nüfusunda 15-49 yaşları arasındaki 1000 kadın başına düşen yıllık doğum sayısına
    "genel doğum oranı" denir. Buna karşılık, herhangi bir yaş dilimi olmaksızın 1000
    nüfus başına düşen yıllık ölüm sayısına "genel ölüm oranı" denmektedir.
    Ülke nüfusunda doğum ve ölüm oranları arasındaki fark o ülkenin doğal nüfus artış
    hızını verir ve göçlerden arındırılmış bulunduğundan daha anlamlıdır. Türkiye'de
    gerek doğum ve gerekse ölüm oranları 1950'li yıllardan itibaren giderek düşmektedir.
    Nitekim 1950-55 yılları arasını kapsayan beş yıllık dönem için doğum oranı %46,
    ölüm oranı ise %25 iken, 1985-90 devresinde bu değerler doğum oranında %28'e,
    ölüm oranında %6'ya kadar düşmüştür. Ölüm oranlarının düşmesi sosyal ve ekonomik
    yaşantıdaki iyileşmelerin açık bir göstergesidir. Doğum oranlarının düşüşü ise
    daha ziyade sanayileşme ve şehirleşme olguları ile ilgilidir. Çünkü sanayileşme ve
    şehirleşme (bir anlamda gelişme) sürecindeki ülkelerde ailelerin yapmayı düşündüğü
    ve ihtiyaç duyduğu çocuk sayısı yıldan yıla azalmaktadır. Zaten gelişmekte
    olan ülkelerde sosyo-ekonomik kalkınma ile ters orantılı olarak doğal nüfus artış hızının,
    başka kelimelerle doğum ile ölüm oranları arasındaki farkın düşmesi adeta
    demografik bir kural gibidir. Bu nedenle Türkiye nüfus artış hızının yüksek olması
    sebebiyle paniğe kapılmak bizce yersizdir. Çünkü bugünün gelişmiş toplumları da
    aynı süreci geçmişte yaşamışlar ve günümüzde artık nüfus artış hızını yükseltici politikalar
    üretmeye başlamışlardır.
    5.1.7. Aile Nüfus Sayısı Büyüklüğü
    Aile büyüklüğümüz bakımından çeşitli araştırmalarda 5 sayısı esas alınmaktadır.
    Ancak bu rakam ülke geneli için bir fikir vermekle birlikte, ilden ile, kırdan-şehire
    çok büyük farklılıklar arzeder. Gerçekten Doğanay'ın 1980'li yılların başında Erzurum
    il merkezi içinde yaptığı bir araştırmada bu değerin 7,3 dolayında olduğu belirlenmişti.
    Hatta gecekondu semtlerinde 9-17 kişiye ulaşan geniş aile yapılarına sıkça
    74 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
    Genel
    Doğum
    Oranı
    = Yıllık doğum toplamı
    15-49 yaş arası kadın
    nüfus (yıl ortası)
    x 1000
    Genel
    Ölüm
    Oranı
    = Yıllık ölümler toplamı
    Toplam nüfus
    (yıl ortası)
    x 1000
    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
    rastlanmıştı. Tahmin edilebileceği gibi bu değerler gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında
    oldukça yüksektir.
    1990 nüfus sayımı verilerine bakılırsa, Türkiye'de aile sayısının 11.2 milyona yaklaştığı
    anlaşılmaktadır. Bunların kabaca %66'sı 1-5 kişilik, %28'i 6-10 kişilik, %6'sı ise 10
    ve daha fazla nüfusu barındıran ailelerdir.
    Ülkemizde aile nüfus sayısının yüksek olmasında ekonomik nedenlerin yanında
    geleneklerimiz de rol oynar. Özellikle kırsal kesimde evlenen oğullar babanın yönetim
    ve denetiminde kalmaya devam etmekte onunla aynı evde yaşamakta, böylece
    "birleşik aile" yapısı halen önemini korumaktadır.
    6. Kırsal ve Şehirsel Nüfus
    Bir ülkede veya bir bölgede nüfusun şehir veya kırlarda yoğunluk kazanması o ülke
    veya bölgenin sosyo-ekonomik durumunu da yansıtır. Sanayileşmiş ileri ülkelerde
    nüfus şehirlerde yoğunlaşmıştır. Ekonomisi tarıma dayalı ülkelerde ise nüfusun
    önemli bir bölümü kırsal alandadır. Sosyal yapı bakımından da şehir ve kır toplumu
    arasında büyük farklar bulunmaktadır. Şehirlerde yaşayan insanlarda geleneksel
    kültür ve davranışlar önemli ölçüde erozyona uğramaktadır. Kır nüfusunda ise geleneksel
    davranışlar hakimdir. Bu nedenle hem ekonomik hem de sosyo-kültürel
    değer ifade eden kırsal ve şehirsel nüfus konusu ile özellikle beşeri coğrafyacılar yakından
    ilgilidirler.
    1800'lü yılların başlarında dünya nüfusunun kabaca %3'ü şehirlerde yaşıyordu.
    Günümüzde bu oran %50 civarındadır. Fakat kıtalar arasında önemli farklar vardır.
    Örneğin; Avrupa'da nüfusun %65'i, Kuzey Amerika'da %80'i şehirlerde yaşar. Bu
    oran Afrika ve Asya'da %25-30 arasındadır. Kırsal ve şehirsel nüfusu birbirinden
    ayıran ana kriter nüfus miktarıdır. Sınır değer 10.000 kişilik nüfus kitlesidir. Nüfusu
    10.000'den az olan yerleşme birimlerinin nüfusu kırsal, 10.000 ve daha fazla kişi barındıran
    yerleşmelerin nüfusu ise şehir nüfusu kaps***** alınmaktadır.
    Ülkemizde nüfusu 10.000'in altında bulunan yerleşmelerde yaşayan nüfusa kırsal
    nüfus adını veriyoruz. Bu nüfus kitlesinin geçim kaynağı önemli ölçüde tarla tarımı
    ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bu ayrım nüfus miktarı kriteri olup, idari ayırımında
    on binden az nüfuslu ilçe merkezleri de şehir kaps***** alınmaktadır.
    Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarında kırsal nüfus, toplam nüfusumuzun büyük
    bir yüzdesini meydana getiriyordu. 1927'de 10.000 kriterine göre, ülkemiz nüfusunun
    %83.8'i kırsal, %16.2'si şehirsel yerleşmelerde yaşıyordu. Kırsal nüfusun bu hakimiyeti
    etkisini giderek kaybetmesine rağmen, 1970'li yılların sonlarına kadar devam
    etmiş ve ilk olarak 1980 nüfus sayımında şehir nüfusu, kır nüfusundan daha
    fazla sayıya ulaşmıştır.
    Kır-şehir ayrımında nüfus
    miktarını kriter olarak almak
    pratik ve karşılaştırma
    olanağı vermesi bakımından
    tercih edilmektedir.
    Nüfusun Alansal Dağılışı
    Türkiye'de nüfusun alansal dağılışına bakıldığında ilk dikkati çeken özellik dağılımın
    tekdüze olmadığıdır.
    Konu coğrafi bölgeler yönünden de alınırsa, en yüksek nüfus yoğunluğu değerlerine
    Karadeniz bölgesinin doğu bölümünde ve kıyı şeridinde rastlanır. Ilıman bir ikli-
    64 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
    min görüldüğü bu kesimin hemen gerisinde yükselen kıyıya paralel dağlık alan nüfus
    yönünden oldukça boştur. Karadeniz kıyılarında doğudan batıya doğru ilerlerken
    Orta Karadeniz bölümünde dağların alçalması ve kıyıdan uzaklaşması nedeni
    ile yoğun kuşağın iç kesimlere doğru genişlediğini söyleyebiliriz. Burada Bafra ve
    Çarşamba ovaları ile Yeşilırmak ve Kelkit vadileri yoğun nüfuslanmıştır. Ulaşım
    imkanlarının yeterince geliştirilemediği Batı Karadeniz bölümünde Zonguldak ve
    Ereğli çevresi ile içte Bolu ve Düzce ovalarında yoğun nüfustan bahsedilebilir.
    Gerek çok uygun coğrafi özellikleri, gerekse beşeri faktörlerin etkisi ile Marmara
    bölgesi, ülkemizin en yoğun nüfuslanmış kesimidir. Nitekim bölge içinde kuzeyde
    Karadeniz'e bakan Yıldız Dağları bölümü ve Biga yarımadası dışında hemen her yörede
    nüfus yoğunluğu yüksek düzeydedir. Ege bölgesinde tarımsal verimin yüksek
    olduğu Gediz, Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Bakırçay çöküntü ovaları
    (graben) ve İzmir civarı Türkiye nüfus yoğunluğu ortalamasının çok üstünde nüfuslanmış
    yerlerdir. Buna karşılık depresyonları birbirinden ayıran kırık dağları
    (horst) ve İçbatı Anadolu bölümünde yükselen dağ kütleleri çoğu yerde hemen hiç
    nüfuslanmamıştır.
    Akdeniz bölgesi içinde Çukurova ile Antalya ve Hatay ovaları başlıca nüfus yoğunluk
    bölgeleri olarak dikkati çekerler. Oysa Teke ve Taşeli platoları ile Torosların geniş
    dağlık sahaları sadece geçici yerleşilerek, yer yer mevsimlik olarak nüfuslanır.
    Doğu Anadolu'da nüfus genel olarak seyrek olmakla birlikte Iğdır, Erzurum, Erzincan,
    Malatya ve Elazığ depresyon ovaları yoğun nüfuslu adalar halindedir. Yüksek
    platolar ve dağ kütleleri ile Hakkari bölümünün hemen tamamı (Yüksekova dışında)
    bomboş denilecek kadar az nüfuslanmıştır.
    Geniş alanlarda düşük nüfus yoğunluğu ile karakterize olan bölgemiz ise İç Anadolu'dur.
    Diğer bölgelerden farklı olarak burada vadi boyları ve depresyon tabanları
    seyrek nüfusludur. Buna karşılık su kaynağı durumundaki dağların etekleri yoğun
    nüfus barındırırlar. Örneğin; Kızılırmak vadisi ile Yukarı Sakarya vadisi az nüfuslanmışken,
    Erciyes dağının eteğinde Kayseri, Melendiz eteğinde Niğde, Torosların
    kuzey eteklerinde Konya, Karaman ve Ereğli, Sultan dağları eteğinde Alaşehir yerleşme
    merkezleri mevcuttur.
    Nihayet Güneydoğu Anadolu bölgemizde az yağışlı düzlükler tenha, buna karşılık
    dağ etekleri ve Mardin Eşiği gibi basık sırtlar daha fazla nüfusludur. Ayrıca GAP
    projesinin tamamlanmasının ardından Suriye sınırı boyunca uzanan sahanın da yoğun
    bir şekilde nüfuslanacağı söylenebilir.
    T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 65
    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
    Tablo 6.3: Türkiye Nüfusunun Coğrafi Bölgelerimize Göre Dağılımı (1990)
    Nüfus miktarı Ülke genelindeki
    Bölge (milyon) payı (%)
    Marmara 13.0 23.0
    İç Anadolu 9.3 16.4
    Karadeniz 8.3 14.7
    Akdeniz 7.5 13.3
    Ege 7.4 13.3
    D.Anadolu 5.8 10.6
    G.D.Anadolu 4.9 8.7
    4.2. Türkiye'de Nüfus Yoğunluğu
    4.2.1. Aritmetik Nüfus Yoğunluğu
    Sınırları belli bir sahada yaşayan toplam nüfusun, o sahanın yüzölçümüne
    bölünmesiyle en basit nüfus yoğunluğu kavramı olan "Aritmetik Nüfus Yoğunluğu"
    elde edilmektedir. Buna göre, Türkiye'nin 1990 yılına ait nüfus yoğunluğu
    1927 yılında 18 olan yoğunluk değerimiz 1990'da 73 kişiye çıktığına göre, 1927-90
    devresinde Türkiye aritmetik nüfus yoğunluğunda dört katından fazla bir artış
    meydana gelmiştir. Gerçekleşen bu büyüme kuşkusuz nüfusumuzun artması, fakat
    ülke yüzölçümünün sabit kalmasıyla ilgilidir.
    1960 yılı sayım sonuçlarına göre ülkemizin aritmetik nüfus yoğunluklarını hem
    izdüşüm, hem de gerçek yüzölçümümüzü dikkate alarak hesaplayınız.
    Aslında aritmetik nüfus yoğunluğu arazi-nüfus ilişkisini ortaya koymada pek güvenli
    değildir. Çünkü nüfusun araziye eşit olarak dağıldığı farzedilmiş ve yüksek
    dağlık sahalar, ürün elde edilemeyen alanlar veya ormanlar da nüfuslanmış olarak
    hesaba katılmıştır. Bu tür sakıncalarına rağmen aritmetik yoğunluk değerleri pedagojik
    yönden ve karşılaştırma yapmaya imkan vermesi bakımından önemlidirler.
    Aşağıdaki tablolarda ülkemizin 1990 yılı aritmetik nüfus yoğunluğunun bazı Avrupa
    ülkeleri ve komşu ülkeler ile karşılaştırması verilmiştir.
    Tablo 6.4: Türkiye ve Bazı Avrupa Ülkelerinde Aritmetik Nüfus Yoğunluğu
    Ülkeler Km2 / nüfus
    Türkiye 73
    Fransa 101
    İngiltere 232
    Belçika 318
    Hollanda 353
    D.İ.E. kaynaklarında kullanılan
    774.815 km2 'lik yüzölçümümüz
    izdüşüm
    alan (göller hariç) olup, ülkemizin
    gerçek alanı olan
    814.578 km2 'lik değer dikkate
    alındığında aritmetik
    nüfus yoğunluğumuz 69.3
    olarak hesaplanır.
    66 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
    ?
    56.473.035
    774.815
    = 72.9 kişi/km2 olarak bulunur.
    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
    Tablo 6.5: Türkiye ve Komşu Ülkelerin Aritmetik Nüfus Yoğunlukları
    Ülke Alan (km2) Km2 / nüfus
    İran 1.648.000 33 (1990)
    Irak 438.310 42 (1990)
    Suriye 185.000 70 (1992)
    Türkiye 774.815 73 (1990)
    Yunanistan 132.000 77 (1992)
    Gürcistan 69.700 78 (1990)
    Azerbaycan 86.600 80 (1990)
    Bulgaristan 111.000 81 (1992)
    Ermenistan 29.800 117 (1991)
    Aritmetik nüfus yoğunluğumuzun illere ve bölgelere göre dağılışı incelendiğinde
    ilden ile ve bölgeden bölgeye önemli farklar olduğu dikkati çeker. Bu farklarda esas
    rolü il veya bölge yüzölçümlerinin büyüklüğü ile göç alıp verme durumu oynar.
    Örneğin; en küçük ikinci coğrafi bölgemiz olan Marmara, 1990'da 193'e varan yoğunluk
    değeri ile ülkenin en çok nüfus çekmiş bölgesi konumundadır. En büyük
    bölgemiz olan D.Anadolu ise en az nüfuslanmış olarak dikkati çeker (Tablo 6.6 ve
    Tablo 6.7'yi inceleyiniz).
    Tablo 6.6: Coğrafi Bölgelerimizde Nüfus Yoğunlukları
    Yüzölçümü Nüfus Yoğunluğu
    Bölge (km2) (Km2 / nüfus)
    Karadeniz 143.537 58.3
    Marmara 67.306 193.0
    Ege 93.139 80.2
    Akdeniz 122.927 61.4
    İç Anadolu 163.057 57.0
    D. Anadolu 165.436 35.5
    G.D. Anadolu 59.176 82.9
    Tablo 6.7: Aritmetik Nüfus Yo0ğunluğu En Yüksek ve En Düşük İller (1990)
    İl Nüfus Yoğunluğu
    İstanbul 1299.1
    Kocaeli 254.4
    İzmir 212.0
    Hatay 195.5
    Erzincan 24.6
    Tunceli 15.3
    Hakkari 17.4
    Gümüşhane 15.1
    T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 67
    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
    4.2.2. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu
    Aritmetik nüfus yoğunluğunda ortaya çıkan ve daha önce bahsettiğimiz sakıncalı
    durumu bir ölçüde giderebilen bir diğer nüfus yoğunluğu kavramı "Fizyolojik Nüfus
    Yoğunluğu"dur. Toplam nüfusun tüm ülke yüzölçümüne değil, sadece tarım
    yapılan ekili-dikili alana bölünmesi ile elde edilir.
    Buna göre; 1990 yılı nüfusumuzu (56.473.000) ekili-dikili alana (286.450 km2) dağıttığımızda
    km2 'ye 197.1 kişi düşer. Bu rakam, aritmetik nüfus yoğunluğundan
    daha gerçekçidir. Şöyle ki, 1 km2'lik tarımsal alanın Türkiye'de yaklaşık 197 kişinin
    beslenmesini, doyurulmasını sağladığını gösterir. Çeşitli ülkelere ait fizyolojik
    nüfus yoğunluğu değerlerine bakıldığında ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre
    bir karşılaştırma yapmak zordur. Nitekim Japonya (2821), Hollanda (1723) ve Belçika
    (1264) gibi gelişmiş ülkelerde yüksek düzeyde olmasına karşın, bir başka gelişmiş
    ülke olan ABD'de (123) düşük değerlerle karşılaşılıyor. Yine de sanayileşmiş Batı
    Avrupa ülkelerine oranla fizyolojik nüfus yoğunluğumuzun düşük olması, Türkiye'de
    tarım alanlarının beslemek zorunda olduğu nüfus miktarı bakımından henüz
    çok büyük problemler yaşanmadığını gösteriyor. Fizyolojik nüfus yoğunluğu şüphesiz
    aritmetik yoğunluk kavr***** göre daha fazla açıklama kuvveti olan bir kavramdır.
    Ancak bu metodun da kuşkusuz bazı sakıncaları vardır. En önemli sakıncası
    ise ülkenin tüm nüfusunu tarımla uğraşıyormuş gibi varsaymasıdır.
    4.2.3. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu
    Sadece tarım ve hayvancılıkla geçinen çiftçi nüfusun ekili-dikili alanların yüzölçümüne
    bölünmesiyle elde edilir. Başka kelimelerle kırsal nüfusla tarımsal arazi yüzölçümünün
    birbirine oranlanması işlemine dayanır. 1990 sayım sonuçlarına göre
    Türkiye'de kırsal nüfus 23.146.684 kişidir (D.İ.E.). Bu değeri ekili-dikili alana böldüğümüzde,
    tarımsal nüfus yoğunluğunun 80.8 kişi/km2 olduğu görülür. Ancak, bu
    yoğunluk değeri coğrafi bölge ve bölümlerimiz arasında önemli farklar gösterir. Rize,
    Artvin ve Hakkari gibi kır nüfusunun fazla, buna karşılık tarım topraklarının az
    olduğu sahalarda tarımsal nüfus yoğunluğu artmaktadır. Konya, Şanlıurfa gibi geniş
    tarım alanlarının bulunduğu illerde tarımsal nüfus yoğunluğu ise düşmektedir.
    Gelişmiş ülkelerde kırsal nüfus oranları oldukça düşüktür. Başka kelimelerle, gelişmiş
    ülke çiftçisi, ülkemiz çiftçisine oranla daha fazla ekili-dikili toprağa sahiptir.
    Fizyolojik yoğunluk hesaplamalarına
    çayır ve meralar
    katılmamaktadır.
    Oysa çayır ve meraların da
    toplam tarım arazisi içinde
    ele alınmasıyla elde edilecek
    fizyolojik yoğunluk
    değeri daha isabetli olacaktır.
    68 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
    Aritmetik
    Nüfus
    Yoğunluğu
    =
    Toplam
    nüfus (kişi)
    Yüzölçümü
    (km2)
    Fizyolojik
    Nüfus
    Yoğunluğu
    =
    Toplam
    nüfus


    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.

 

 

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •