Toplumlarda yüzyıllardır yerleşmiş,bozulmadan devam eden bazı alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklar örf ve adetlerin birer parçasıdır. Onlar hayatı tamamlayan, yapılmadığı zaman eksikliğinin duyulacağı inancını aşılayan iyi alışkanlıklardır. Bunlar bölgelere göre farklılıklar göstermesine rağmen özünde aynı kültürün yansımaları olduğu anlaşılır. Burdur’da da bugüne kadar yapıla gelen bu örf ve adetlerden birkaçını açıklamak gerekir.



1.Yünüm Böğedi:
Tefenni ve Gölhisar İlçeleri ve bazı köylerinde genellikle Ağustos ayının son haftası yapılan bir şölendir. Koyun sürülerini otlatmak için çobanlar 1 Nisandan 15 Eylül ’e kadar tutulurlar. Tutulan çobanlar, Ağustos ayının son haftasında yapılacak olan şenliğe hazırlanmak için koyunların otlatılması gerekir.
Ağustos ayının son haftasında yapılan bu şenlik aynı zamanda koyunların yıkanması, yapağı ve yünlerinin temizlenmesidir .
Önce Yünüm Böged’i hazırlanır, Bunun için akarsuyun önü kesilerek bent yapılır ve su toplanarak gölcük oluşturulur ki, buna “Böged” denir.
Diğer taraftan koyunlar bögedin etrafında toplanmaya başlanır. Üç gün önceden koyunların sırtları boyanır, Her sürünün başını çeken bir koyun vardır, Bu koyun çobanla en iyi anlaşan koyundur. Onun kaval sesini duyunca arkasından giden, çoban uyurken sürünün hareketi başlayınca onu uyandıracak şekilde yetiştirilmiştir,Elcik koyunlar renk renk boyanır,üstlerine kolanlar bağlanır, çanlar takılır. Daha önceden haber verilen köylüler,Yünüm Böğedinin etrafında toplanırlar.
Önce kura ile sıra tespit edilir ve sırası gelen sürü bende doğru ilerler. Suya yaklaşan sürünün Çobanı Elcik koyun’a önceden öğrettiği sözlerle seslenir, onu suya atlaması için teşvik eder, Bu arada toplanan kalabalık davul zurna ve silah sesleri eşliğinde koyunu böğede atlaması için coşturur. Elcik koyun böğede çobanla beraber atlayınca sürünün diğer koyunları da arkasından atlarlar. Bende daha önceden giren yıkayıcılar atlayan koyunları tutarak sabunlarla yıkarlar ,suyun dışına gönderirler , Bu arada çobanlar birbirlerine beyitler,yakımlar, taşlamalar söylerler,
Bütün bu olaylar:şafak söktüğü zaman başlar, gün doğup, insan boyu yükselene kadar devam eder.

2.Kütük Atma:
Bu gelenek Tefenni ilçeleri ve köylerinde ailenin dünyaya gelen ilk oğlan çocuğuna yapılır, Bu gelenek ailenin soyunu devam etmesi yönünden önemlidir,Önce aile reisinin rızası alınır
,Aile reisi “Oğlana kütük atmak istiyoruz, rızan var mı?” diye sorarlar. Aile reisi izin verirse Kütük atılır, önce büyükçe ve çok budaklı bir çıra kütüğü bulunur , Kütüğün üzerine renkli ve ipekli bir poçu bağlanır poçunun üzerine altın ,kağıt para bağlanır, içine de madeni para konur, Böylece kütük hazırlanmış olur, Bu kütük,kalabalık bir toplulukça davul zurna eşliğinde dünyaya yeni gelen oğlan çocuğunun evine götürülür,kütük iki veya üç kişiyle evin d***** çıkarılır,Kütüğü çıkaranlardan birisi evin bacasından aşağı bağırarak bir tekerleme söyler, Oğlan babası ,çocuğu kucağına alarak bacanın sağ tarafında oturur ve bacayı dinler,Tekerleme oğlan babasının adı ile başlar:

Ula Ahmat..........ayyyyyyyy amat
Olun yaşı uzun olsun,
Düğünü güzün olsun,
Ardıç gibi kollu olsun,
Keklikgibidilliolsun, Dağdakoyunkışlatsın , Ovadaçiftiişletsin, Allah seni bu oğlana bağışlasın,
Derelerde sel gibi,
Tepelerde yel gibi
Hamza pehlivan gibi,
Deretepedüzgeçsin, Karlıdağlardanalmışsınrengin Amat, şindi bulmuşsun dengini,
“Masaallah deyin abeler,arkadaşlar, ”Masaallah” diyerek kütüğü bacadan aşağı atar ve iner.


Delikanlılar toplanırlar. Çalgı ve davul zurna çalınır, oyunlar oynanır ve muhabbet yapılır. Bu arada hazırlanan yemek ve çerez konuklara ikram edilir. Kütüğe bağlanan hediyeler, konukların hediyesi olarak kabul edilir. Kütük ise oğlanın evlendiği gün maşalada yakılmak üzere babası tarafından saklanır.



3. Maşala:
Düğünlerde üçüncü günü akşamı yapılan bir eğlence türüdür. Bu eğlence için bir kişi görevlendirilir. Lazım gelen malzemeler toplanır. Bu malzemeler bir ekmek sacı, yeteri kadar çıralı odundur. Sac meydan da taşların üzerine konur, ateş yakılır. Ateşin etrafına davetliler oturur. Davul zurna çalmaya başlar, görevlilerce program başlatılır.
Haberciler efelerin geldiğini haber verirler. Davul zurna efeleri karşılamaya gider. Davul zurna eşliğinde efe elbiseleriyle donatılmış kişiler maşala meydanına gelirler. Kadın kıyafeti giymiş bir efe de grubun içindedir. Efeler önce davul zurna eşliğinde maşalanın etrafında dönerler. Efe başının “Oooop, ses yok” demesiyle davul zurna susar. Herkes dikkat kesilir. Efe başı yüksek sesle: “Elli çuval, yüz karar. Sinek zırıltısı gayet zarar. Nerede buranın ayanı, azası?” der. Düğün sahibi kalkar efelerin isteklerini dinler, yerine getirmek için oradan ayrılır. Bu arada efelerden biri oyuna kaldırılır. Bir iki oyundan sonra efe oturur.
Bu arada yüzü tencere karasına boyanmış, yırtık pırtık elbise giymiş, ayakları çıplak, sırtında bir heybe, elinde değnek olan “Arap” gelir. Heybenin bir gözünde ekmek, diğerinde kül vardır. Ekmeği ateşte gevretip soğanla yemeye başlar. Yemekten sonra düğün sahibinin ve şaka kaldıranların üzerine külü serperek uzaklaşır.
Arkasından iki efe daha oynar ve sonra yularından Yörük kıyafeti giymiş biri çekerek bir yapma deve meydana gelir. Yörük ticaret yapmaktadır. Bu arada Arap yine sahneye çıkar, külü serper ortalığı karıştırır. Yürüğün yanına bir şeyler almak için şişman ve obur iki insan yanaşır. Bunlar pazarlık sonucu yürüğün malını satın alırlar ve Yörük meydanı terk eder. Meydan da kalan iki şişman “yoğurt senin, yağ benim” derken anlaşmazlık çıkar. Ellerinde ki sopalarla, yastıkla şişirilen vücutlarına vurarak kavga ederler. Vura vura uzaklaşırlar.
-40-

En son olarak efelerin içinde bulunan kadın kılığındaki efe oyuna kalkar. Kadın oynarken alana hızla giren Arap, kadını kaçırır. Efeler hep birlikte ayaklanırlar. Önce içlerinden birinin kadını sattığını zannederek aralarında kavga ederler. Daha sonra kadını bulmak üzere Arap’ın peşinden giderler.
Efelerin gitmesi maşalanın dağılması demektir. Davul zurna hemen Kör oğlu havasını çalmaya başlar. Misafirler dağılırken ateşte söndürülür.

Efeler, Arap, şişman müşteriler, deveyi canlandıran kimseler, önce kız evine götürülüp ağırlanırlar. Bahşişlerini alırlar. Daha sonra efeler oğlan evine giderler. “Yat geber” adı verilen yemeği yedikten sonra dağılırlar.