Üye olmak zorunda değilsiniz,Linkler Açıldıl

Etiketlenen üyelerin listesi

TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON – I DERSİ KİTAP ÖZETİ KİTABIN ADI :YABAN KİTABIN YAZARI :Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU(1889-1974) YAYIN EVİ :BİRİKİM YAYIN EVİ BASIM YILI :1981 1.KİTABIN KONUSU Harpte sağ kolunu yitirerek arkadaşı Mehmet Ali’nin köyüne gelen yazarın,köydeki yaşamı anlatılmaktadır. Kitap genel olarak kurtuluş şavaşı yıllarını ele almaktadır. 2.KİTABIN ÖZETİ Sakarya muharabesinden
  1. #221
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON – I DERSİ KİTAP ÖZETİ




    KİTABIN ADI :YABAN
    KİTABIN YAZARI :Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU(1889-1974)
    YAYIN EVİ :BİRİKİM YAYIN EVİ
    BASIM YILI :1981


    1.KİTABIN KONUSU

    Harpte sağ kolunu yitirerek arkadaşı Mehmet Ali’nin köyüne gelen yazarın,köydeki yaşamı anlatılmaktadır. Kitap genel olarak kurtuluş şavaşı yıllarını ele almaktadır.

    2.KİTABIN ÖZETİ

    Sakarya muharabesinden sonra düşman orduları Haymana,Sivrihisar çevresini yer yer taş yığınlarıyla örtülü ıssız ve engin bir nirane halinde bırakmıştır. O felaketlerden sonra arta kalan halkın sadece taş yığınları arasında ilk insanlardan farkı yoktur. Garp Cephesi Komutanlığı’nın gönderdiği ‘Tekrik-I Mezalim Heyeti’ o viranelerde taşlar altında kömürleşmiş insan cesetlerini araştırıken kenarda yanmış bir defter bulur. Bunu köy hlkına sordukları zaman hiç kimse onu tanımadığını söyler ve sizin gibi YABAN’ın biriydi derler.

    Ahmet Celal (yazar),Kurtuluş Savaşı başladığı zaman orduda bir süre görev yapar. Savaşlarda sağ kolunu kaybeder. Bunun üzerine arkadaşı olan Mehmet Ali ınu köyüne götürür. Köy Orta Anadolu’da küçük bir köydür. Halk cahildir. Köye gittiği zaman kafasında tasarladığı köy yaşamını bulur. Yazar köydeki insanların sağ kolunun olmadığını anlamalarını istemez. Bu yüzden hep kaçar. Ama bunu fazla saklayamaz ve bir süre sonra köy halkı bunu öğrenir. Mehmet Ali’nin annesi Zeynep Kadın’dır. Zeynep Kadın yaşlı ve hayat tecrübesi olan bir kadındır. Yazarın köyde en sevdiği kişilerden biri Bekir Çavuş’tur. Buna karşın köyün ağası Salih Ağa’yı hiç sevmez. Mehmet Ali evlidir ve bir kardeşi vardır. Adı İsmail’dir.

    Yazar köydeki ilk zamanlarında biraz gariplik çeker. Bundan dolayı köy halkı yazara YABAN diye hitap eder. Köye epeyce alışır. Yazar harpten geldiği için harpte olup bitenleri bazen gazete alarak bazen de halka sorarak öğrenir.I. ve II. İnönü Zaferleri’ne çok sevinir. Ama aynı sevinci halkta göremediği zaman onlara öfkelenir.Porsuk Çayı köye yakındır. Yazar Porsuk Çayı’na sık sık gider ver orada kafasını dinler.Köylülerin kendisine karşı tutumlarını değerlenidrerek sık sık kendine ben yaban değilim der,bunu ispatlamaya çalışır. Bir defasında Porsuk Çayı etrafında dolaşırken bir kız görür. Bunu kovalar fakat kızı yakalayamaz, kaybeder. Birgün yine dolaşırken kızla konuşmayı başarır. Sadece adını ve nerede yaşadığını öğrenir. Sadece adını ve nerede yaşadığını öğrenir. Adı Emine’dir.

    Köye bazen şeyhler gelir. Köy halkı cahil olduğu için bu şeyhlerin söylediklerine inanırlar. Yazar bu şeyhlerin söylediklerini öğrenince köy halkına çok kızar. Cahilllikle suçlar.
    Birgün muhtar ve jandarmalar Mehmet Ali’nin evine gelir. Mehmet Ali’nin askere alınması gerektiğini söylerler. Ve Mehmet Ali’yi askere alırlar. Yazar köyde yalnız kalmıştır. Annesi Zeynep Kadın ne kadar çocuğunu vermek istemese de oğlu askere gider. Yazar bu olaydan bir süre sonra Mehmet Ali’nin evinde kalmayı doğru bulmaz ve bir ev kiralamak ister. Bunu Bekir Çavuş’a söyler. Bekir Çavuş yazara kendisine verebileceği küçük bir evi olduğunu söyler. Bir süre sonra yazar bu eve taşınır.Köyde yaşamını bu evde geçirir. Ev dağ sırtında köyü baştan aşağı görebilecek bir yerdedir. Bu eve Gariban İsmail’le beraber kalırlar ve İsmail ev işlerinde yardımcı olur. Bu arada yazar Emine’yle bir iki defa konuşur. Emine’ye kendisini çok sevdiğini söyler. Emine bunun üzerine halasından istenmesi gerektiğini yazara söyler. Fakat yazar bu cesareti bulamaz. Bu arada Mehmet Ali’in kardeşi İsmail Emine’yle evlenir. Yazar bu durumdan hoşnut değildir.İsmail’in Emine’ye uygun olmadığını düşünür. Bunu Bekir Çavuş’a söyler. Bekir Çavuş hanımına söyler. Fakat Emine’nin halası yazarın bir yabancı olduğu için tekifi reddeder. Yazar yaşamını daha kolay sürdürmek için eve bir hizmetçi alır. Adı Emeti Hanım’dır. Emeti Hanım’ın tek bir torunu vardır,adı Hasan’dır. Yazar sonradan Hasan’la çok iyi dost olur. Emeti Hanım yazarın tüm ev işlerinde yardımcı olur.
    Yazar uzun bir süre harpten haber gelmeyince endişelenir. Durumun vahim olduğunu düşünür. Düşman uçaklarının köyden geçerken kağıt atmalarının hiç te iç açıcı olmadığını düşünür.
    Etraftaki top sesleri epeyce köye yaklaşmıştır. Savaş tedirginliği vardır. Birgün düşman askerlei gelip köyü basar. Kimse sokağa çıkamaz. Yazarın evine gelen düşmanlar evi didik didik arayıp herşeyi dağıtırlar. Yazarın Fransızca kitaplarına bakarlar. İki silahını da alırlar. Birkaç gün daha köyde kalan düşmanlar parayla yiyecek aldıktan sonra giderler. Bİr müddet köyde sessizlik olur. Halk bu olayı unutmaya çalışırken tekrar düşman askerleri gelir.Bu düşman askerleri yenilip kaçan askerlerdir. Amaçları köyü yağmalamaktır. Emeti Kadın’ın torunu Hasan’ı da öldürürler. Yazarın evi dahil tüm evleri yakarlar. Bu arada yazar ile Emine arasında büyük bir yakınlaşma olur. Hatta beraber kaçmayı planlarlar. Akşam olunca köyden kaçarken ikisi de düşman askerlerinin kurşunlarına maruz kalırlar,fakat ölmezler. Yazar köyde geçirmiş olduğu iki üç yıl içinde yazmış olduğu defteri Emine’ye vererek oralardan uzaklaşır ve bir daha kimse yazarı görmez.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ

    İnsanların bilgili olmaları, bazı konularda kendini geliştirmiş olmaları her yönden genel kültür ve birikime sahibi olmaları gerekir. Vatan sevgisi çok önemlidir. Gerekirse vatan için herşey feda edilmelidir.






    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    1.Derece:

    YAZAR:İyi niyetli,devletini çok seven,yardımsever,insanlara doğru yolu gösteren birisidir. 30 35 yaşlarındadır. Sağ kolunu savaşta yitirmiştir. Zabittir.

    2.Derece:

    EMİNE:İçine kapanık dürüst bir kızdır. Halasının yanında kaldığı için her istediğini yapamaz. Babası harptetir. 17-18 yaşlarında genç ve güzel bir kızdır.ismail’le istemeyerek evlenmiştir. Sonunda onu terk eder.

    3.Derece:

    SALİH AĞA:Köyün ileri gelenlerindendir. Sözü sayılır. nsanlara yardım etmeyi sever. Yazara bir takım iyilikler yapmıştır.
    MEHMET ALİ:Yazarın köye gelmesini sağlar. Arkadaş sevgisi vardır. Harp için tekrar orduya alınmıştır.
    ZEYNEP KADIN:Mehmet Ali’nin anasıdır. Yaşlı bir kadındır. Evin ve tarlanın bütün işlerini kendisi yapar. Düşmana karşı baş kaldıran tek kadındır.
    EMETİ KADIN:Yazarın ev işlerine yardımcı olur. Yaşlı,cana yakın bir kadındır.
    HASAN:Küçük bir çobandır. Anne ve babası yoktur. Kendi halinde birisidir. Yazarın iyi bir dostudur.
    BEKİR ÇAVUŞ:Köyün ağasıdır. İnsanlarla iletişimi zayıftır.Yazarla pek iyi anlaşamazlar.Yaşlıdır.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:

    Kitap Kurtuluş Yılları’nı anlatmaktadır. Dil ağır değildir. Okuduğunuz takdirde o yılları tekrar yaşamış gibi hissedeceksiniz. Vatanseverliğe örnek olacak bir kitaptır. Özellikle asker olacak kişilerin okuması şarttır. Toplusal olaylar çok olduğundan ilgi çekicidir.

    6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

    Y.Kadri KARAOSMANOĞLU(1889-1974):
    Yazar ve siyaset adamı olan Y.Kadri KARAOSMANOĞLU Kahire’de doğdu. Manisa ve İzmir Lisesi’nde, İskenderiye’de Fransızca öğrenim yapan okullarda okudu. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre önce İstanbul’a gitti. Sanat için sanat anlayışını savunan Fecr-I Ati topluluğuna bu doğrultuda öyküler yazdı. Daha sonra Milli Edebiyat Akımı’nı benimsediği toplumsal sorunlara yöneldi. İkdam,Dergâh…gibi gazete ve dergilerdeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi.
    1932’de Atatürk İlkeleri’ni benimsetmek ve yorumalamak amacıyla çıkarılan Kadro Dergisi’nin kurucu ve yazarları arasında yer aldı.





    ESERLERİ:

    Bir Serencam(1913),Rahmet(1923),Mi lli Savaş Hikayeleri(1947),Anamın Kitabı(1957),Politikada 45 Yıl(1968).

    *Yaban 1950’den sonra gelişen bir romandır.






    HAZIRLAYAN:
    İmzası :
    Adı Soyadı :Özgür CENGİZ
    Kısım :53
    Apolet No. :3105

    Tarih :11.03.2002
  2. #222
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU

    KİTABIN ADI
    ARMAĞAN
    KİTABIN YAZARI
    DANIELLE STEEL
    BASIM YILI
    1994
    BASIM YERİ
    İNKILAP KİTAPEVİ



    1.KİTABIN KONUSU :

    Kitabın konusunu bir kızın ergenlik çağındakisorunları oluşturmaktadır. Kızın ailesinin çok katı kuralları olması dolayısıyla çevresiyle olan ilişkilerinin boyutlarını ele almıştır.

    2.KİTABIN ÖZETİ :

    Kış mevsiminde, Whitteaker ailesi noele çok büyük bir heyecanla hazırlanmaktadır. Ailenin reisi olan john’un babasında kalma, kendisininin yürüttüğü bir işi vardır. Ailenin hanımı olan Liz iyi öğrenim görmüş olan biridir. Çocukları dünyaya geldikten sonra işini bırakmış ve kendini tamamen onların yetişmesine adamıştır. Tommy ailenin büyük çocuğudur. Kendisi okulda ve uğraştığı spor dallarında çok başarılıdır. Küçük çocukları, Annie ise çok yaramaz ve bir o kadar da sevimli bir kız çocuğudur. Onun doğumundan sonra aile dahada birbirine bağlanmış ve mutlulukları bir kat daha artmıştır. Noel hazırlıkları son hızla devam ederken evde büyük bir heyecan hüküm sürmektedir.

    Sonunda noel gelir. Hep birlikte mutlu bir noel geçirirler. Noelden bir kaç gün sonra Annie hastalanır ve yatağa düşer. Liz akşam doktoru çağırır. Doktor akşam eve gelir ve Annie’in hastalığının soğuk algınlıgı olduğunu söyler. O akşam Liz’in gözüne uyku girmez. Sabah kalktığında Annie’nin ateşi dahada artmış ve sık sık nefes almaya başlamıştır. Hemen hastaneye giderler; ama artık çok geçtir. Annie ölmüştür. Bütün aile birbirini sorumsuzlukla suçlamaktadır. John artık işinden geç vakitte dönmeye; Tommy okulu asmaya ve Liz’de hiçbirşeyle ilgilenmemeye başlar. Evde kimse birbiriyle konuşmamaktadır. Tommy’nin dersleri düşmüştür, öğretmenleri ondan şikayetçi olmamasına rağmen halinden pekde memnun değillerdir. Tommy daha 16 yaşındadır.

    Maribeth’de 16 yaşında bir kızdır. Babasının baskısıyla bazı şeylerden yoksun bırakılmıştır. Maribeth’in babası, Bert çok huysuz ve inatçı, eski kafalı biridir. Ailede herkesin öyle olmasını istemektedir. Annesi, Margaret kendi halinde ne denilirse yapan biridir. Abisi, Ryan ise tıpatıp babasına benzemektedir. Maribeth bir gün bir partiye gider ve babası ona partide nasıl davranması gerektiğini neler yapıp yapmaması gerektiğini söyler. Akşam erkek arkadaşı onu almaya gelir ve partiye giderler. Erkek arkadaşı onunla partide ilgilenmez ve hemen içkiye koyulur. Kısa süredede sarhoş olur. Maribeth biraz hava almak için dışarı çıkar ve orada okulun en yakışıklı çocugu olan Paul’u görür. Konuşmaya başlarlar. Paul, Maribeth’e isterse onu gezdirebileceğini söyler. Beraber bir yere gidip dans ederler ve arabayla gezme turuna çıkarlar. Paul arabayı ıssız bir yerde durdurur. Maribeth’e içki teklif eder. Maribeth dansın ve içkinin tesiriyle biraz bilincini yitirir ve cinsel ilişkiye girer. Maribeth artık kız değildir.

    Daha sonra Paul onu bırakır. Maribeth artık evde oturup doğum vaktinin gelmesini bekler. Maribeth’in babası Bert, olayı öğrenince yapmadığını bırakmaz. Kızını gözlerden uzak bir doğum yapması, doğan çocuğun başkasına verilmesi için şehir dışında bir kiliseye gönderir. Maribeth kilisede kendi gibi doğum yapmak için gelen kadınları görür. Onların doğumda ve doğumdan sonra yaşadıklarını öğrenir ve dehşete kapılır. Hemen oradan çıkar. Bir otobüse binip daha uzaklara gitmek ister; ama elindeki parası onu ancak kiliseden dört beş kasaba uzaktaki bir yere kadar gidebilmesine imkan verir.

    Maribeth bu kasabada inerek iş arar. Daha sonra bir lokantada iş bulur ve çalışmaya başlar. Çalışmalarına yoğun bir tempoda devam eden Maribeth kısa zamanda lokantadaki herkes tarafından sevilmeye başlar. Kocasının bir savaşta öldüğünü ve ondan hamile olduğu, yalanını herkese söyler. Lokantada çalışan diğer işçiler ve lokantanın sahibi ona inanır. Lokantaya her zaman aynı vakitte gelen bir gençle tanışır. Kısa zamanda arkadaş olurlar.

    Lokantaya gelen genç Tommy’dir. Evde annesinin onunla ilgilenmemesinden ve yemekleri zamandında, bazı zamanlar hiç yapmadığından dolayı her zaman bu lokantaya gelir. Yemekleri burada yer. Lokantada kimsenin onun hakkında en ufak bir bilgisi bile yoktur. Maribeth’la arkadaşlıklarını ilerleten Tommy ona başından geçenleri ve neden bu kadar üzgün olduğunu anlatır. Maribeth ise ona başından geçenleri, hamile olduğunu bir türlü anlatamaz. Maribeth’in karnı giderek büyümeye başlar ve artık gizleyemez duruma gelir. Bunu farkeden Tommy ona bu olayın neden ve nasıl olduğunu sorar. Maribeth olayları başından ve tüm çıplaklığıyla anlatır. Tommy’nin arkadaşlığı kısa sürede bir aşka dönüşmeye başlar. Maribeth’e aşık olur.

    Doğum zamanı gelmiştir. Kasabada bu iki genç doktor aramaya başlar. Tommy aile doktorlarına gitmeye karar verir. Bu nedenle annesinden doktorun telefon numarasını alır. Daha sonra doktordan randevu ister. Doktor onlara bu doğacak olan çocuğun kimin olduğunu sorar. Tommy hiç çekinmeden ‘ikimizin’ yanıtını verir. Doktor, Tommy’i bir yerden tanıyordur; ama çıkarmakta güçlük çekmektedir.

    Tommy’nin doktora uğramasından bir kaç gün sonra Liz’de doktora yıllık muayenesini yaptırmak için gelir. Doktor ona oğlunun adını sorar. Daha sonra oğlunun buraya bir kızla geldiğini söyler ve onun ne zaman evlendiğini sorar. Liz bu sorunun cevabını vermekte güçlük çeker; ama oğlunun evli olmadığını söyler. Doktor, Liz’e gelen kızın hamile olduğunuda söyler. Liz hemen eve giderek Tommy’nin ne haltlar karıştırdığını öğrenmek ister. Tommy’i bularak ondan neler olduğunu anlatmasını ister. Tommy’de anlatır. Liz bunun çok yanlış bir davranış olduğunu; hemen bu oyundan vazgeçmesi gerektiğini Tommy’e söyler. Fakat Tommy kararını vermiştir birkere. Bu yolda sonuna kadar Maribeth’in yanında olduğunu; Maribeth’in öyle sanıldığı kadar kötü bir kız olmadığını; aksine çok iyi ve marifetli bir kız olduğunu annesine söyler. Liz bu konuyu babasına açmaya karar verir. Akşam olunca, john eve gelir. Liz, john’a herşeyi anlatır. Babası, Tommy’yi yanına çağırır. Tommy’den bu işten hemen vazgeçmesini ister; ama yine olumsuz bir yanıt alır. Babasınada, annesine söylediği gibi Maribeth’den bahseder. Tommy’nin Maribeth hakkında söylediklerinden ikiside çok etkilenir ve onunla tanışmak, onu tanımak isterler. Babası, Liz’inde onayını alarak onu eve davet etmesini söyler. Maribeth eve gelir ve koyu bir sohbet başlar. John ve Liz, Tommy’nin haklı olduğunu; hatta maribeth’in dahada iyi biri olduğunu anlarlar. Ona kısa zamanda alışırlar. Maribeth’in hafiften doğum sancıları başlamıştır. Bunu farkeden Liz ona nerede kaldığını sorar ve ‘istersen bizim evde kalabilirsin’ der. Maribeth önce itiraz edecek gibi olur; ama Tommy’ninde ısrarlarıyla bu teklifi kabul eder.

    Aynı zamanda öğretmen olan Liz, Maribeth’in öğrenimine devam etmesini ister. Ona kitaplar getirerek dışarıdan sınavlara girmesini sağlar. Sınavlarda başarılı olan Maribeth bir üniversiteye gitmeye hak kazanır. Maribeth’in doğumuna az kalmıştır. Anne ve baba, Tommy’nin Maribeth’e olan sevgisinin farkına varmakta fazla gecikmezler.

    Maribeth doğumdan sonra bebeğin başkasına verilmesi gerektiğini; aksi takdirde eve gitmesinin imkansız olduğunu söyler. Liz ve john onu evlatlık olarak alabileceklerle bağlantı kurmaya başlarlar. Maribeth’in kafasında bebeği Liz ve John’a vermek gibi bir düşünce vardır. Liz’e düşündüklerini söyler. Liz çok şaşırmış; ve bir o kadarda heyecanlanmıştır. Bu konuyu John’la konuşması gerektiğini söyler ve konuşur. John, Liz’e eğer sende istersen neden olmasın der. Maribeth’in onlara sunduğu bu güzel armağanı kabul ederler. Sonunda Maribeth bir kız çocuk dünyaya getirir. Bu çocuk aynı Annie’ye benzediğinden Liz, John ve Tommy hayretler içinde kalırlar. Aynı zamanda çok sevinirler. Bu bebek onlar için, Tanrı tarafından gönderilmiş bir armağandır. Maribeth’in ayrılma vakti gelmiştir. Onlarla vedalaşarak en kısa zamanda geleceğini söyler ve ayrılır.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ :

    Ergenlik çağında yaşanılan sorunların fazla büyütülmemesi gerektiğini ve bunların çözümünde ailenin öneminin büyük olduğunun unutulmaması gerektiğidir.

    4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

    JOHN : İşine ve ailesine bağlı, çalışkan ve yüreği sevgi dolu bir kişiliğe sahiptir. Ayrıca iyi bir eğitim almış , başarılı birisidir.

    LİZ : Çocuklarına ve eşine karşı sevecen , asıl mesleği öğretmenlik olan ama çocukları olduğu için bu işi bırakıp ev hanımlığına yönelen, bilgili, kültürlü, yardımsever birisidir.

    TOMMY : İyi huylu, okulunda ve derslerinde başarılı olaylar karşısında çabuk etkilenen bir karaktere sahip, spor yapmayı ve yarışmalara katılmayı seven birisidir.

    ANNIE : Yaramaz ama bir o kadar da sevimli çevresiyle iyi iletişim kuran ve hemen kendini sevdiren karaktere sahip birisidir.

    MARIBETH: Ailesi tarafından baskı altında olduğu için düşüncelerini açıkça söyleyemeyen, derslerinde başarılı ama hayatta fazla deneyimi olmadığından dolayı hayal kırıklıkları yaşayan genç ve güzel bir kızdır.

    BERT: Ailesinin üzerinde baskı kuran otoriter bir yapıya sahiptir. Hayatta sadece deneyimlerine ve gördüklerine göre hareket eden , geri kafalı biridir.

    MARGARET: İyi kalpli ama bir o kadar da eğitimsiz kocası Bert’in dediklerine harfiyen uyan, kendi düşüncelerini söyleyemeyen birisidir.

    RYAN: Babas Bert’e benzemektedir. Okulu yarım bırakmış ve babasıyla birlikte çalışmaya başlamıştır.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

    Kitap günümüz gerçeklerini çok iyi ve anlaşılır bir dille anlattığı , genç dimağlara seslendiği ve ergenlik sorunlarını konu aldığı için herkesin okuması gerekli olan bir eserdir. Dili çok sadedir. Yabancı dilde yazılmış bir kitap olmasına rağmen, çevirisi anlaşılır ve konular arasında kopukluklar yoktur.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :

    Danielle Steel Amerika ve dünyanın en tanınmış yazarlarından birisidir. Steel Fransa’da eğitim görmüş, reklamcılık ve halkla ilişkiler alanında çalışmış ve yazarlık konusunda çok çabalamıştır. Sonunda istediği gibi bir yazar olmuştur. Mesleğini çok ciddiye alarak yapar. Bazen bir konuyu iki üç yıl araştırdığı olur. Annesiyle babası Alman ve Portekizli olan Steel Avrupa’da yetişmiştir. Yabancı ülkeler ve diller her zaman yaşamında büyük rol oynamıştır. İspanyolca ve Fransızcayı kusursuzca konuşan Steel çok çekingen bir kadındır. Yaşamını saran o görünüşte ışıltılı ve ayrıntılara rağmen, kocası ve çocuklarıyla birlikte sakin bir yaşam sürmektedir.

    Danielle Steel yazarlığı dışında, Amerika Kütüphanecilik Birliğinin yönetim kurulu başkanlığınıda yapmıştır.1981’de üniversite eöğrencileri tarafından yapılan ülke çapındaki anket sonucu Steel “ Dünyanın En Etkili Kadınlarından Biri ” ünvanını kazanmıştır.

    Steel’in yayınlanmış olan yirmi üç romanının arasında yeni satışa sunulan Zoya’yı ve yine En Çok Satan Kitaplar listelerine giren diğer eserlerini, Kaleidoscope, Fine Things (Acı Yıllar), Wanderlust (Sevgi Yolu), Secrets (Sırlar), ve Family Album (Aile Albümü) sayılabilir. ABC-TV Şirketi 1986 Şubat döneminde yine Steel’in En Çok Satan Kitaplar listesine giren Crossing (Sevmek Zamanı) adlı romanından uyarlanan başarılı bir mini dizi yayınlanmıştır.

    Yazar son olarak 1986’ da Guinness Dünya Rekorları kitabına geçmiştir. Bunun nedeni kitaplarından en aşağı birinin The New York Times listesinde devamlı olarak 225 hafta kalmasıydı.


    HAZIRLAYANIN;

    İMZASI :

    ADI VE SOYADI : Kenan DALLI

    APOLET NUMARASI : 3108

    KISMI : 53

    TARİH : 15.05.2002
  3. #223
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON

    DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU
    KİTAP ADI

    Davud

    KİTABIN YAZARI
    Gerald MESSADİE
    YAYINEVİ VE ADRESİ
    Doğan Kitapçılık Hürriyet Medya Towers 34544 Güneşli-İSTANBUL
    BASIM YILI
    Temmuz 2001





    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU
    KİTAP ADI

    Davud

    KİTABIN YAZARI
    Gerald MESSADİE

    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    Doğan Kitapçılık Hürriyet Medya Towers 34544 Güneşli-İSTANBUL
    BASIM YILI
    Temmuz 2001



    1. KİTABIN KONUSU:
    Yıllar önce İsrail’de yaşayan ve peygamber olan Davud’un halkın sevgisini kazanıp, birlik ve beraberliği sağlaması anlatılıyor. Günümüzde hala devam etmekte olan İsrail-Filistin savaşlarının tarihinin ne kadar eskilere dayandığı belirtiliyor.

    2. KİTABIN ÖZETİ:
    Davud İsrail’de babasının sürülerini güden bir çobandır. Vahşi hayvanlara karşı giriştiği dövüşlerdeki başarısı ve gözü pekliğiyle tanınmıştır. İsrail’de İbraniler’in ilk kralı olarak tanınan Saul, Filistinliler’le savaşmaktadır. Filistî ordusunda Golyat adında bir canavar vardır. Bu canavar İbraniler’e dehşet saçmakta, Saul’un ordusunu perişan etmektedir.
    Davud bu olaydan haberdar olur ve çok ustaca bir yöntemle kimsenin yanına bile yaklaşamadığı Golyat’ı öldürür. Böylece Saul’un ordusunun ve tüm halkın sevgisini kazanır. Ayrıca Saul’un oğlu Yonatan’la kardeş olur ve onun kardeşi, Saul’un kızı Prens Mikail’le evlenir. Halkın Davud’u çok sevmesi, Saul’a karşı eski ilginin azalması Saul’un Davud’u kıskanmasına neden olur. Birgün İsrail halkı tarafından her dediği emir olarak nitelendirilen kahin Samuel, Davud’u tüm kavimlerin yeni kralı olarak seçer. Halk onu kral olarak tanır. Saul’la uzun mücadelelerden sonra Davud tahta çıkar. Saul ise krallığının hala devam ettiğini öne sürmektedir. Davud kısa sürede kendisini sevenlerden bir ordu oluşturur. Saul’a karşı savaşır ve onu yener. Daha sonra İsrail’de ayrı olarak yaşayan kavimleri toplar, İsrail’i birleştirir. Kudüs’ü alarak halkının başkenti yapar. Kutsal olarak bilinen Ahit Sandığı’nı Kudüs’e getirtir. Böylece yüz yıllardır sağlanamayan birlik ve beraberlik, bu üstün insan sayesinde sağlanmış olur.

    3. KİTABIN ANA FİKRİ:
    İnsanlar ancak doğru ve dürüst davrandıkları zaman hak ettikleri yerlere gelebilirler. Başarılı kişileri kıskanıp onları engellemek yerine onların nasıl başarılı olduklarını öğrenip, bizde bu yolla başarılı olmaya çalışmalıyız.


    4. KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    1.DAVUD: Hem masum hem de kurnaz bir insandır. Amansız bir savaşçı, çekici bir erkektir. Birçok özellik mükemmel denilecek seviyede kendisinde toplanmıştır. Çok çalışkan ve zeki birisidir.
    2.PRENS MİKAİL: Davud’a deli gibi aşıktır. Çok güzel, çekici, erkekler tarafından hayranlıkla izlenen bir kadındır. Davud’a iki tane çocuk vermiştir.
    3.KRAL SAUL: Kıskanç, kendinden başka herkesi küçük gören birisidir. Halkından çok kendini düşünmekte, saltanat korkusuyla önüne geleni idam ettirmektedir.Genç yaşında kral olmak onu bencil yapmıştır.

    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSî GÖRÜŞLER:
    Davud, hem tarihi konuları hem de savaşları içeren akıcı bir roman. İsrail ve Filistin savaşlarının tarihini merak edenler için okunması gereken bir kitap. Çok sade bir dille yazılmış.

    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
    GERARD MESSADİE: 1931’de Kahire’de doğdu. Bir Cizvit mektebinde öğrenim gördü. Katolik ve Ortodoks Rumların, Sünnî ve Şiî Müslümanların, Kıptîlerin, Ermenilerin birlikte yaşadığı, dünyanın en kozmopolit coğrafyasında büyüdü. Paris’e yerleştikten sonra 1955’te ilk romanını yayımladı. L’Homme qui devient dieu(1988) adlı incelemesi büyük yankı uyandırdı. Yazarın Musa adlı iki ciltlik romanı vardır.


    HAZIRLAYANIN :
    Adı ve Soyadı : Volkan ULUSOY
    Apolet Numarası : 3113
    Kısım : 53
    Tarih : 15.05.2001
  4. #224
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ

    KİTAP ÖZET FORMU




    KİTABIN ADI
    GURBET HİKAYELERİ
    KİTABIN YAZARI
    REFİK HALİD KARAY
    BASIM YILI
    1980
    BASIM YERİ
    İNKILAP VE AKA KİTAPEVLERİ




    1.KİTABIN KONUSU :

    Kitabın konusunu bir veya birden fazla kişinin başından geçmiş, yaşanmış olaylar oluşturmaktadır. Memleket özlemi kitapta çok olarak işlenmiş konular arasındadır.

    2.KİTABIN ÖZETİ :

    Eskici :

    Hasan adında bir çocuk vardır ve İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da yaşarken anne ve babasını kaybetmiş, hiç yakın akrabası kalmamıştır. Yöre halkı Hasan’ı Filistin’e halasının yanına göndermeyi uygun görmüşlerdir. Hasan’ı vapura bindirip Filistin’e gönderirler.

    Halasının yanına giden Hasan, o yörenin diline yabancı olduğu için hiç kimsyle konuşmaz. Bir gün halasının evine ayakkabıları tamir için bir eskici gelir ve Hasan onun karşısına oturarak onu seyretmeye başlar. Daha sonra eskiciye ‘ çiviler ağzını acıtmıyor mu?’ der. Eskici önce çocuğun Türkçe konuşmasını garipser. Daha sonra sen nerelisin diye sorar. Hasan anlatmaya başlar. Hiç durmadan konuşmaktadır. Eskiciyle beraber memleketlerinden bahsederler. Eskicinin işi bitmiş, gitme zamanı gelmiştir. Ayrılırken hasan çok ağlar ama elinden hiçbirşey gelmez.

    Köpek :

    Osman memleketinden uzun süre önce ayrılır ve Lübnan’da çalışmaya başlar. Osman kimseyle konuşmayan çok yalnız biridir. Bir gün yine işe çıkmışken arkasına bir köpek takılır. Ona bakınca onunda memleketinden uzak olduğunu düşünür. Köpeğin kaderinin kendisine benzediğini düşünerek onu yanına alır. Artık her yere onunla gider olmuştur. Köpek, Osman’ın yanına geldiğinden beri kilo alır, Osman’la oynamaya onu sevmeye başlar.

    Bir gün Osman’ı Lübnan’da zabitler yakalar. Yasak olarak çalıştığından dolayı onu şehir dışı etmek isterler. Ama köpeğin onunla beraber gitmesini istemezler. O zamanlar hayvanların hastalık bulaştırma tehlikesi olduğu için, onları şehir dışı etmek yasaktır. Bu nedenle Osman’ı köpeksiz şehir dışı ederler. Osman çok üzülür hatta ayrılırken köpekle bile vedalaşır. Köpek ağlamaklı olmuştur ama bir şey yapamaz. Osman’ın eski neşesi artık kalmamıştır. Kader yine ona kazığını atmıştır.



    Testi:

    Ömer adında bir genç lübnanda şöförlük yapmaktadır. Bir akşam arabasına üç bedevi biner ve ondan hemen bir doktara gitmesini isterler. Adamlardan biri nefes alırken zorluk çekmektedir. Ömer merak edip nesi olduğunu sorar. Bedevilerden tyaşlıca olanı yanındakinin testşden su içerken, testinin içine düşmüş olan bir arının boğazına kaçarak onu soktuğunu söyler.

    Lübnan halkı ozamanlar hastalık bulaşır korkusuyla bardak kullanmaz, testiyle içerlerdi. Testiyle içerkende ağızdan birkaç parmak yukarıdan akıtarak içrelerdi. Bu tür olaylar orada çok sık olurdu.

    Adam bir ara nefes almamaya başlar. O sırada ömer doktor yazılı bir yerde durur ve adamı içeri taşırlar. Fakat doktor birkaç saat önce hayata gözlerini yummuştur. Arı tarafından sokulan adamda aradan çok geçmeden doktorun yanında yerini alır.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ :
    Kitapta, insanın memleketi kadar güzel bir yere sahip olamayacağı, onun kıymetini, ondan uzak kalanların daha iyi bildiğini ve uğruna herşeyden vazgeçilebilecek bir şey olduğu savunulmuştur.

    4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

    HASAN: Hasan kendi halinde, sevecen, yadımsever ve yaşamaktan zevk alan biridir. Başından geçen olaylar onu derinden etkilemişsede, hayata bağlılığı fazla zayıflamamıştır.

    ESKİCİ: Hayatta öylesine yaşayan, memleketinden uzun süre önce ayrılmış işini çok iyi yapan ve memleketlilerine karşı çok iyi davranan biridir

    ÖMER: Küçük yaşta memleketinden ayrı düşmüş, çok iyi araba kullanan, bilgili, kültürlü ve görmüş geçirmiş birisidir.

    OSMAN: Çok duygusal bir yapıya sahip, hayattta başından geçen olaylardan sonra kimseye güveni kalmamış, ama sevgiye sevilmeye muhtaç biridir.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

    Kitap memleketimizin ne kadar güzel ve pahabiçilmez değerde olduğunu gözler önüne seren, okuyanı çok derinden etkileyen ve onların memleketlerine karşı olan duygularını çoşturan güzel bir yapıttır. Dili sade ve anlaşılması kolaydır. Yazar herkesin anlayacağı tüden bir üslup kullanmıştır. Herkesin okuması ve olaylardan ders çıkarması gereken bir kitaptır.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :

    1888'de İstanbul'da doğan Refik Halit, Bank-i Osmani serveznedarlarından, "bâlâ" rütbesine sahip Mehmed Halid Bey'in oğludur. Vezneciler'de Şemsu'l-Maarif ve Göztepe'de Taş Mektep'te okuyan ve ayrıca özel dersler de alan Refik Halid, Mekteb-i Sultani'yi terkettiği gibi, Mekteb-i Hukuk'u da yarıda bırakıp Maliye Merkez Kalemi'ne katip olarak girdi.

    1908'de katipliği bırakarak, Servet-i Fünun'da ve Tercüman-ı Hakikat'te çalışmaya başladı, bu arada kendisine ait Son Havadis adıyla bir gazete çıkardı ancak bunu on beş sayı sürdürebildi. Fecr-i Ati Topluluğu'na katıldı, Servet-i Fünun'a yazılar verdi. Kalem adındaki mizah dergisinde de "Kirpi" müstear ismiyle siyasi mizah yazıları yazdı. Sada-yı Millet'te, bilahare Cem'de Kirpi müstear ismiyle yazılar yazdı.

    Gazeteci Ahmet Samim'in 9 Haziran 1910'da İttihatçılarca katledilmesi üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve Terakkicilerce mimlendi. "Kirpi" müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve Terakki Fırkası'nı yerden yere vuran yazılarını "Kirpinin Dedikleri" adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın elindeki Beyoğlu Belediyesi'nde yedi ay süreyle Başkatip olarak çalıştı, Mahmud Şevket Paşa'nın katlinden hemen sonra da, yargılanmaksızın Sinop'a sürüldü (1913), bilahare Çorum, Ankara ve Bilecik'e gönderildi. Bilecik'teyken ongünlük bir izinle İstanbul'a geldiğinde Ziya Gökalp'in yardımlarıyla geri dönmedi yani sürgünlüğü son buldu (1918).




    Robert Kolej'de bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği yaptı, bu arada Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleler yayınlayan Refik Halid, Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı, Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir'in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttuğu için, İstanbul'un işgalcilerden kurtarılışının ardından 09.11.1922 tarihinde Beyrut'a kaçtı. Yüzellilikler listesine alınması ve ihracı konusunda baskı yapılması üzerine Suriye'nin vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Halep'te yayımlanan Doğruyol ve Vahdet gazetelerini yönetti, bir ara kendi adına çıkardığı gazeteyi de tepkiler yüzünden kapatmak zorunda kaldı.

    Af Kanunuyla, 1938'de yurda dönüp, yazmaya ve geçimini bu yoldan sağlamaya devam eden Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul'da öldü.




    ESERLERİ:

    Romanları:İstanbul’un İçyüzü,Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, Anahtar, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün 1-2-3, Yeraltında Dünya Var, Dişi Örümcek, Bugünün Saraylısı, İkibin Yılın Sevgilisi, İki Cisimli kadın, Kadınlar Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş, Dört Yapraklı Yonca, Sonuncu Kadeh.

    Hikaye Kitapları:Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri,Kirpinin Dedikleri, Ago Paşa’nın Hatıraları, Ay Peşinde, Sakın Aldanma İnanma Kanma, Tanıdıklarım, Guguklu Saat, Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, İlk Adım, Üç Nesil Üç Hayat, Minelbab İlelmihrab.


    ilk baskısı yayınevimiz tarafından yapılan Bir Ömür Boyunca, yazarın 1922-1938 arasındaki sürgünlük yıllarını kapsayan anılarıdır. Ama anlattıkları bu yıllarla ve bu dönemin olaylarıyla sınırlı değildir. Beyoğlu'nun lokanta adabı, Sinop'taki sürgün dünyası kadar Resneli Niyazi'nin meşhur geyiğinin akıbetini de Refik Halid'in güzel ve özgün üslubundan okuruz. Bir Ömür Boyunca, yazarın ölümünden sonra yayınlanan en güzel ve önemli eseridir.


    HAZIRLAYANIN;

    İMZASI :

    ADI VE SOYADI : Kenan DALLI

    APOLET NUMARASI : 3108

    KISMI : 53

    TARİH : 15.05.2002
  5. #225
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart


    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON

    DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU
    KİTAP ADI



    Handan

    KİTABIN YAZARI

    Halide Edip ADIVAR
    YAYINEVİ VE ADRESİ

    Atlas Kitabevi Narlıbahçe Sok. 9 No:1 Cağaloğlu/İSTANBUL
    BASIM YILI

    Nisan 1995




    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU
    KİTAP ADI

    Handan

    KİTABIN YAZARI
    Halide Edip ADIVAR
    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    Atlas Kitabevi Narlıbahçe Sok. 9 No:1 Cağaloğlu/İSTANBUL
    BASIM YILI
    Nisan 1995


    1. KİTABIN KONUSU:
    20. yüzyılın başında istanbul’da yaşayan bir ailenin çok değerli, akıllı, sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan
    etkilenip birbirlerine yazdıkları mektupları içeren bir kitap.

    2. KİTABIN ÖZETİ:
    Refik Cemal, Cemal Bey’in baldızı Neriman ile evlenecektir. Neriman Cemal Bey’in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş, alafranga bir çocukluk geçirmiştir.
    Ailenin ayıca Handan adında bir kızı vardır. Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çok çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır. Neriman’la kardeş gibi olan Handan, Neriman’ı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir. Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.
    Evlilik zamanı Handan, kocası Hüsnü Paşa ile birlikte Paris’te yaşamaktadır. Handan, gençliğinde Nazım adlı birisini sever ama Nazım sosyalist birisidir. Onun ideallerini ve amaçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım’ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir. Nazım bu olay üzerine kendini asar ve sorumlusu olarak Handan’ı gösteren bir mektup bırakır. Handan bu olaydan sonra kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu gider. Zaten Hüsnü Paşa da onu sadece bir kadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir. Ayrıca bunları Handan’a rahatça söyleyebilmekte ve onların ne kadar güzel olduklarını anlatabilmektedir. Herkes tarafından taparcasına sevilen Handan, önceleri buna dayanır. Hayatını sevemediği Hüsnü Paşa’ya adar. Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır. Sonunda üç aydır ondan ayrı yaşayan Hüsnü Paşa’nın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur. Hafızasını kaybetmiş, eskiden kalan hiçbir şeyi hatırlayamaz olmuştur. Ona hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurt dışında metresleriyle eğlenmektedir. Bu olay onu pek ilgilendirmez. Neriman hamile olduğu için Refik Cemal onunla kalır ve Handan iki üç ay İtalya’da konsultasyonlara tabii olur. Yanında sadece Refik Cemal ve bir hastabakıcı kalır. Handan, bu süre zarfında Refik Cemal’e aşık omuştur. Ayrıca Refik Cemal de ona delicesine severek vurulmuştur. Ancak evli olduğu ve karısını da çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir. Bir süre sonra Handan’ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir. Canından çok sevdiği Neriman’ın kocasına, Refik’e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.

    3. KİTABIN ANA FİKRİ:
    İnsanın ne olursa olsun sevdiği ve ileride de daima seveceği insanla evlenmesi gerektiğini, sevilmenin ve vefanın ne kadar önemli olduğunu belirtiyor.


    4. KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    1.HANDAN: İnsanları çok çabuk etkileyebilen, yeterince güzel, akıllı, okumayı seven birisidir. Alafranga bir hayat yaşamıştır. Çok sabırlı ve duygusal bir insandır.
    2.REFİK CEMAL: Kültürlü, utangaç ve ilgili birisidir. Ailesini ve karısını çok sevmektedir. Ayrıca Handan’a aşık olmuştur.
    3.NERİMAN: Güzel, vefalı, çok kültürlü olmayan, okumayı çok sevmeyen sıradan birisidir. Handan’ı herşeyden çok sevmekte adeta kendini ona adamaktadır.
    4.HÜSNÜ PAŞA: Kadınları sadece eğlence malzemesi olarak gören, evliliğin anlamı olmadığını düşünen, zengin bir adamdır. Kinci ve kendisini düşünen birisidir.

    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSÎ GÖRÜŞLER:
    Kitabın dili çok akıcı değildir. Duygusal eserler okumayı sevenler için okunması gereken bir roman. İnsan ilişkilerinin özelliklerini çok net bir şekilde ortaya koyan bir kitap.

    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
    HALİDE EDİP ADIVAR: Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrinin tanınmış edebiyatçılarındandır. 1882’de İstanbul’da doğmuştur. Amerikan Kız Kolejini bitiren ilk Türk kızıdır. 1901’de koleji bitirince pozitif bilimleri hocası Salih Zeki ile evlenmiştir. İlk romanı Heyula’yı 1908’de neşreder. Salih Zeki’nin ikinci defa evlenmesi üzerine ondan ayrılır (1910). Mütakere yıllarında Anadolu’ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan Adıvar’la Atatürk’e yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra İstanbul’a dönen Halide Edip, 1950-1954 arası İzmir milletvekili olarak T.B.M.M.’ye girmiş, 9 Ocak 1964’de İstanbul’da vefat etmiştir.
    ESERLERİ: Heyula(1909), Raik’in Annesi(1908), Yeni Turan(1912), Ateşten Gömlek(1922), Vurun Kahpeye(1923), Sinekli Bakkal(1935), Tatarcık(1938), Sonsuz Panayır(1946), Dağa Çıkan Kurt(1922), Türk’ün Ateşle İmtihanı(1959) …

    HAZIRLAYANIN :
    Adı ve Soyadı : Volkan ULUSOY
    Apolet Numarası : 3113
    Kısım : 53
    Tarih : 15.05.2002
  6. #226
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU
    KİTABIN ADI

    Çölde Bir İstanbul Kızı

    KİTABIN YAZARI
    Mahmut Esat Karakurt

    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    İnkilâp Yayın Evi

    BASIM YILI
    1980


    1. KİTABIN KONUSU : Çölde eşkiyalar tarafından kaçırılan bir paşa kızının yaşadığı olaylar ve eşkiyaların reisi ile yaşadığı aşk.

    2. KiTABIN ÖZETİ :Şam valisi Abdullah Paşa’nın kızı Fahrünnisa Hanımı kaçırıp, öldüren İbni Fikret aşiretini dağıtmak amacıyla Nazım Paşa komutasında bir birlik kurulup; Yemen çöllerine gönderilir. Birliğe Nazım Paşa’nın kızı Sermin de katılır. Sermin 24 yaşında, iyi eğitim görmüş, güzel bir kızdır. Birlik komutanı Yüzbaşı Afif Beyle nişanlıdır. Yemen çöllerinde 20 gündür asilerle karşılaşamayan Sermin Hanımın canı çok sıkılır. Paşa; Afif Bey, Sermin ve bir çavuşu üç saaat ilerideki bir eğlence yerine gönderir. Sabahlara kadar şarkıların çalınıp, söylendiği; yarı çıplak kızların dans ettiği bu yer tıklım tıklım doludur. Bir masaya otururlar. Aradan biraz süre geçtikten sonra kapıdan iri cüsseli genç biri girer ve ardından yüzlerce eşkiya buraya dolar. Burada Sermin Hanım ile bu genç arasında sürtüşme çıkar, araya Afif Bey girer; fakat eşkiyalar onu etkisiz hale getirirler. Bunun üzerine hemen orayı terk edip çadırlarına dönerler. Sabah Sermin olayları babasına anlatır. Nazım Paşa anlatılanlardan bunların peşlerinde oldukları İbni Fikret aşireti olduğunu düşünür. Hemen Yzb. Afif Beyden birliği ile bu aşiretin peşine düşmesini ister. Sermin Hanım da akşamki olayların öcünü almak için onlarla gitmek ister, Yzb Afif Beyin karşı çıkmasına rağmen birliğe dahil olur. Birlik eğlence yerinin etrafını sarar.Yzb. Afif Bey oranın sahibi yaşlı adamı sorgular. Yaşlı adam bu aşiretle uğraşmamalarını, çok tehlikeli olduklarını söyler. Tam bu sırada aşiret etraflarını sarar. Yzb. Afif Beyin birliğinin tüm mukavemetine rağmen aşiret bunları yener ve Sermin Hanımı da esir alarak oradan uzaklaşır. Bundan sonra Sermin için kötü günler başlamıştır. Sermin’i karargâhlarına götürürler, o artık aşiretin malıdır. Sermin için kura çekerler,kurada çıkan kişi o geceyi Sermin ile birlikte geçirecektir. Kurada çıkan kişi Sermin’I sürüyerek odasına götürür. Bunu yaptığına aşiret reisi Fikret çok üzülür; fakat elinden bir şey gelmez. Sermin odada kendisine sahip olmak isteyen adama iki el ateş ederek öldürür. Araplar hemen odaya girerler ve adamı kanlar içinde bulurlar. Bunun üzerine aşiretin ihtiyar heyeti Sermin’i yargılayarak idama mahkum ederler. Bu görevi de Fikret’e verirler. Alınan karara göre Fikret Sermin’le o geceyi geçirecek ve sabah güneş doğmadan iki kurşunla öldürecektir. Fikret bunu yapamaz ve Sermin’le birlikte oradan kaçmayı başarır. Fikret kız kardeşi ve onun nişanlısını öldürdüğü için ölüme mahkumdur. Bunu da göze alarak Sermin ile İstanbul’a döner. Nazım Paşa kızını kurtardığı için Fikret’in affedilmesi için ön ayak olur fakat; muvaffak olamaz. Fikret tekrar yargılanarak ölüm cezası onaylanır ve idam edilir.
    3. KİTABIN ANA FİKRİ :İnsan ne kadar gaddar ve acımasız olursa olsun yine de içinde bir sevme yönü vardır. Bu sevgi onu ölüme dahi götürebilir.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

    Sermin:İyi eğitim görmüş, güzel bir İstanbul kızıdır. Karşı cins ile arkadaşlık kurmayı sevmeyen bir kişiliğe sahiptir. Erkek gibi yetiştirilmiştir.

    Fikret:Kız kardeşini öldürdüğü için İstanbul’dan kaçmış ve eşkiya olmuştur.

    Yzb. Afif Bey:Sermin’le nişanlıdır. Onun da birliğe katılmasına karşı çıkmıştır.

    Nazım Paşa:Kızının isteklerine hayır diyemeyen bir Osmanlı paşasıdır.

    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Kitap, serüven, hareket niteliklerini birleştiren sürükleyici bir romandır.


    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
    1902 yılında İstanbul’da doğan yazar; özellikle aşk ve serüven romanlarıyla tanınmıştır.Kadıköy Sultanisi’ni, İstanbul Diş Hekimliği Okulu’nu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.Avukatllık,gazetecilik , Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı.
    İlk yazıları muhabir olarak çalıştığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan Karakurt daha sonra İleri gazetesinde çalıştı.İkdam, Cumhuriyet, Tasvir, Yeni Sabah gibi gazetelerde çeşitli konuları, özellikle de polisiye olayları konu alan röportajlarıyla dikkat çektiKüçük öyküler yazdı.Çoğu sinemaya uyarlanan, olaya dayalı aşk ve serüven romanlarıyla geniş bir okur kitlesine seslendi.
    Eserleri; Vahşi Bir Kız Sevdim, Çölde Bir İstanbul Kızı, Dağları Bekleyen Kız, Allahaısmarladık, Ölünceye Kadar, Son Gece, Kadın Severse, İlk ve Son, Kocamı Aldatacağım, Sokaktan Gelen Kadın, Ankara Ekspresi, Bir Kadın Kayboldu, Ömrümün Tek Gecesi, Erikler Çiçek Açtı, Son Tren, Kadın İsterse.
    HAZIRLAYANIN :
    İMZASI :
    ADI SOYADI :Miraç KARAKUŞ
    APOLET NO :3118
    KıSMI :53
    TARİH :15.05.2002
  7. #227
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU

    KİTABIN ADI : Zambaklar Açarken
    KİTABI YAZARI : Kerime NADİR
    YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap ve Aka Kitap Evleri Kollektif Şirketi

    BASIM YILI : 1980

    1. KİTABIN KONUSU :
    Kitap sorumsuz bir evladın karısına karşı olan sorumluluklarını üstlenmek zorunda olan bir babanın hikayesini anlatmaktadır.

    2. KiTABIN ÖZETİ :
    26 Mart günü hikayenin ikinci dereceden kahramanlarından olan Mete’den babasına;evlendiği ve karısının kaldığı hotelden alınması gerektiği ve baba Oğuz ALBATROS’un bu işle ilgilenmesi istemiyle bir mektup gelir. Bu haber üzerine baba Oğuz ALBATROS oğlunun mektupta vermiş olduğu adresten yeni gelinini almak üzere yola çıkar.Bu sırada da ağır bir yağmur ona eşlik etmektedir.Oğuz hotele girer ve 216 numaralı odada kalan Perran ALBATROS’la görüşmek istediğini söyler..Orada bulunan görevli 216 numaralı odaya telefon açar fakat telefona cevap veren çıkmaz.Bunun üzerine görevli Oğuz’a telefona kimsenin çıkmadığını ama isterse bir görevlinin onu odaya götürebileceğini söyler.Oğuz’un kabul etmesi üzerine odaya birlikte çıkmaya başlarlar ve Oğuz oğlunun gönderdiği mektubu bir kez daha okumak üzere cebinden çıkarır ve yürürken aynı zamanda gelen mektubu da okur.Kapıya vardıklarında görevli memurla birlikte “rahatsız etmeyin” yazısını görürler.Oğuz bu yazıyı görünce resepsiyona iner ve kendine bir oda ayırtır.Fakat o gece tek başına olduğundan sıkılır ve bir bara gitmeye karar verir.Yoldaki barlardan birine girer,en tenha köşeye oturur ve garsondan viski-soda ister.Geldiği bu mekan oldukça kalabalık ve gürültülüdür.Oğuz viskisini içerken ortam iyice kalabalıklaşır ve gençler daha da hareketlenmeye başlar.Bir süre sonra Oğuz’un deyimiyle “İsa kılıklı bir adam” sahneye çıkar ve açık seçik şarkılar söylemeye başlar.Fakat bu adam bu şarkıyı yalnız başına söylemeyecektir.Az sonra sahneye çok güzel bir sarışın çıkar ve çok iyi striptiz numaraları yapmaya başlar.Oğuz burada bir süre daha oturur ve hoteline geri döner.
    Oğuz ALBATROS ertesi sabah erkenden kalkar ve hemen 216 numaralı odayı bağlamaları için resepsiyona talimat verir.Biraz sonra telefona peltek konuşmalı bir kız çıkar ve yarım saat sonra hotelin lobisinde buluşmak üzere sözleşirler.Oğuz bu söz üzerine hemen hazırlanıp lobiye iner fakat Perran biraz gecikmiştir.Perran geldiğinde ise Oğuz şaşkınlığını gizleyemez.O esnada Perran da aynı durumdadır.Çünkü Oğuz’un gelini Perran dün akşam Oğuz’un barda gördüğü ve izlediği kızın ta kendisidir.Aradaki tek fark kızın saçlarının siyah olmasıdır.Kız o gece sahneye perukla çıkmıştır.
    Oğuz ve Perran tanışma faslından sonra Oğuzların çiftliğine gitmek üzere yola çıkarlar.Oğuz Perrana çok kızgındır ve yol boyunca sadece Perran tarafından sorulan sorulara cevap verir.Perran konuşmadığı sürece Oğuz da ağzını açıp bir tek kelime bile etmez.
    Sonunda çiftliğe ulaşırlar.Bütün herkes kapıda Oğuz ve Perranı gayet iyi bir şekilde karşılar.Biraz sonra evin hizmetçisi İclal Hanım Oğuz’a avukatının kendisini aradığını iletir.Bunun üzerine Oğuz da hemen avukatını arar ve kendisini neden aradığını sorar.Avukat;daha önceden Oğuz ve eşi Mediha’nın boşanmak için açmış olduğu davanın temyiz olduğu haberini vermek için aradığını söyler.
    Oğuz odasına çekilip çalışmaya koyulduğu sırada Perran içeri girer ve konuşmaya başlarlar.Bu sohbet esnasında Perran kendisini tanıtmaya başlar.Babasını emekli öğretmen olduğunu fakat iki yıl önce öldüğünü,annesinin ise kendilerine bakmak için terzilik yaptığını söyler.Sonra Meteyle nasıl tanıştıklarını anlatır.Uzun bir sohbetten sonra akşam yemeğini yemek üzere aşağı kata inerler.Oğuz’un yemekte çok sevdiği bir arkadaşı vardır ve Oğuz onu herkese tanıtır.Fakat sonradan sofrada bir misafirin daha olduğu anlaşılır.Bu da Oğuz’un halası Tomris ALBATtır.Tomris ALBAT ünlü bir roman yazarıdır.Perran Tomris ALBATın tüm romanlerını okumuştur ve kendisine olan hayranlığını bir kez de yüz yüze dile getirme fırsatı bulur.Akşam yemeğinin konusu Oğuz ve Medihanın boşanma davasıdır.Tomris ALBAT hazır dava temyiz olmuşken;Oğuzdan,Medihayı aramasını ve eve dönmesini rica etmesini ister.Zor da olsa Oğuz bunu kabul eder.Ne Mete ne de Oğuz ALBATROS Perranın bu konuyu duymasını istememelerine rağmen hizmetçi İclal olayı Perrana anlatır.Sabah olayı artık öğrenmiş olan Perran bu konudan Oğuza bahseder.Oğuz bu konuyu yalanlar ve zor da olsa böyle birşeyin olmadığına Perranı inandırır.Kahvaltıdan sonra Oğuz ile Perran çiftliği gezmeye çıkarlar.Oğuz her yeri Perrana tanıtır hatta ormanı bile birlikte gezerler.Perranla Oğuz o günden sonra bütün günlerini birlikte geçirmeye başlarlar.Her gün gezip dolaşırlar,çok eğlenirler.İstanbula inip yemek yerler,müzikli yerlerde eğlenir ve akşamın bir vaktinde eve gelirler.
    Günün birinde Oğuzun bazı işleri dolayısıyla İstanbula inmeleri gerekir.Ama önce Oğuzun yazısı temize çekilmelidir.Perran o işin kolay olduğunu,yarım saat içinde bitirebileceğini Oğuza iletir.Gerçekten Perran yarım saat içinde Oğuzun yazısını süratle yazar ve bitirir.Sonra yola çıkmak için hazırlanırlar ve yolculuk başlar.
    Vardıklarında ilk önce basım evine giderler.Burada işleri bittikten sonra sıra öğle yemeğine gelir.Öğle yemeklerini de yedikten sonra Oğuz Perranı bir kuyumcuya götürür ve tek taşlı bir yüzük alarak kendisine hediye eder.Perran bunun üzerine hem şaşırır hem de çok sevinir.Sonra müzikli bir mekana gidip eğlenmeye başlarlar.Daha sonraki akşam yemeğinde alkolü fazla kaçırırlar ve eve dönemeyeceklerini anlarlar.Oğuz arabayı bir deniz kenarına çeker ve arabada sabahlarlar.
    Sabah uyandıklarında ikisinin de başı çatlayacak derecede ağrıyordur.Eve dönemeyeceklerini ve en iyi seçimin Oğuzun halası Tomris ALBATın evine gitmek olacağına karar verirler.Eve vardıklarında Tomris çok şaşırır.Orada iyi bir uyku çekerler.Uyandıklarında da her şeyi Tomrise anlatırlar.
    Günler böyle geçerken Oğuzun Ankarada bir işi çıkar.Bu şehirde bir iki gün kalmalıdır.Konuyu Perrana açınca Perran çok üzülür.Fakat Oğuz işlerini mümkün olduğunca çabuk bitireceğine dair söz verince Perran biraz olsun rahatlar.Oğuz Ankaraya gidince Perran tüm arkadaşlarını çiftliğe çağırır.Geçen günler zarfında çiftliğin altını üstüne getirirler.Oğuz çiftliğe telefon açtığında İclal Oğuza;Perranın arkadaşlarını eve çağırdığını,çiftliğin altını üstüne getirdiklerini,Japon balıklarının olduğu havuza girip hepsini öldürdüklerini,atların ahırına girip atları ürküttüklerini ve onları çatlayana kadar koşturduklarını anlatır.Oğuz şaşkınlıkla birlikte güler ve Perranın şimdi nerede olduğunu sorar.İclal de arkadaşlarını uğurlamak üzere gittiğini kendisine bildirir.Oğuz Ankaradan döndüğünde tamirat başlar ve Perran Oğuz ve İclalden özür dileyerek kendisini affetirmesini bilir.
    Artık Metenin İstanbula dönme vakti gelmiştir.Mete profesyonel bir futbolcudur ve olan tüm bu olaylar esnasında yurt dışında bir turnuvada görev almıştır.Meteyi ineceği uçaktan karşılamak üzere gidecekler arasında Albatros ailesinin çok yakın bir dostu olan Sabir,Perran ve Oğuz vardır.Uçak piste indiğinde Perran büyük bir sevinç ve heyecanla hoplayıp zıplamaya başlar.Mete uçaktan indiğinde büyük bir hayran kitlesi kendisini karşılar ve imza almak için sıraya girer.Sonunda Mete rötarlı da olsa Perranlara ulaşır.O sırada karşıda Mediha da görünür.Mediha da aynı uçakla İstanbula dönmüştür.Hep birlikte eve gidilir ve büyük bir sevinç içinde akşam yemekleri yenir.Bu sırada Mediha devamlı iğneleyici sözler söyemekte ve tedirginlik yaratmaktadır.Bu yemek esnasında Mete-Perran evliliğini kutlamak üzere Ayazpaşadaki evde büyük bir yemekli parti vermek üzere karar alınmış.
    Ertesi sabah Oğuz kalktığında herkes kahvaltısını bitirmiştir.Sadece Oğuz ve Perran kahvaltılarını yeni yapıyorlardır.Oğuz bir süre oğlu ve gelinini pencereden izler.Daha sonra Oğuzu fark eden Perran Oğuzu kahvaltıya davet eder.Oğuz da onlara katılır.Kahvaltı esnasında telefon çalar.Arayan Metenin arkadaşlarıdır.Daha önce alınan Uludağa tatile çıkma fikrini hayata geçirmek üzere aldıkları kararları bildirmek için aramışlardır.Perran bu tatile gitmeyi hiç istememesine rağmen gitmek zorunda olduğunun bilinciyle hareket eder.Zamanı gelince yola çıkarlar.Bu arada Mediha da Ayazpaşada yapılacak olan partinin hazırlıklarına başlar.
    Mete on beş gün sonra tatilden yalnız döner.Oğuz büyük bir merakla Perranın nerede olduğunu sorar.Mete babasına Perranla aralarında geçenleri anlatır ve Perranın İstanbulda bir arkadaşında kaldığını söyler.Ayrıca babasından gidip onu almasını da ister.
    Oğuz Perranın yanına gittiğinde olanları bir de ondan dinlemek ister.Perran aralarında geçen her şeyi anlatır.Oğuzun yeni bir takımla anlaştığını,gideceği yeni yerde bir metresinin olduğunu ve o kadının da hamile olduğunu öğrendiğini söyler.Bunun üzerine Oğuz Perranı yemeğe çıkarır.Orada moral depolarlar ve geç saate kadar eve dönmezler.Eve vardıklarında ise fark ettikleri ilk şey Metenin yokluğudur.Mediha Metenin yeni bir takımla anlaşmak üzere evden çıktığını söyler.
    Parti günü artık gelmiş olmasına rağmen Mete hala ortalarda yoktur.Parti başlar.Bu parti esnasında Perranın annesi ilginç bir gelişme olarak eve gelir.Fakat Perranın kedisinin geldiğini bilmesini istemez.Anne Perrana tıpkı Oğuzun kendisine armağan ettiği gibi bir yüzük hediye eder.Bu hediyeyi Oğuzun Perrana vermesini fakat Perranın,yüzüğün annesinden geldiğini bilmemesini ister.Perran da Uludağ’da Oğuzun hediyesini kaybettiğiden,Oğuz Perrana bir yüzük daha aldığını söyler.Perran bu duruma çok sevinir.Partiden sonra Mediha Oğuzu bir odaya çeker ve artık ilişkinin devam etmesini istemediğini,bir avukat tutup kendisinden ayrılacağını ve Metenin yanına gideceğini söyler.Mediha Oğuzun yanına gider.
    Bir süre sonra Mete ve Mediha gittikleri yerden dönerler.Mete,Perran,Oğuz ve Mediha oturup herşeyi konuşmaya başlarlar.Bu konuşma esnasında çıkan bir tartışma üzerine Metenin Perrana atmak istediği tokat,Oğuzun araya girmesiyle Oğuza gelir ve Oğuzun suratı şişer.Bu olaylar üzerine Mete ve Mediha,Oğuz ve Perranı terk edip giderler.Oğuz Perrana kendisini asla yalnız bırakmayacağını söyler ve yeniden eskiden yaşadıkları güzel günlere birlikte dönerler.
    Yine bu güzel günlerin birinde Oğuz ve Perran atları alıp ormana doğru bir yarışa çıkarlar.Yarış pınarın başında biter.Yarışın galibi Perrandır.Orada atların üstünde dinlenirlerken bir patlama sesiyle birlikte Perran attan düşüp yerde kalır.Perran vurulmuştur.Oğuz hemen Perranı kucağına alıp yola doğru koşmaya başlar.Bir kamyoneti durdurur ve Perranı hastaneye yetiştirmeye çalışır.Kamyonetin şoförü Perranın öldüğünü,isterse çabalamamasını Oğuza söyler ama Oğuzun vazgeçmeye pek niyeti yoktur.Hastaneye vardıklarında aynı şeyleri doktordan duyan Oğuz tam anlamıyla yıkılır.Perranın cesedini çiftliğe,odasına götürtür ve o cesetle birlikte odada kalır.Odadan çıkmak istemez.Bu arada olayları duyan Mete de çok üzülmüştür.Odaya giden Tomris ve Mete,Oğuzu kollarından tutarak polis ve jandarmaya bilgi vermek üzere alt kata indirirler.Polis bilinen şeyler dışında daha fazla bigisi olup olmadığını sorar Oğuza.Oğuz polis ve jandarmanın bildiği şeyler dışında bir şey bilmediğini söyler.Daha sonraları biraz düşünen Mete çiftlikte kendilerinden başka sadece Sabit’in olduğunu hatırlar ve hemen Meteyle birlikte Sabitin evine gidilir.Burada çok büyük tartışmalardan sonra Sabit Perranı vurduğunu kabul eder.Bununla da kalmayan Sabit;Metenin babasının Oğuz değil kendisi olduğunu söyler.Bunu duyan Mete iyice çılgına döner.Oğuzla Mete çiftliğe dönmek üzere yola çıkarlar.Sabit te gereken cezayı alır.
    Her şeyi tekrar konuşan Mete ve babası aralarına hiçbir gücün giremeyeceğine dair söz verirler.Mete babasına kendisinden başka kimseye baba diyemeyeceğini ve yarıda kalan eğitimini tamamlamayacağını söyler.
    Daha sonra Oğuz Perranın cenazesinin aile kabristanına defnedilmesi talimatını verir ve dediği olur.Perranın yeri artık aile kabristanıdır.Oğuz bununla kalmayıp her gün gelinini ziyaret edeceğine dair kendi kendine söz verir.O günden sonra aile bir araya gelir.Tek eksik artık Perrandır.


    3. KİTABIN ANAFİKRİ :
    Hayattaki zorluklar insanları nereye götürürse götürsün en büyük yıkım,aile içindeki ayrımlar ve küskünlükler sonucu gerçekleşecektir.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
    I.Dereceden kahramanlar:
    Oğuz ALBATROS:Ünlü bir oyun yazarıdır.İşinde gayet başarılı;kime nerede ve nasıl davranacağını bilen bir kişidir.

    Perran ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun gelini,Mete ALBATROSun eşidir.Perran gayet iyi niyetli,hoş,güzel,alımlı,eğlen meyi seven,çılgın bir kadındır.Babası emekli öğretmenken vefat etmiştir.Annesi ise evin geiminin sağlamak üzere İzmirde terzilik yapmaktadır.

    II.Dereceden kahramanlar:
    Mete ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun oğludur.Profesyonel futbolcudur ve aynı zamanda öğrenimine devam etmektedir.

    Mediha ALBATROS:Oğuz ALBATROSun eşidir.Kıskanç,yapmacık tavırlı bir bayandır.

    III.Dereceden kahramanlar:
    Tomris ALBAT:Oğuz ALBATROSun halasıdır.Ünlü bir roman yazarıdır.Oğuza doğru yolu görmesinde yardımı ve desteği olmuştur.İyi niyetli ve işinde başarılıdır.

    Sabir CEYLAN:Albatros ailesinin çok yakın bir dostudur.Albatrosların çiftliğinde kalma sebebi karısıyla kavga etmesidir.Eğlenmeyi,özellikle içki içmeyi seven biridirAyrıca Metenin esas babasıdır.

    İclal hanım:Albatrosların hizmetçisidir.Çerkez soyundan gelen biraz yaşlıca bir bayandır.

    Halim efendi:Çiftliğin bahçe işleriyle,kümesle,ahırla,atlar la ve diğer hayvanların bakımıyla ilgilenen görevlidir.

    İbrahim bey:Evin aşçısıdır.

    Zülfiyeiğer işlere bakan hizmetçidir.

    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
    Kitap son derece akıcı ve gerçek hayatta karşılaşılabilecek olayları anlatıyor.Okumaya başlandığında mola verilmesi bile zor olacak bir kitap.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :


    HAZIRLAYANIN :

    İMZASI :

    ADI SOYADI :Ssdik HUSEYNOVIC
    APOLET NO :3114
    KISMI :53
    TARİH :10.05.2002
  8. #228
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU
    KİTABIN ADI

    Acımak

    KİTABIN YAZARI
    Reşat Nuri GÜNTEKİN

    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    Aka Yayın Evi

    BASIM YILI
    1980


    1. KİTABIN KONUSU : Bir öğretmenin geçmişte yaşadıklarının meslek hayatına etkisi.

    2. KiTABIN ÖZETİ :Zehra mektebin başmuallimidir.Yeni eğitim öğretimin bütün gereklerini yerine getirir,öğrencilerle bire bir ilgilenir;fakat öğrencilerin yaptıkları yanlışları asla affetmez.İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Maarif Müdürü de Zehra’nın bu özelliğinden çok muzdariptir.Çesitli zamanlarda uyarmış olmasına rağmen hiçbir değişiklşik görmemiştir.
    Maarif Müdürü Tevfik Hayri ile Vekil Şerif Hayri Bey Zehra’nın okulunu ziyarete giderler.Şerif HayriBey Zehra’ya babasının hasta olduğunu, bu nedenle İstanbul’a gidip babasını görmesini ister;fakat Zehra babasının olmadığını ,o kişinin başka birisi olabileceğini söyler.
    İki gün sonra Maarif Müdürü’ne bir telgraf gelir.Zehra’nın babası Mürşit Efendinin ölmek üzere olduğunu, muallimin hemen yola çıkmasını bildirir. Müdür Zehra’yı çağırtarak hemen gitmesini ister.Fakat Zehra yine karşı gelir. Müdür fazla üstelemez. Biraz sonra hazırlanmış, elinde çantasıyla Zehra gelir ve gitmeye karar verdiğini söyler.
    Zehra İstanbul yolunda babasının ailesine yaptıklarını annesini, ablasını ve anneannesini nasıl öldürdüğünü ve en sonunda da kendisini bir yatılı okula verip hiç arayıp sormamasını düşünür. İstanbul’a varır. Eski komşuları Vehbi Bey kendisini karşılar. Niçin daha önce gelmediğini, babasının ‘Zehra, Zehra’ diye öldüğünü söyler. Eve vardıklarında babasının başında birkaç kadın vardır.babasını görmek istemez. Kendisine babasının eşyalarının bulunduğu sandığın anahtarı verilir. Aslında bunu hiç istemez fakat sandığı açar, içinde bir günlük vardır. Günlüğü okumaya başlar. Babasının ilk memuriyet yıllarını, annesiyle evlenmesini, anneannesinin davranışlarını okur. Zehra daha önce bildiği şeylerin haepsini tam tersi olduğunu öğrenir.Aslında bu olaylarda bütün suçlunun annesi ve anneannesi olduğunu anlar. Bundan sonra içinde bir acıma duygusu oluşur.Hemen gidip babasının ayağını öper.Birkaç gün sonra okuluna tekrar döner ve artık Zehra’nın hiçbir eksiği kalmamıştır.Acımayı öğrenmiştir.

    3. KİTABIN ANA FİKRİ :İnsan kişiler hakkında araştırıp sormadan, hükümlere varıp ,onları yargılayıp, mahkum etmemelidir.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

    Zehra:Mesleğini çok seven,öğrencilere en iyiyi vermeye çalışan idealist bir öğretmendir.

    Tevfik Hayri:Maarif Müdürüdür.Örnek bir yöneticidir.Zehra’ya babacan bir tavırla yaklaşmaktadır.

    Şerif Hayri Bey:Bölgenin vekilidir.

    Vehbi Bey:Zehra’nın eski komşusudur.Babasının zor zamanında ona yardım etmiştir.

    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Kitap akıcı bir dille kaleme alınmış sürükleyici bir eserdir.Bir insanda bulunması gereken en önemli özelliklerden birisini konu almıştır.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
    Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğdu ve babası Doktor Nuri Bey'dir. Önce Çanakkale İdadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir'de Fransız Frerler mektebine devam etti.

    Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.

    1939 ve 1943 yılları döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947'de başmüfettişlik ve 1954'te Paris kültür ataşeliği (1954) yaptı.

    Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı. İlk eseri olan "Eski Ahbab" adlı hikayesi, 1917 yılında Diken dergisinde çıktı ve sonradan kitap olarak basıldı.


    Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı. Reşet Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar.

    Reşat Nuri Güntekin, o zamanlar kendisine büyük ün kazandıran, bugün de çok iyi bilinen ve sevilen "Çalıkuşu" adlı romanını 1922 yılında yayınladı. Bu eser TRT televizyonu tarafından dizi haline getirildi ve büyük kitlelerce seyredildi ve sevildi. Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olayların ve aşkın iç içe olduğunu görüyoruz. Kahramanları gerçek hayattan kopuk değillerdir. Kitabın kahramanının yaşadığı olayları ve duyguları, işini ve burada yaşadıklarını gözardı etmeden yazar. Romanlarını kesinlikle samimi, sürükleyici ve çok güzel bir Türkçe ile kaleme almıştır. Reşat Nuri'nin eğlendirici mizahi öyküleri de vardır.


    Reşat Nuri Güntekin'in oyunlarından Yaprak Dökümü'de televizyona uyarlandığından yeni nesil hariç kimsenin yabancısı olmadığı bir eserdir. Burada da aşklar, entrikalar, mutluluklar ve gözyaşlarıyla dolu hayat yaşayan bir aile anlatılmıştır.

    Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikayeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanresinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet Mezarlığında defnedilmiştir.

    Romanları: Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920), Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1923), Damga (1924), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928), Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen, Miskinler Tekkesi (1946), Ripka İfşa Ediyor (1949), Kavak Yelleri (1950), Kan Davası (1955), Boyunduruk (1960), Son Sığınak (1961).

    Hikayeleri: Gençlik ve Güzellik (1917), Recm (1919), Roçild (1919), Eski Ahbab, Sönmüş Yıldızlar (1918), Tanrı Misafiri (1927), Leyla ile Mecnun

    (1928), Olağan işler (1930).

    Oyunları: Gönül Veya İnhidam (1916), Babur Şah'ın Seccadesi (1919), Hançer (1920), Asker Dönüşü (1921), Eski Rüya (1922), Yaprak Dökümü (1923), Kır Çiçeği (1924), Ümidin Güneşi(1924), Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, Bir Köy Hocası (1928), Bir Kır Eğlencesi (1931), Felaket Karşısında, Gözdağı, Eski Borç (1931), Ümidin Mektebinde (1931), İstiklal (1933), Vergi Hırsızı (1933), Bir Yağmur Gecesi (1941), Yol Geçen Hanı (1944), Ağlayan Kız ( (1946), Eski Şarkı (1951), Hülleci (1953), Tanrı Dağı Ziyareti (1954), Balıkesir Muhasebecisi (1955), Bu Gece Başka Gece (1956).
    Diğer Eserleri: Anadolu Notları (2Cilt, 1936-1966), Fransız Edebiyatı Antolojisi (3 cilt, 1929-1931), Üç Asırlık Fransız Edebiyatı (3 cilt, 1932).

    HAZIRLAYANIN :

    İMZASI :
    ADI SOYADI :Miraç KARAKUŞ
    APOLET NO :3118
    KıSMI :53
    TARİH :10.03.2002
  9. #229
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ
    KİTAP ÖZET FORMU

    KİTABIN ADI : Bir Kadın Kayboldu
    KİTABI YAZARI : Esat Mahmut KARAKURT
    YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap ve Aka Basım Evi,Cemal Nadir Sokak,No:24 İSTANBUL
    BASIM YILI : 1974

    1. KİTABIN KONUSU :
    Kocasını deliler gibi seven bir kadının psikolojik durumu ve sonucunda karşılaştığı olaylar.

    2. KiTABIN ÖZETİ :
    Kitapta dört ana karakter vardır.Selma,İrfan,Hümeyra ve Necmi.Selam ve Necmi uzun süren evliliklerinde mutsuzdurlar.Sebep ise genç,güzeller güzeli Hümeyra ile Necmi’nin birbirleriyle kıskandıracak bir ilişki içerisinde olmalarıdır.Kendini Tanrıya adar gibi kocasına adayan, aslında oldukça çekici ve güzel olan Selma,kendine hakim oalmayarak Hümeyrayı kıskanmakta ve tekrar kocasın sahip olmak istemektedir.Avukat İrfan Selmanın kardeşidir.
    Yılbaşı gecesidir.Yağmurun yağması yıdızların kendilerini göstermelerine engel olamamaktadır.İnsanlar eğlencenin doruğundadır.Hümeyra da kendisini mutlu eden insanın yanına,Necminin evine gider.Necmi ile Hümeyra aşkın doruklarında birbirlerine sevgiyi haykırırken,olaydan herbi olan Necminin karısı Selma eve girer ve Hümeyraya iki el ateş eder.Selma acılarının sebebi olarak gördüğü Hümeyrayı elinde olmayarak vurmuştur.Necmi Selmanın kardeşi avukat İrfanı arayarak olayı anlatır.İrfan hemen bir doktoru gasp suretiyle gözlerini bağlayarak eve getirir.Doktor Hümeyrayı hemen muayene eder ve Hümeyra zor da olsa hayatta kalır.Doktor yılbaşı yaşadığı bu olayın söylendiği gibi bir intihar değil,bir cinayet teşebbüsü olduğuna kanaat getirir ve hemen polise giderek olayı anlatır.Polis uzun bir uğraş sonucunda ip uçlarından yola çıkarak olayın içinde kimler olduğunu çözer.Necmi,Selma,İrfan ve yatakta acıları geçmemeiş olan Hümeyra aynı evdedirler.Hümeyra ve Selam kimin haklı olduğunu tartışmakta,İrfan ise Selmaya olaydan polisin haberi olduğunu ve kaçmaları gerektiğini anlatmaktadır.O sırada bir takım sesler duyarlar.Polisler eve gelmiştir.Hümeyra Selmayı koruyarak kimsenin kendisine ateş etmediğini,intihar etmek istediğini söyler.Selam yaptığı işten pişman olmadığının verdiği cesaretle her şeyi anlatır.Selam iki hafta hapiste kaldıktan sonra duruşmada hakim karşısına çıkarılır.Mehkemenin içi ve dışı olayı merak eden gazeteci ve insanlarla dolmuştur.Hakim önce fiziken çökmüş Selmayı,daha sonra da Hümeyrayı dinler.İki taraf ta duygusal hareket etmiş ve birbirlerine hak vermişlerdir.Hakim bu durumda karar vermekte zorlanır ve duruşmayı erteler.Tekrar hapse yollanan Selmanın hala seven kalbi bu olaylara dayanamaz ve Selam kalp krizi geçirir.Son istek olarak doktorlardan;kocası Necmi ve Hümeyrayı görmek ister.Olayı öğrenen Necmi ve Hümeyra da bu arada hastneye gelirler.Selmanın halini görünce ikisi de ağlamaya başlar.Selam ise geldiklerini fark ederek zor da olsa açtığı gözleriyle onları yanına çağırır.Selmaya akan göz yaşları gittikçe artarken;Selma büyük bir olgunlukla Tanrıya giderken içinin rahat olduğunu,aşkın acısından ölmenin huzurunu yaşadığını ve Necmi ve Selmanın,aşkı hissettikleri sürece yaşayacaklarını söyler.Bu sözlerden sonra Selma artık dayanamaz ve vefat eder.

    3. KİTABIN ANA FİKRİ :
    Bazen insan duygularıyla hareket ederek mantığa ters düşecek hareketler yapmak ister.O anlarda duygularımızla hareket etmek bazen doğru olan olabilir.Çünkü iş mantığa kaldığında;bu bizi hayatımız boyunca bir mutsuzluğa sürükleyebilir.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
    Selma:Aşkın verdiği güçle hiç bir şeyden korkmayan,gözü pek,cesur ve duygusal bir kadın.

    Necmi:Gördüğü her kıza aşık olabilecek,olayların sonucunu düşünmeden hareket eden,biraz saf ama yakışıklı bir adam.

    Hümeyra:O da Selma gibi ölümüne aşık ve yanlış ta olsa aşkı uğruna her şeyi göze alabilecek bir kadın.

    İrfan:Kardeşine bağlı,iyilik sever ve fedakar bir ağabey.

    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitap o kadar akıcı ve çekici ki;kitabı okumaya başladığınızda sandalyenizden kalkmanız son derece zor oluyor.Kitaptaki olay;hakimin duygusal davranmasının yanlışlığı dışında,son derece gerçekçi ve yaşanılabilir.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
    Yazarın Diğer Kitapları:
    -Ömrümün Tek Gecesi -Aldatacağım
    -Son Tren -Son Gece
    -Erikler Çiçek Açtı -İlk ve Son
    -Allahaısmarladık -Ölünceye Kadar
    -Kadın Severse -Sokaktan Gelen Kadın
    -Ankara Ekspresi -Dağları Bekleyen Kız
    -Kadın İsterse -Çölde Bir İstanbul Kızı
    -Vahşi Bir Kız Sevdim

    HAZIRLAYANIN :

    İMZASI :

    ADI SOYADI :Halil SARAÇ
    APOLET NO :3123
    KISMI :53
    TARİH :10.03.2002
  10. #230
    kahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi Jan 2010
    Mesajlar 13.681
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    1. ESERİN ;

    ADI: Ölü Ozanlar Derneği
    YAZARI: N.H. Kleinbaum
    ÇEVİRİ: Sızan Cehani Alioğlu
    SAYFA SAYISI: 142 Sayfa
    BASKI YILI: 1990
    BASILDIĞI YER: Real Yayıncılık/Hürriyet Ofset A.Ş.

    2. ESERİN KISA ÖZETİ:
    Welton Akademisi bulunduğu bölgenin en disiplinli ve en iyi eğitim veren okullarından biriydi. En ufak disiplinsizlikte bile çok büyük cezalar veriliyordu. Okul tarafından benimsenmiş olan bazı ilkeler vardı. Bu ilkeler disiplin, gelenek, yetkinlik ve onurdu. Okul bu ilkelerden asla vazgeçmiyor, bu ilkelere uymayanlar ise en ağır şekilde cezalandırılıyordu. Her sene açılış törenlerinde bu ilkeler öğrenciler tarafından açıklanıyordu. Bu okul yatılı bir okul olmasından dolayı öğrenciler aralarında çok sıkı arkadaşlıklar kuruyorlar ve her zaman kötü zamanlarında birbirine destek oluyorlardı. Çünkü onlar daha küçük yaşta anne ve babalarından ayrılmış ve böyle disiplinli bir okula gelmiş olmanın sıkıntılarını yaşıyorlardı. Bu sıkıntıların üstesinden birbirlerine verecekleri destek ile gelebileceklerdi. Anne ve babaları için, çocuklarının bu okulda okuması büyük bir gururdu.

    O yıl yani 1959 da Welton Akademisi yine görkemli bir açılış yapmış. Ve okula yeni alınan öğrencilerle birlikte eğitim yılına başlamıştı. Welton Akademisine başka bir okuldan transfer olan Todd Anderson çekingen bir çocuk olduğundan dolayı henüz yeni arkadaşları ile tanışmamıştı. Onun kendisine hiç güveni yoktu. Her zaman çok alçak bir sesle konuşuyor ve insanlardan utanıyordu. Oda arkadaşı Neil onunla tanışmış ve onu bu özelliğinden dolayı azarlamıştı. Çünkü yatılı bir okulda eğer içine kapanık olarak davranırsa çok şeyler kaybedeceğini ve bu özelliğinden hemen kurtulmasını gerektiğini söyledi. Neil Toddu diğer arkadaşları ile tanıştırdı. Knox, Charlie, Cameron, Pitts ve Meeks’de onu çok sevmişlerdi. İşte arkadaşlıkları böyle başladı. Hem okulun eski mezunu hem de yeni İngilizce öğretmeni olan Keating’in okula gelmesi ile bu arkadaş grubunu yaşamı değişmeye başladı. Bay Keating’ten etkilenen yedi arkadaş Ölü Ozanlar Derneğini kurdular. Derneğin yeri okulun yakınlarında bir mağaraydı. Çocuklar bu mağarada toplanıp burada ölü ozanların şiirlerini okuyorlar ve adeta bu şiirleri yaşıyorlardı. Burada toplanıp bu şiirleri okumanın asıl amacı ailelerinin baskı ve beklentilerinden bir an için uzaklaşmak ve yaşamın her anının ne kadar önemli olduğunu anımsamaktı.
    Bu dernekte toplanıldığında herkes sıra ile şiirler okurdu. Ancak Todd Anderson utangaçlığından dolayı şiir okuyamıyordu. Kısa bir süre sonra o da bu dernek sayesinde utangaçlığını üzerinden atmıştı. Neil’in en büyük isteği bir tiyatro oyununda rol almaktı. Bay Keating’in de yardımıyla bölgede sergilenecek bir tiyatro oyununda baş rolü aldı. Ancak babası kesinlikle bunu istemiyordu. Buna rağmen Neil babasından habersiz olarak Ölü Ozanlar Derneğinde edindiği bir takım düşüncelere dayanarak bu oyunu oynadı. Babası da bu oyuna gitmiş ve Neil’i bu oyunda görünce deli olmuş, çok sinirlenmişti. Neil’in babası tüm olanların suçlusu Bay Keating’i görüyordu. Bu yüzden Neil’i bu okuldan alıp bir askeri okula yazdırmaya karar verdi. Neil ailesinin kendi yolunu kendisinin çizmesine izin vermediği için çok büyük bir sıkıntı ve stres altına girmişti. Bu sıkıntıya fazla dayanamayan Neil bir kurşunla hayatına son verdi. Bunu duyan tüm yakınları yıkılmıştı. Onun arkadaşaları hariç herkes onun ölümü ile ilgili olarak Bay Keating’i suçluyordu. Neil’in arkadaşları ise suçlunun kesinlikle onun babası olduğunu düşünüyorlardı. Bir süre sonra Okul müdürü Nolan’ın Ölü Ozanlar Derneğinden de haberi oldu . ayrıca bu derneğin kurucusunun Bay Keatin olduğunu da öğrendi. Tüm bunları Nolan’a Cameron ispiyonlamıştı. Yani arkadaşlarını ve Bay Keating’i ele vermişti. Buna sebep olarak da okulun sahip olduğu bazı ilkelerin olduğunu ve bu ilkelere ihanet edemeyeceğini söylemişti. Tüm olanlardan sonra Bay Keating’in öğretmenliğine son verilmesi için çalışmalara başlandı. Derneği ilk kuran öğrenci olan Charlie okuldan atılmıştı. Derneğin diğer üyeleri ise Bay Keating’in öğretmenliğine son verilmesi için imza atmaya zorlanmıştı. Todd Anderson buna karşı gelmiş ve kağıdı imzalamamıştı. Bu yüzden okul müdürü tarafından tehdit edilmeye başlandı.
    Todd’un çabaları sonuç vermedi ve Keating’in öğretmenliğine son verildi. O okuldan ayrılırken bütün öğrenciler Bay Nolan’nın gözü önünde alkışları ile Bay Keating’e duydukları o büyük sevgiyi gösterdiler.

    3.MUHTEVA BİLGİSİ:

    a)Eserdeki kişilerin tasviri:
    Todd Anderson: Ailesinin kendisine fazla önem vermemiş olmasından dolayı içine kapanık olarak yetişmiş bir çocuktu. Ancak bu okulda tanıştığı yeni arkadaşları ve Ölü Ozanlar derneği onu bu özelliğinden kurtarmıştı. Ayrıca Todd Anderson’un en büyük özelliği ise sevdiği ve tanıdığı insanların her zaman arkasında olmasıydı. Arkadaşlarının haksız yere zor duruma düşmemesi için elinden gelen her şeyi yapabilirdi.
    Neil: Neil Todd Anderson’nun tam tersine çok aktif ve çok sosyal bir çocuktu. Ayrıca çok da duygusaldı .Herkes tarafından seviliyordu . Ancak babası onun böyle biri olmasını istemiyordu. Sebepsiz yere onun sosyal faaliyetlere katılmasını engelliyordu. Hatta onu hayat yolunu daha şimdiden babası belirlemişti. Babası onun tiyatro oyununda oynamasına izin vermemiş hatta onu okuldan almıştı. Böylece onun ölümüne sebep olan tek kişi babasıydı.
    Bay Keating: Her zaman Özgür düşünen ve bu düşüncesini çevresindekilere de yaymak isteyen iyi niyetli bir insandı.

    b)Olayın geçtiği yer ve zaman: Bu Hikaye 1959 yılında Vermont kasabasının Issız tepelinden birine kurulmuş olan Welton akademisinde geçiyor.

    c)Anafikir: Bu eserin ana fikri; İnsanlar hayatın her anından her saniyesinden özgürce yaşayarak zevk almasını bilmelidirler. Yardımcı fikir ise, insanlar arasında kurulan sağlam arkadaşlıklar onların her türlü zor durumun üstesinden gelmeleri için çok büyük bir fırsattır.

    d)Tür Bilgisi:Bu eser bir romandır. Roman, düz yazı biçiminde yazılan ve öyküye göre daha uzun olan bir edebiyat türüdür. Romanın en yaygın ve en kısa tanımlarından birisi budur. Roman, kişi ve olaylar aracılığıyla geçmişin ve bu günün gerçek yaşamını, az ya da çok karmaşık bir örgü içinde anlatan bir edebiyat türü olarak tanımlanır. Bazı tanımlamalara göre ise roman bir düş ürünüdür. Gerçek yaşama uygun olabileceği gibi uygun olmayabilirde; romancı kendi kafasında kurduğu bir dünyayı yansıtabilir. Romanda serüven; gelenek. Görenek ve kişilerin incelenmesi duyguların ve tutkuların çözümlemeleri vardır. Bütün bu tanımlamalar ve nitelemeler çağdaş roman içinde geçerli olmakla birlikte, daha çok 19. yy romanının özelliklerine dayanır.

    5.ESER HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:Kleinbaum tarafından yazılan bu eserde arkadaşlığın ne kadar önemli bir kavram olduğu anlatılmakta. Özellikle yatılı okullarda arkadaşlık kavramı daha da büyük bir önem kazanmakta. İnsanlar arasında kurulan sağlam arkadaşlıklar sayesinde her türlü zorluğun üzerinden üstesinden gelinebilir. Bana göre bu kitap tam bizim durumumuza uygun olarak yazılmıştır. Ayrıca sade ve akıcı anlatımı ile her yaştan herkesin özellikle de bizlerin mutlaka okuması gereken bir kitap…

    4. YAZAR HAKKINDA BİLGİ: Ölü Ozanlar Derneği isimli eser N.H.Kleinbaum adındaki Alman yazar tarafından yazılmıştır. N.H. Kleinbaum çok fazla eseri olmadığından dolayı fazla popüler değildir ve hakkında bilgi mevcut değildir. N.H. Kleinbaum’un en önemli eseri Ölü Ozanlar Derneği . Bu kitapta geçen hikaye Robin Williams’ın başrolünü oynadığı filmle yıllarca akıllardan silinmeyecektir.







Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
ForumFokurtu.CoM

Url List Google Sitemap

Sitemiz; hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. 5651 sayılı yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple sitemiz, "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri abuse[at]forumfokurtu[dot]com mail adresinden yada İletişim bölümünden bizlere ulaşabilirler.