Üye olmak zorunda değilsiniz,Linkler Açıldıl

Etiketlenen üyelerin listesi

Barbaros Hayrettin Paşa -------------------------------------------------------------------------------- Barbaros Hayreddin Paşa (d. 1473 - ö. 4 Temmuz 1546) Osmanlı tarihinin ünlü denizcilerinden, kaptanıderya. Akdeniz’de Osmanlı egemenliğini pekiştirmiş, Birleşik Avrupa Donanması'nı Preveze Deniz Savaşı'nda yenmiştir. Barbaros Hayreddin Paşa’nın asıl adı Hızır’dı ('Hızır Reis'). Ona Hayreddin adını, hizmetinde bulunduğu Kanuni Sultan Süleyman verdi. Avrupalılar ise onu,
  1. #1
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Gelmiş Geçmiş En Ünlü Devlet Adamları

    Barbaros Hayrettin Paşa


    --------------------------------------------------------------------------------

    Barbaros Hayreddin Paşa (d. 1473 - ö. 4 Temmuz 1546) Osmanlı tarihinin ünlü denizcilerinden, kaptanıderya. Akdeniz’de Osmanlı egemenliğini pekiştirmiş, Birleşik Avrupa Donanması'nı Preveze Deniz Savaşı'nda yenmiştir.

    Barbaros Hayreddin Paşa’nın asıl adı Hızır’dı ('Hızır Reis'). Ona Hayreddin adını, hizmetinde bulunduğu Kanuni Sultan Süleyman verdi. Avrupalılar ise onu, sakalının kızıla çalması nedeniyle Barbarossa ya da Barbaros (kızıl sakal) olarak adlandırdılar. Barbarossa ismi ilk olarak kızıl sakalından dolayı ağabeyi Oruç Reis'e takılmıştır.

    Kökeni
    Hayreddin Paşa, etnik köken olarak Selanik Vardar Yenice'sindeki Kayı Türklerinden olup Midilli Fatihlerinden de olan sipahi Vardari Yakup Ağa'nın dört oğlundan biri olarak 1473'li yıllarda Midilli (Lesbos) adasında doğdu.

    Denizciliği
    Genç yaşta kardeşleriyle birlikte deniz ticareti yaparken, Ege Denizi'nde Rodos Şövalyelerine tutsak düştü. Serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olayın etkisiyle tüccar yerine korsan olmaya karar verdi. Akdeniz kıyılarına akınlar düzenledi ve ganimetler elde etti. Cebre Adası’nı üs olarak kullanan Hızır Reis ve ağası(ağabeyi) Oruç Reis’in ünü bütün Akdeniz’e yayıldı. İki kardeş Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus’taki Halkü’l-Vadi (La Gaulette) limanını kullanmaya başladı. Hızır ve Oruç, ele geçirdiği ganimetin beşte birini Tunus sultanına veriyor, kalan malları Tunus pazarında satıyorlardı.

    Yavuz Sultan Selim ve Barbaros

    Hızır ve Oruç 1512'de ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi armağan olarak Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'e gönderdiler. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim de onlara verdiği desteğin bir ifadesi olarak armağanlar yolladı. Oruç Reis ve Hızır Reisi'in, ağaları(ağabeyleri) İshak'ın da kendilerine katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika'da toprak edinmeye başladılar. 1516-1517'de İspanyollara karşı savaştılar ve Tenes, Tlemsen ve Oran kentlerini ele geçirerek Cezayir'i denetimlerine aldılar. Oruç Reis Cezayir hükümdarı ilan edildi. İspanyollar ertesi yıl Cezayir’i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçtiler. Bu savaşta Barbaros'un ağaları(abileri) olan İshak Reis ve Oruç Reis şehit edildiler. Güç durumda kalan Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim’den yardım istedi. Yavuz Sultan Selim, Hızır Reis’i Cezayir beylerbeyliğine atayarak koruması altına aldı. Hızır Reis, Birleşik Avrupa kuvvetleri karşısında kara savaşlarında yenilerek Cezayir’i kaybetti. Ama deniz gücünü koruyarak Şerşel Adaları’na çekildi.

    Kanuni Ve Barboros'un Kaptan-ı Derya "Hayreddin" Olması

    Barbaros 1520-1525 arasında Avrupa’nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde etti. 1530’da Cezayir'i yeniden ele geçirdi. Ertesi yıl Şerşel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria’yı yenilgiye uğrattı. Kanuni Sultan Süleyman’ın Alman seferi sırasında Andrea Doria’nın Mora kıyılarına saldırması Osmanlıları güç duruma düşürdü. Bunun üzerine Kanuni, Barbaros'u İstanbul'a çağırdı ve 1533’te "Hayreddin" adını verdiği Hızır Reis’i Osmanlı donanmasının başına (kaptan-ı derya) atadı.

    Barbaros Hayreddin Paşa 1534'te Akdeniz’e açıldı ve İtalya kıyılarına seferler düzenleyip Tunus'u ele geçirdi. Ancak Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması karşısında Tunus'u bırakmak zorunda kaldı ve ertesi yıl İstanbul'a döndü. 1536'da daha güçlü bir donanmayla yeniden Akdeniz'e açılan Barbaros, İtalya kıyılarını vurdu ve Ege Denizi'ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattı.

    Preveze Deniz SavaşıOsmanlıların Akdeniz’deki denetiminin artması üzerine, Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan bir "Haçlı donanması" kuruldu ve başına Andrea Doria getirildi. Osmanlı donanması ile Haçlı donanması 1538’de Preveze Körfezi önlerinde karşılaştı. Barbaros Hayreddin Paşa, tarihe Preveze Deniz Savaşı olarak geçen buradaki savaşta Haçlı donanmasını yenilgiye uğrattı. Bu zafer Osmanlı Devleti’nin Akdeniz'deki egemenliğini pekiştirdi.

    Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken, Preveze’nin öcünü almak için 1541'de Cezayir'e saldırdıysa da başarılı olamadı. Bu arada Fransa Kralı I. François, Şarlken'e karşı Osmanlılardan yardım isteyince, Kanuni gücünü göstermek için Barbaros’u Fransa’nın Akdeniz kıyılarına gönderdi. Barbaros, Toulon'da Fransız donanmasıyla birleşerek 1543'te Nice'i aldı. Ertesi yıl İstanbul’a dönen Barbaros Hayreddin Paşa, 4 Temmuz 1546’da burada öldü. Beşiktaş'taki türbesine gömüldü.

    Barbaros Hayreddin Paşa’nın anısına 1941-1943’te İstanbul’un Beşiktaş semtinde dikilen Barbaros Anıtı, ünlü heykelciler Ali Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Beşiktaş'taki Kadıköy seferlerini yapan iskeleye Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi adı verilmiş ve bu iskele mimarlar Erkan İnce ve M.Hilmi şenalp tarafından Osmanlı Mimarisi tarzında yenilenmiştir.

    Muharebelerinin Kronolojisi

    Ege Denizi'nde Rodos Şövalyelerine tutsak düştü.
    Serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olayın etkisiyle tüccar yerine korsan olmaya karar verdi.
    Akdeniz kıyılarına akınlar düzenledi ve ganimetler elde etti.
    Cebre Adası’nı ağası(ağabeyi) Oruç Reisle beraber üs olarak kullanmya başladı.
    İki kardeş Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus’taki Halkü’l-Vadi (La Gaulette) limanını kullanmaya başladı.
    1516-1517'de İspanyollara karşı savaştı ve Tenes, Tlemsen ve Oran kentlerini ele geçirerek Cezayir'i denetimlerine aldılar.
    1517 Oruç Reis Cezayir hükümdarı ilan edildi.
    1518 İspanyollar Cezayir’i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçtiler. Bu savaşta kendi tabiriyle Kadaşları(kardeşleri) İshak Reis ve Oruç Reis şehit oldular.
    1518 Güç durumda kalan Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim’den yardım istedi.
    1518 Yavuz Sultan Selim, Hızır Reis’i(barbarosu) Cezayir Beylerbeyliğine atayarak koruması altına aldı.
    Hızır Reis, Birleşik Avrupa kuvvetleri karşısında kara savaşlarında yenilerek Cezayir’i kaybetti.
    Şerşel Adaları’na çekildi
    1520-1525 arasında Avrupa’nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde etti.
    1530’da Cezayir'i yeniden ele geçirdi.
    1531 Şerşel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria’yı yenilgiye uğrattı.
    1534'te Akdeniz’e açıldı ve İtalya kıyılarına seferler düzenledi
    1534Tunus'u ele geçirdi. Ancak Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması karşısında Tunus'u bırakmak zorunda kaldı.
    1536'da daha güçlü bir donanmayla İtalya kıyılarını vurdu.
    1536Ege Denizi'ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattı.
    1538]]’de Preveze Deniz Savaşıında Haçlı Donanmasını yendi.
    Toulon'da Fransız donanmasıyla birleşerek 1543'te Kutsal Roma Germen İttifakını yenerekNice'i aldı.

    Kitapları

    Gazavat-ı Hayrettin Paşa: "Gazavat- Hayrettin Paşa"nın baş tarafında da belirttiği gibi kendi biyoğrafisini Durak Reis'e yazdırmıştır. Türk Edebiyat Tarihinin ilk otobiyoğrafi denemesidir. Kanununi Sultan Süleyman bir gün huzuruna çağırmış ve ferman etmiş:" Bre hayrettin bir kulun ömrüne bu kadar az zaman da bu kadar çok fütuhat düşmez. Siz insmisiniz yoksa cin misiniz? Bana ister manzum ister mensur bir eser yaz ben de haine-i amiremde saklayayım ki bizden sonra gelecek nesillere ibret ve ders olsun." Bu ferman üzerine kendi söylemiş, Durak Reis yazmıştır.

  2. #2
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları

    Kavalalılar (Kavalalı Hanedanı)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mısır’daki Kavalalı Mehmet Ali Paşa hanedanı.

    Ailenin atası İbrahim Ağa, aslen Konyalı olup, Osmanlılar devrinde Edirne’ye gelmiş ve Makedonya’da Kavala şehri kalesine bekçibaşı tayin edilmişti. Kavala’ya yerleşen İbrahim Ağanın kardeşi Tosun Ağa, şehrin mütesellimi, onun oğlu Ali Tosun Paşa da, Osmanlı Devleti'nde beylerbeyi vazifesindeydi. Kavalalıların en meşhur şahsiyeti, Mehmet Ali Paşa'dır. Kendisini, Osmanlı Sultanı Üçüncü Selim Han (1789-1807) vezirlik rütbesiyle Mısır valisi tayin etmiş, o da bilâhare Kavalalılar Hanedanını kurmuştur.

    Kavalalılar Hanedanının başına geçenler, İsmail Paşa (1868-1879) devrinde hıdiv, Hüseyin Kâmil Paşa (1914-1917) devrinde sultan, Birinci Fuâd (1917-1936) devrinde melik unvanını aldılar. Kavalalı ailesinden, Osmanlı padişahlarının kızlarıyla evlenerek akrabalık kuranlar olduğu gibi, devletin iç ve dış işlerinde vazife alanlar da vardı. Abbas Hilmi Paşa'nın oğlu Damad İbrahim, Sultan Abdülmecid Hanın kızı Münîre Sultanla evlendi. Mehmed Tosun Paşa, müşir rütbesini haizdi. Melik Fuad Paşa da, Sultan İkinci Abdülhamid Han (1876-1909) devrinde binbaşı rütbesiyle Viyana’da askerî ataşelik yapmıştı. Kavalalılar (1805-1953), Arabistan’daki Vehhâbîlere, Osmanlılara karşı ayaklanan Rumlara karşı mücadelelerde başarılı oldular. Mehmed Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın isyanı, Osmanlıları içeride ve dışarıda güç duruma düşürdü. Devletin, 19. yüzyılın sonlarında malî bakımdan İngiltere’nin kontrolü altına girmesine sebep oldular. Birinci Dünya Harbi (1914-1918) ve sonrasında İngiliz himayesi ve 1948 Arap-İsrail Harbindeki mağlubiyetleri, Kavalalılar Hanedanlığına karşı hoşnutsuzluklar meydana getirdi. 1953’te Kavalalılar Hanedanlığına son verilip, cumhuriyet ilan edildi.

    Kavalalılar Hanedanlığı

    Mehmet Ali Paşa (1805-1848)
    İbrahim Paşa (1848- (?)
    Birinci Abbas Hilmi Paşa (1848-1854)
    Said Paşa (1854-1863)
    Hıdiv İsmail Paşa (1863-1879)
    Hıdiv Tevfik Paşa (1879-1892)
    İkinci Abbas Hilmi Paşa (1892-1914)
    Hüseyin Kamil Paşa (1914-1917)
    Melik Birinci Fuad Paşa (1917-1936)
    Mehmed Fâruk (1936-1952)
    İkinci Fuad (1952-1953)
  3. #3
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları

    Abdullah Paşa

    --------------------------------------------------------------------------------

    Seyyit Abdullah Paşa I. Mahmut saltanatında, 24 Ağustos 1747 - 3 Ocak 1750 tarihleri arasında iki yıl dört ay on gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.



    --------------------------------------


    Abdullah Cevdet

    --------------------------------------------------------------------------------

    Abdullah Cevdet: Osmanlı Devletinin son devirlerinde yaşamış siyaset adamı ve yazar. Jön Türkler hareketlerini başlatanlardan ve İttihad ve Terakki Cemiyetinin kurucularından. Babası Diyarbekir Birinci Tabur Katibi Ömer Vasfi Efendi olup, 9 Eylül 1869'da Arapkir'de doğdu. 1932'de İstanbul'da öldü.
    İlk tahsilini Arapkir'de ve Hozat'ta yaptıktan sonra Mamüretü'l-Aziz (Elazığ) Askeri Rüşdiyesini bitirdi. Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisinden de mezun olduktan sonra Mekteb-i Tıbbiyeye girdi. Biyolojik materyalist fikirlerin tesirinde kaldı. Dinin insan üzerindeki fonksiyonlarını inkar eden ve her şeyi madde ile açıklamaya çalışan materyalist görüşlere yer veren bazı eserler yazdı.

    Talebeyken 1889'da tıbbiyeli arkadaşları ile sonradan İttihad ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan İttihad-ı Osmani adlı gizli cemiyeti kurdu. Siyasi faaliyetleri sebebiyle birçok defa tutuklandı. 1894'te Mekteb-i Tıbbiyeden mezun oldu. Haydarpaşa Hastahanesinde vazife aldı. Geçici olarak Diyarbakır'a vazifeli gönderildi. Orada İttihad-ı Osmani Cemiyetine Ziya Gökalp gibi pekçok kimseyi üye kaydetti. İstanbul'a döndükten sonra siyasi faaliyetlere devam ettiği ve devlete karşı olan faaliyetleri sebebiyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. 1896'da Bakanlar Kurulu kararıyla Trablusgarb'a sürüldü. Burada da siyasi faaliyetlere devam etti.

    Mizan ve Meşveret adlı dergilere imzasız ve "Bir Kürt" takma adıyla yazılar gönderdi. Fizan'a sürüldü ise de oradan Tunus'a kaçtı. Paris'e geçerek Osmanlı Devletini yıkmak için faaliyet gösteren Jön Türklere katıldı. 1897'de Cenevre'ye giderek İttihad ve Terakki Cemiyetinin merkez komitesinde yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde takma adıyla yazılar yazdı. 1899'da Viyana sefareti tabipliğine tayin edildi. 1903'te tekrar Cenevre'ye giderek bir matbaa kurdu ve İctihad Mecmuası'nı çıkarmaya başladı. 1904'te Osmanlı İttihad ve İnkılap Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazılarda Sultan İkinci Abdülhamid Han ve diğer hükumet erkanı hakkında çirkin ifadeler kullandı. 20 Ekim 1904’te İsviçre'den sınır dışı edilince, İctihad Dergisi ve kütüphanesini Mısır'a naklederek bölücü ve yıkıcı faaliyetlerine devam etti. Şura-yı Osmani Cemiyetinin idaresinde vazife aldı. Bu sırada İslam düşmanı ve müsteşrik Dozy'nin eseri Essai Sur l'histoire de l'İslamisme adlı kitabını Tarih-i İslamiyet adıyla tercüme etti. Bu kitapta Peygamberimize karşı saygısız ifadeler kullandığı için dindar insanların samimi duygularını rencide etti. Bu yüzden pekçok kimse tarafından, kendi yanlış fikirlerinden başkasını kabul etmeyen, Allah düşmanı manasında "Adüvvullah Cevdet" diye anıldı. Bozuk fikirlerine zamanın hakiki alimleri tarafından cevaplar verildi.

    İkinci Meşrutiyetin ilanından ve İkinci Abdülhamid Hanın tahttan indirilmesinden sonra 1910 senesi sonlarında İstanbul'a dönen Abdullah Cevdet, İttihad ve Terakki ileri gelenleriyle arası açık olduğundan Cağaloğlu'nda İctihad Evi adını verdiği binaya yerleşerek İctihad Dergisini çıkarmaya devam etti. Aynı sene içinde kurulan Osmanlı Demokrat Fırkasının ikinci başkanı oldu. Bu fırka, Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla birleşince de, siyasi faaliyetlerini Kürt Teali Cemiyetine girerek devam ettirdi. Çıkardığı İctihad Dergisi, din ve devlet aleyhinde yazılar yazdığı için birçok defa kapatıldı. Bir ara İsviçre'ye giderek Osmanlı Devleti aleyhinde çalışan muhaliflere katılmak istediyse de isteği İsviçre hükumeti tarafından reddedildi. Daha sonra İttihadcıların desteğiyle çıkan Hak Gazetesinin yazarlarından oldu. Birinci Dünya Harbinden sonra yeniden siyaset ve yayın faaliyetlerine başladı. 1 Kasım 1918'den itibaren İctihad Dergisini yeniden çıkardı. Tekrar İttihadcıların aleyhinde yazılar yazdı. İngiliz Muhibler Cemiyetini kurdu. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yapan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller aldı. İctihad Mecmuasıında dini tezyif edici yazılar neşr etmeye devam etti. Bir ara Sıhhıye Müdürü olduysa da bu vazifeden alındı. 25 Mayıs 1920'de bu vazifeye yeniden tayin edildi. Fakat yedi ay sonra tekrar alındı. Yeniden neşr etmeye başladığı İctihad Dergisinin 1 Mart 1922 tarihli 144. sayısında Bahailiğin yeni bir din olarak kabul edilmesini tavsiye etti. İstiklal Harbinden sonra İctihad Dergisinde yeni idareyi öven yazılar yazarak nüfuz kazanmak istedi. Bu mecmuada Türkiye'nin nüfus politikasıyla ilgili olarak; "Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa'dan ve Amerika'dan damızlık erkek getirmek gerekir." şeklindeki iddiasının yer aldığı bir yazıyı kendi imzasıyla yayınladı. Bu yazısı bütün yurtta büyük ve derin bir nefrete sebep oldu.
    Ömrünün sonuna doğru tamamen yalnız kalan Abdullah Cevdet 29 Kasım 1932'de öldü.
  4. #4
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları

    ab.aza Hasan Paşa

    --------------------------------------------------------------------------------

    (?-1659) Osmanlı tarihinde ***** isyanları olarak tanınan ayaklanmalara adı karışmış, IV. Mehmet zamanında zorbalıklarıyla ün salmış bir vezirdir. Türkmen aşiretlerinin ağası bulunduğu sırada görevinden atıldığı için, Kastamonu dolaylarında başkaldırdı; kendisi gibi, padişaha başkaldırını; olan İpşir Mustafa Paşa ile birleşti. Bir süre sonra, İpşir Paşa sadrazam olunca, ***** Hasan Paşayı gene eski görevine, Türkmen Ağalığına getirdi. Ancak, İpşir Paşa istanbulda öldürülünce. Hasan Paşa gene başkaldırdı. Bu üstüste ayaklanmalar padişahın gözünü korkutmuştu. Bu yüzden. Hasan Paşayı önce Diyarbakıra, sonra da Halepe vali yaptı.

    ***** Hasan Paşa yeni sadrazam olan Köprülü Mustafa Paşanın Transilvanya seferine katılmak istemiyordu. Onun için, onbeş kadar valiyle veziri de kandırarak, Anadoluda geniş bir ayaklanma hazırlığına girişti. Padişah, bu hazırlığı haber alınca, telâşa düşerek Sadrazam Köprülü Mustafa Paşayı istanbula çağırdı. Sadrazam hemen geri döndü; Diyarbakır Valisi Murtaza Paşaya Anadolu Serdarı unvanını vererek âsilerin üzerine gönderdi.

    ***** Hasan Paşa kuvvetleri Murtaza Paşanın ordusunu büyük bir bozguna uğrattı; gitgide büyüyüp güçlenerek, Anadoluyu korkuya salan tehlikeli bir kuvvet haline gelmeye başladı. Gelgelelim, ki; gelip de askeri besleme güçlükleri başgösterince, ordudan ayrılanlar oldu. ***** Hasan Paşaya bağlı valilerden birkaçı, padişahın canını bağışlayacağı vaadiyle onu kandırıp Halepe getirdiler. Bir gece konağına baskın yapıp, adamlarıyla birlikte kafasını vurdular.
  5. #5
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları

    Ali Fuat Cebesoy



    Korgeneral Ali Fuat Cebesoy**, Atatürk’ün yakın arkadaşlarındandı. Birinci Dünya Harbi’nde Atatürk, 7’nci Ordu Komutanı iken Ali Fuat Paşa da bu ordunun kuruluşundaki 20’nci Kolordu’nun komutanıydı.

    Ali Fuat, İstiklal Harbi’nin ilk yıllarında Atatürk’ün Batı’daki dayanağıydı. Memleketin, içinde bulunduğu koşulları dikkate almayan Padişah’ın ve İstanbul Hükümetinin baskılarına boyun eğmeyerek askerlikten ayrılan Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılığı sürmüş ve isteklerini emir sayarak bütün gücüyle yerine getirmeye çaba sarfetmiştir. Sonraları bazı konularda anlaşamamışlarsa da Atatürk’e sevgi ve saygısı asla eksilmemiştir.

    Barış döneminde, askerlikle, politikacılık arasında kararsız tutumu, özellikle “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” Genel Sekreteri olmasına rağmen gericilerin bu partide yuvalanmasına mâni olamayışı Atatürk’ü çok üzmüştü. Atatürk’e karşı düzenlenen suikast olayına adının karışması da bu üzüntünün artmasına neden olmuştur.

    Ali Fuat Paşa’nın ve diğer yakın arkadaşlarının aklanması üzerine, zamanla Atatürk’le eski yakınlıkları tekrar oluşmuş; Milletvekili, Bakan ve Meclis Başkanı olarak hizmet olanağına kavuşmuştur.

    A. ALİ FUAT CEBESOY’UN YAŞAMI

    1. Doğumu ve Orta Öğrenimi:


    Ali Fuat Cebesoy, 1882 (1298) yılı Eylül ayında İstanbul’da doğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti ilk Bayındırlık Bakanı E. Korgeneral İsmail Fazıl Cebesoy’un oğludur. Evlenmemiştir. İlk öğrenimini Erzincan’da, orta öğrenimini İstanbul’da Saint Joseph Lisesinde yapmıştır.

    2. Ali Fuat Cebesoy’un askerî yaşamı:

    1899 (1315) de imtihanla Harp Okulu’na girmiş 9 Ocak 1901’de okulu bitirmiş, Harp Akademisi’nde öğrenimini sürdürerek 11 Ocak 1905’te Kurmay Yüzbaşı olmuş ve 5’nci Orduya atanmıştır. Bu ordu karargahında bir süre çalışmış, Beyrut 3’ncü Nişancı Taburu’nda, Selanik’teki 28’nci Süvari ve 15’nci Topçu Alaylarında stajlarını yaptıktan sonra 1906’da Kolağası olmuş, 1908 yılına kadar Selanik’te 3’ncü Ordu Müfettişliği Karargahı’nda çalışmıştır.

    13 Mart 1908, 9 Ocak 1909 tarihleri arasında 3’ncü Süvari Tümeni Kurmay Başkanlığı’nda ve Karaferya Bölgesi Komutanlığı’nda bulunmuş ve eşkiya takibinde gösterdiği başarı nedeniyle dördüncü rütbeden Mecidi Nişanı ile ödüllendirilmiştir.

    1909 yılı başında Roma Askerî Ataşeliği’ne atanmış, 1 Ekim 1911 ‘e kadar orada kalmış, 1911’de Binbaşı olmuştur. Trablusgarp Harbi sırasında Adriyatik sahillerinde toplanan kuvvetlere silâh ve cephane göndermek üzere Avrupa’da ek görevler almıştır.

    Ali Fuat Bey, Manastır’daki Ordu ve Üsküp’te 3’ncü Kolordu Karargahlarında bulunmuştur. Bu sırada, Tugay Komutanı olarak Arnavutluk ayaklanmasına katılmış, gösterdiği başarılar nedeniyle dördüncü rütbeden Osmanî ve üçüncü rütbeden Mecidi Nişanlarıyla ödüllendirilmiş rütbesi de Binbaşılığa yükseltilmiştir.

    1 Ekim 1911’de Garp Ordusu 1’nci Şube Müdürlüğü’ne, 20 Şubat 1912’de 1’nci Kolordu Kurmay Başkanlığına, sonra da 7’nci Kolordu Kurmay Başkanlığı’na atanmıştır. İpek ve Yakova’nın asilerden arındırılması için 7’nci Kolorduca teşkil edilen müfrezenin komutanlığını yapmış, 10 Kasım 1912 - Mart 1913 tarihleri arasında 23’ncü Tümen Komutan Vekili olarak Yanya savunmasına katılmıştır. Bu harekatta üç yerinden yaralanan Binbaşı Ali Fuat Bey Yarbaylığa yükseltilmiştir.

    Yanya Kalesi’nin düşmesine rağmen Ali Fuat Bey’in komutasındaki Pizani kahramanları mevzilerini sonuna kadar savunmuşlar, ancak Başkomutanlığın emriyle çekilmişlerdir.

    15 Ocak - 19 Eylül 1914 tarihleri arasında Şam’daki 8’nci Kolordu Kurmay Başkanlığı’nda bulunan Yarbay Ali Fuat Bey, Birinci Dünya Harbi’nin başlaması üzerine 19 Eylül 1914’te Şam’daki 25’nci Tümen Komutanlığına atanmış ve tümeniyle Birinci Kanal Harekatı’na katılmıştır. Buradaki başarıları nedeniyle 1915’te Albay olmuş, Harp ve Muharebe Gümüş Liyakat Madalyalarıyla ödüllendirilmiş, Alman Devleti de İkinci Demir Salip Nişanı’nı vermiştir.

    Tümeniyle Çanakkale bölgesine intikal eden Albay Fuat Bey, Seddülbahir Muharebelerinin son safhasına katılmış ve Muharebe Gümüş İmtiyaz Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

    20 Ocak - 30 Eylül 1916 tarihleri arasında 14’ncü Tümen Komutanı olarak Kafkas Cephesi’ndeki muharebelere katılan Albay Ali Fuat Bey, Çapakçur Muharebelerinde gösterdiği başarı nedeniyle Altın Liyakat Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

    30 Eylül 1916’da 5’nci Tümen Komutanlığı’na İkinci Gazze Muharebesi’nden sonra 20’nci Kolordu Komutanlığına atanmıştır. Alman Devleti tarafından kendisine ikinci rütbeden Kılıçlı Askerî Liyakat Nişanı verilmiştir.

    12 Ocak - Nisan 1917 tarihleri arasında 2’nci Ordu Kurmay Başkanlığı, Nisan -30 Haziran 1917 tarihleri arasında, Üçüncü Gazze ve Filistin Muharebelerinde Cephe Komutan Yardımcılığı ve Kudüs müdafiliği yapmış Muharebe Altın İmtiyaz Madalyası ile ödüllendirilmiş. 1917’de Mirliva (Tümgeneral) olmuş, Alman Devleti de Birinci Demir Salip Nişanı’nı vermiştir.

    30 Haziran 1917 - 9 Eylül 1919 tarihleri arasında tekrar 20’nci Kolordu Komutanlığı yapan Ali Fuat Paşa bir süre 7’nci Ordu Komutanlığı’na da vekâlet etmiştir.

    Birinci ve İkinci Salt Muharebelerinde gösterdiği başarı nedeniyle 1918’de Kılıçlı İkinci Mecidi ve Kılıçlı İkinci Osmanî Nişanlarıyla ödüllendirilmiş, Alman Devleti Kırmızı Kartal, Avusturya -Macaristan İmparatorluğu da Demir Taç Nişanı vermişlerdir.

    Eylül 1919 - Haziran 1920’de 20’nci Kolordu Komutanlığı görevi saklı kalmak üzere Batı Anadolu Genel Kuva-yı Milliye Komutanı olarak görev yapmış; 26 Haziran - 10 Kasım 1920’de Batı Cephesi Komutanı adı altında görevini sürdürmüş aynı zamanda TBMM üyesi (milletvekili) olmuştur. Buradaki hizmetleri nedeniyle Kırmızı Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

    20 Kasım 1920 - Nisan 1922’de TBMM Hükûmeti’nin Moskova Büyükelçiliği görevinde bulunmuş, dönüşünde 21 Ekim 1923’e kadar TBMM İkinci Başkanlığı yapmış Cumhuriyet’in ilanından sonra rütbesi Korgeneralliğe yükseltilerek 2’nci Ordu Müfettişliğine atanmıştır. (Meclis kararıyla, buradaki görevleri saklı kalmak üzere süresiz izinli sayılmıştır.)

    31 Ekim 1924’te Ordu Müfettişliği’nden istifa etmiş ve Ankara Milletvekili olarak Meclis’e dönmüştür.

    1 Ekim 1927’de, yasama görev süresi sona erdiğinde, ordu açığına alınmış 5 Aralık 1927’de askerlikten emekliye ayrılmıştır.

    Sivil Hayattaki Görevleri:

    Büyük Millet Meclisi’nin IV, VIII. dönemlerinde Konya Milletvekili, IX. dönem Eskişehir Bağımsız Milletvekili, X. ve XI. dönemlerde Bağımsız İstanbul Milletvekili, 3 Nisan 1939-9 Mart 1943’te Bayındırlık Bakanı, 9 Mart 1943-5 Ağustos 1946’da Ulaştırma Bakanı, 20 Ocak 1948 - 1 Kasım 1948’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı oldu. 10 Ocak 1968’de İstanbul’da öldü. Geyve Ali Fuat Paşa Camiî avlusunda yatıyor.

    Fransızca ve Almanca biliyordu.

    Ali Fuat Paşa’nın eserleri: Milli Mücadele Hatıraları, Moskova Hatıraları, Birüssebi - Gazze Meydan Muharebesi ve 20’nci Kolordu, Sınıf arkadaşım ATATÜRK, Siyasi Hatıralar, Mustafa Kemal Milli Lider’

    B. ALİ FUAT CEBESOY’UN KURMAYLIK VE KOMUTANLIK NİTELİKLERİ:

    1. Kurmaylık Nitelikleri:


    Ali Fuat Bey, ciddî, çalışkan, dürüst, bilgili, cesur, iki lisan bilen ve eser veren bir kurmay subaydır.

    Çeşitli karargahlardaki kurmay görevlerinde başarılı olmuş, kendisini astlarına saydırmış, üstlerine sevdirmiştir.

    2. Komutanlık Nitelikleri:

    Tümen ve kolordu komutanı olarak birliğini ağır muharebe şartlarında selâmete ulaştırmıştır. Yaşadığı dönemde cereyan eden harplerin ve muharebelerin hemen tümüne katılmış, tecrübeli bir komutandı.

    İstiklal Harbi’nin başlangıcında Genel Kuva-yı Milliye Komutanı olarak başarılı olmuş, fakat Batı Cephesi Komutanıyken, Genelkurmay Baş-kanı’nın karşı çıkmasına rağmen Gediz taarruzunu yapması ve birliğinin yenilgiye uğrayarak çekilmesi nedeniyle astlarının güvenini kaybetmiş ve Cephe Komutanlığından alınmıştır. Moskova Büyükelçiliği’nden dönüşünde 1’nci Ordu Komutanlığı’nı kabul etmeyip, sonradan politikadan hoşlanmadığını söyleyerek 2’nci Ordu Komutanlığını istemesi bir yıl geçince Meclis’teki görevine döneceğini söyleyerek ordu komutanlığından istifa etmesiyle eski ve yakın arkadaşı Mustafa Kemal Paşa’nın güvenini kaybetmiştir.

    (İstiklal Harbi sırasında ve savaştan sonraki dönemde Mustafa Kemal Atatürk’le aralarında beliren anlaşmazlıkları, ilgili bölümde göreceğiz)2

    C. ALİ FUAT CEBESOY’UN KATILDIĞI HARPLER VE MUHAREBELER:

    1. Osmanlı - İtalyan Harbi’nde Ali Fuat Cebesoy


    1911’de Trablusgarp Muharebesi sırasında Adriyatik sahilinde toplanan kuvvetlerin bağlı olduğu Manastır’daki Ordu ve Üsküp’teki 3’ncü Kolordu Karargahlarında bulundu, sonra Trablusgarb’a silâh ve cephane sağlamak üzere Avrupa’ya gönderildi.

    Üsküp’te bulunduğu sırada çeşitli birliklerden kurulan bir tugaya komuta etmiş ve Arnavutluk isyanının ilk safhasının bastırılmasında rol oynamıştır.

    2. Balkan Harbi’nde Ali Fuat Cebesoy

    Kur. Bnb. Ali Fuat Bey, 1 Ekim 1911’de Garp (Batı) Ordusu Harekât Şube Müdürlüğü’ne atanmış 20 Şubat 1912’de bu görevden ayrılarak çeşitli kurmay görevlerinde bulunmuştur. 29 Eylül - 10 Kasım 1912’de Batı Ordusu kuruluşundaki İşkodra, sonra Yanya Kolordularının Kurmay Başkanlıklarını, 10 Kasım 1912 - Mart 1913’te de Yanya Kolordusu kuruluşundaki 23’ncü Tümenin Komutan Vekilliği’ni yapmıştır. (Yanya Kolordusu Yunan Cephesi’ndeki birliklerdendir.) Batı Ordusu, 16 Ekim 1912’de harekete geçtiğine göre Kur. Bnb. Ali Fuat Bey, Balkan Harbi süresince 23’ncü Tümen’e komuta etmiş sayılır. Bu kuruluşun hemen her kademesinde görev yapmış bir kurmay subay olarak da birliğine ve harekât plânlarına egemendi.

    Balkan Harbi, Sırp ve Bulgarların 14 Ekim 1912’de nota vermeleri ve birliklerinin sınırlarımıza tecavüzleri üzerine 16 Ekim 1912’de, Doğu ve Batı Ordularının harekete geçmeleriyle başladı.

    Sırplar Türk ordusunun bu beklenmedik taarruzu karşısında, hareketlerini plana göre değil, Türk taarruzunun etkisine göre idare ettiler.

    Yunanlıların hedefi Selanik’ti. Bu şehir alındıktan sonra, Sırpların karşısında bulunan Vardar Ordusunun gerisine düşeceklerdi.

    Karadağlıların hedefi ise İşkodra’ydı. Sonra Şardağı batı bölgesini işgal edeceklerdi.

    Bulgar plânının gerçekleşmesi, Türklerin yığınak yerlerini ileriye almaları ve vaktinden önce taarruz etmeleri nedeniyle kolaylaşmıştı.

    İç ve dış siyaset bakımından gerekli hazırlıkları yapmadan ve kuvvetlerinin yarısını bile yığınak yerine toplayamadan, Edirne -Kırklareli genel hattının üzerinde ve bu hattın kuzeyinde Bulgar kuvvetleriyle yapılan muharebelerde Türk Doğu Ordusu, Pınarhisar - Lüleburgaz genel hattına çekilmek zorunda kaldı.

    Batı Ordusu da, Komonova’da yapılan muharebeyi kaybetmiş ve Manastır üzerine çekilmişti. Edirne Müstahkem Mevkii, Yanya ve İşkodra’daki Türk birlikleri savunmalarına devam ediyorlardı. 23’ncü Tümenin “Pis-ta” ve “Pizani” deki başarıları övülmeye değer.

    Binbaşı Ali Fuat Bey, bu muharebede üç yerinden yaralanmış ve başarıları nedeniyle Yarbaylığa yükseltilmişti. Yanya Kalesi’nin düşmesine rağmen Pizani kahramanları direnmiş ancak Başkomutanlığın emri üzerine çarpışmaya son vermişlerdi.

    Başkomutanlığın emirleriyle Çatalca mevzii gerisine çekilen Doğu Ordusu da buradaki birlikleri bu mevzii geçilmez bir müstahkem mevki haline getirerek Bulgar taarruzlarını kırmış, bu başarı siyasî ve askerî bakımdan çok yararlı olmuştu.

    26 Kasım 1912’de başlayan mütareke görüşmeleri, 3 Aralık 1912’de taraflarca (Yunanistan hariç) imza edildi. Londra Antlaşması’nı müteakip, 3 Haziran 1913’te Balkan bağlaşıkları arasında İkinci Balkan Harbi başladı ve 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması’yla Balkan Harbi sona erdi. Ali Fuat Bey de Şam’daki 8’nci Kolordu Kurmay Başkanlığı’na atandı.

    3. Birinci Dünya Harbi’nde Ali Fuat Cebesoy
    Son yıllarda birbirini izleyen harpler nedeniyle stoklar tükenmiş, kaynaklar kurumuştu.

    Avrupa büyük devletlerinin gruplaşmaları ve Osmanlı devleti üstündeki emelleri nedeniyle politik durum çok kritikti. Her iki taraf da hırslarını tatmin amacıyla Osmanlı devletiyle anlaşmaya yanaşmıyordu.

    Bu atmosfer içerisinde Avusturya - Macaristan Veliahtı Arşidük Ferdinant ve eşinin Saraybosna’da bir Sırplı öğrenci tarafından öldürülmesi üzerine Birinci Dünya Harbi başladı. Bir süre sonra Almanya da Rusya ile harbe tutuştu. Bunun üzerine Almanya, 2 Ağustos 1914’de Osmanlı hükümeti ile gizli bir anlaşma imzalamaya yanaştı.

    Birinci Dünya Harbi 3 Ağustos’tan itibaren bütün Avrupa’yı sarmıştı. Alman taarruzları, Batı Cephesi’nde duraklayınca, 2 Ağustos anlaşmasının uygulanmasını istediler. İşler karıştı ve sonunda Karadeniz Olayı adıyla tarihe geçen trajik oyunla harbe girdik. Önce Ruslar, Kafkas sınırlarımıza taarruz ettiler. Hemen arkasından İngiliz deniz kuvvetleri İzmir körfezi ve Çanakkale boğazındaki hedeflere ateş açtı. 3 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti bütün Üçlü Anlaşma Devletleriyle harbe girmiş bulunuyor.

    Kur. Yb. Ali Fuat Bey, I. Dünya Harbi’nin başlaması üzerine Şam’daki 25’nci Tümen Komutanlığı’na atanmıştı. Bu tümen ile I. Kanal Harekatı’na katılmış ve bu muharebedeki başarıları nedeniyle rütbesi Albaylığa yükseltilmişti. 1915’te tümeniyle Çanakkale Cephesi’ne gelmiş ve Seddülbahir Muharebelerinin son safhasına katılmıştır,

    Çanakkale zaferinin kazanılmasından sonra Kur. Alb. Ali Fuat Bey 14’ncü Tümen Komutanlığı’na atanmış ve tümeniyle Kafkas Cephesi’ne hareket etmiştir. 14’ncü Tümen Çapakçur Muharebelerinde yararlık göstermiş, birliğini liyakatla sevk ve idare eden Tümen Komutanı da Altın Liyakat Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Buradan 5’nci Tümen Komutanlığı’na atanan Ali Fuat Bey, İkinci Gazze Muharebesi’nden sonra 20’nci Kolordu Komutanlığı’na atanmış, Kudüs savunmasıyla sona eren Üçüncü Gazze ve Filistin Muharebelerinde Cephe Komutanlığı yapmış ve Kudüs’ü savunmuştur. Bu muharebelerdeki üstün başarıları nedeniyle Generalliğe yükseltilmiştir.

    Ali Fuat Paşa, Mondros Mütarekesi’ne kadar 20’nci Kolordu Komutanlığında kalmış ve bu arada İngilizlerin iki defa Şeria nehri vadisi boyunca yaptıkları yarma hareketine mani olarak Filistin Cephesi’ni felâketten kurtarmıştır.

    Harp tarihlerinde Birinci ve İkinci Salt Muharebeleri adıyla geçen bu harekatta, birçok silâh, cephane, malzeme, teçhizat ve hayvan ele geçirilmiş bir hayli esir alınmıştır. Bu muharebelerdeki başarıları, 7’nci Ordu Komutanlığı’nca tebrik ve takdir edilmiştir.

    Mütarekeden önceki, İngilizlerin büyük taarruzlarında da Filistin Cephesi’ndeki tüm birlikler imha tehlikesine maruz kalmışken, 20’nci Kolordu çetin artçı muharebeleri vere vere büyük kısmını kurtarmış ve Halep’te yeniden teşkilatlanarak İngilizlerin zırhlı kuvvetlerle takviyeli iki süvari tugayını tümüyle imha etmiştir. Böylece Torosların düşman eline geçmesini de önlemiştir.

    Bu tarihlerde Mustafa Kemal Paşa’nın Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na atanmış bulunması nedeniyle 7’nci Ordu Komutanlığı’na da vekalet etmekte olan Ali Fuat Paşa, komutanının millî kurtuluş hakkındaki tasavvurlarına içten katılmış ve Batı Anadolu’da başgösteren anarşik hareketleri önlemek ve bunların yerine millî kurtuluşa esas olacak teşkilatı hazırlamak üzere Mustafa Kemal Paşa ve diğer ilgililerle İstanbul’da görüşmüş ve birliğinin başına dönerek kolordusunun önce Konya Ereğlisi’ne sonra Ankara’ya intikalini sağlamıştı.

    4. İstiklâl Harbinde:

    Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısı üzerine Rauf Bey’le birlikte Amasya’ya gelen Ali Fuat Paşa, 21/22 Haziran 1919 gecesi hazırlanan kongreye davet genelgesini (Amasya Tamimi) Rauf ve Rafet Beylerin kararsız tutumları karşısında, en ufak bir duraksama göstermeden imzalamıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın bunun bir tarihî belge olduğu söylemesi üzerine Rauf Bey de imzalamış, Alb. Refet Bey de belli belirsiz bir işaret koymuştu.3
    Sivas Kongresi’ni baltalama teşebbüsleri karşısında, Ali Fuat Paşa, kongrenin kendisine güveni ve onayı ile çekingen davranan valilere sert uyarılarda bulunmuş (Özelikle Ankara ve Konya Valilerine) bölgelere yüksek rütbeli subaylardan millî komutanlar göndermişti.4

    Ali Fuat Paşa Eylül 1919’da Batı Anadolu Genel Kuva-yı Milliye Komutanı olmuştu. Paşa, Eskişehir ve dolaylarını millî bir bölge kabul edip Komutanlığına Süvari Yarbay Atıf Bey’i, Afyonkarahisar ve dolaylarını da bir millî bölge kabul ederek Komutanlığına 23’ncü Tümen Komutanı Ömer Lütfü Bey’i atamıştı.

    O tarihte Eskişehir’de İngiliz birlikleri vardı. Bunlar Yb. Atıf Bey’i tutuklamış ve İstanbul’a göndermişlerdi. Fuat Paşa, toplayabildiği millî kuvvetlerle bizzat Eskişehir’e yakın Çemşit’e gitmiş ve Eskişehir’i uzaktan kuşatmış, bu arada İstanbul’daki temsilcilerine de bir muhtıra verilmişti. Nihayet İngilizler Millî Mücadelemiz’e asla karışmayacakları konusunda söz verdiler ve Merzifon’da bulunan kuvvetlerini de geri çektiler, Yb. Atıf Bey de görevi başına döndü.5

    Meclis-i Mebusan’ın toplanacağı yer, Heyet-i Temsiliye’nin ve millî teşkilâtın alacağı şekil ve çalışma yöntemi, Paris Banş Konferansı’nın bizim için olumlu veya olumsuz bir karar alması halinde tutulacak yol hakkında verilen kararda Ali Fuat Paşa’nın da imzası vardı.6

    İçişleri Bakanı’nın, Anadolu’ya bir takım öğütçü heyetler göndermesi üzerine Ali Fuat Paşa’nın Ankara’da kolordusunun başında bulunması uygun görülmüş, Salihli ve Aydın Cepheleri Komutanlığı’na Alb. Refet Bey gönderilmişti.7

    Ali Fuat Paşa, Damat Ferit Paşa zamanında görevden alınmıştı. 20’nci Kolordu’ya Ankara’da bulunan 24’ncü Tümen Komutanı Yb. Mahmut Bey vekâlet ediyordu. Ali Fuat Paşa hem Kuva-yı Milliye Genel Komutanlığını yapıyor hem de Kolordusu ile ilgileniyordu. Bu nedenle Kolordusuna hakimdi.8

    18 Haziran 1920’de Batı Cephesi Komutanlığı’na atandı 20 Haziran’da göreve başladı.9

    (24 Ekim 1920’de yapılan Gediz Taarruzu, 25 Ekim’de Yunanlıların karşı taarruza geçerek Yenişehir ve İnegöl’ü almaları, Kuvve-i Seyyare ile ordunun birbirini suçlamaları Ali Fuat Paşa’nın Moskova Büyükelçiliğine gönderilmesi ve sonraki gelişmelere, “D” bölümünde değinilecektir.)

    D. ATATÜRK İLE ALİ FUAT PAŞA ARASINDAKİ ANLAŞMAZLIKLAR:

    20’nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Atatürk’ün okul ve gençlik arkadaşı ve savaşın başında batıdaki dayanağıydı. Aralarındaki anlaşmazlıklar Ali Fuat Paşa’nın Batı Anadolu Genel Kuva-yı Milliye Komutanlığı sırasında, Gnkur. Bşk.lığı Gediz taarruzunun yapılmamasında ısrar ettiği halde bu taarruzu yapması ve yenilgiye uğrayıp astlarının güvenini kaybetmesiyle başladı. Fakat Atatürk bu olayda da büyüklüğünü gösterdi. Eski hizmetlerini dikkate alarak onu Moskova Büyükelçiliği’ne gönderdi. Dönüşünde de 1’nci Ordu Komutanlığı’nı kabul etmemesine rağmen, büyük zaferde görev alan komutanların rütbelerinin yükseltilmelerinden bir süre sonra Ali Fuat Paşa’nın da Korgeneralliğe yükseltilmesini ve 2’nci Ordu Komutanlığı’na atanmasını sağladı.

    Bu olayları şöyle açıklayabiliriz:

    1. Ali Fuat Paşa da Alb. İsmet Bey’in Genelkurmay Başkanlığı’na karşı çıkanlar arasındaydı. Alb. Refet Bey’le birlikte Anadolu’ya daha önce Mustafa Kemal Paşa ile aynı zamanda çıktıklarını söylüyorlardı.10 Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da bulunduğu sırada dahi İsmet Bey’in kendisiyle fikir birliği halinde olduğunu sonra Ankara’ya izinli gelerek kendisiyle çalıştıklarını Harbiye Nazırı olan Fevzi Paşa (Mareşal Çakmaklın çağırması üzerine İstanbul’a dönmek zorunda kaldığını v.b. söyleyerek onları yatıştırdı.

    2. Gediz yenilgisi ve Ali Fuat Paşa’nın Batı Cephesi Komutanlığı’ndan alınması:

    Millî teşebbüslere karşı başlayan iç isyanlar, süratle memleketin her tarafına yayılmıştı. Bu isyanlara karşı gönderilen kuvvetler, Çerkez Ethem, Bnb. Nazım Bey, Yb. Arif Bey ve Bnb. (Çolak) İbrahim Bey müfrezeleri olmak üzere dört gruptan ibaretti.

    Ali Fuat Paşa, Geyve Boğazı’ndan Adapazan’na kadar uzanan kesime, Alb. Refet Bey de Ankara’dan Beypazarı yoluyla Bolu’ya uzanan kesime komuta ediyordu.

    28 Haziran 1920’de Ali Fuat Paşa Batı Cephesi Komutanı oldu. 11

    24 Ekim 1920’de Genelkurmay Başkanı’nın karşı koymasına rağmen, n, 61’nci Tümenler ve Kuvve-i Seyyare ile Gediz’deki düşmana taarruz etti. Dalgalı, disiplinsiz, emir ve komutasız bazı hareketlerden sonra Gediz’de yenildik; 25 Ekim 1920’de karşı taarruza geçen Yunanlılar Yenişehir ve İnegöl’ü işgal etti ve birliklerimiz Dumlupınar sırtlarına kadar çekildi.

    Çerkez Ethem ve kardeşleri bütün suçu Cephe Komutanı’yla düzenli ordu tümenlerine atarak kendilerinin güç durumda bıraktırıldıkları yolunda propaganda yaptırdılar. Ordu da Kuvve-i Seyyare’nin hiçbir iş yapamadığını söylüyordu.12

    Ali Fuat Paşa’nın artık Batı Cephesi’ne komuta edemeyeceğine inanan Mustafa Kemal Paşa, onu Moskova Büyükelçiliği’ne gönderdi.

    Çok ciddî ve dikkatli bir çalışma bekleyen bu cephe komutanlığı da zaten genel askerî harekatı yürütmekte olan Genelkurmay Başkanı Alb. İsmet Bey’e ek görev olarak verildi. (Kuzey Kesimi)

    Kuvvetli bir süvari teşkilâtına ihtiyaç vardı. Sırf bu teşkilâtı kurabilmek için de İçişleri Bakanı Rafet Bey ek görevle Konya ve dolaylarına gönderildi. (Batı Cephesi Güney Kesimi Komutanı) Genelkurmay Başkan-lığı’na da Millî Savunma Bakanı Fevzi Paşa vekâlet edecekti.13

    3. Ali Fuat Paşa, politikadan hoşlanmadığını söylüyor. Fakat Meclis’e dönebilmek için 2’nci Ordu Komutanlığı’ndan istifa ediyor:

    Ali Fuat Paşa Moskova Büyükelçiliği’nden dönüşte, (daha önce cephe komutanlığı yapmış olduğu için) 1’nci Ordu Komutanlığı’nı kabul etmemişti. Refet Paşa da bu göreve yanaşmamıştı.14

    Zaferden sonra İstiklal Harbi’ne katılan komutanlardan başarı gösterenlerin rütbeleri yükseltilmişti. Meclis İkinci Başkanı Ali Fuat Paşa, Rauf Bey aracılığıyla Başkomutan’dan 2’nci Ordu Komutanlığına atanmasını istemiş politikadan hoşlanmadığını bildirmişti. Halbuki atanmasını istediği orduda kendisinden üst rütbede kolordu komutanları vardı. Refet Paşa için de uygun bir görev verilmesi ve her iki paşanın zafer dolayısıyla terfileri de isteniyordu. Başkomutan önce, askerî harekata katılmaktan kaçınan bu paşaların katılanlarla bir tutulamayacağını söylediyse de yakın arkadaşlarını kıramayarak Ali Fuat Paşa’nın geçmiş hizmetleri gözönünde bulundurularak korgeneralliğe yükseltilmesini ve 2’nci Ordu Müfettişliği’ne atanmasını sağladı.l5

    Refet Paşa da İstanbul ve Trakya Fevkalâde Temsilcisi olarak İstanbul’a gönderildi.16

    Politikadan hoşlanmadığını söyleyen Ali Fuat Paşa 30 Ekim 1924’te Ankara’ya gelmiş ve Milletvekilliği yasama görevine başlayacağından, 2’nci Ordu Müfettişliği’nden atlını istemiştir.17

    Kâzım Karabekir Paşa da 26 Ekim 1924’te i’nci Ordu Müfettişliği’nden istifa ettiğini bildirmişti. Her iki Paşa da, Genelkurmay Başkanlığı’nca, yeni komutanlara görevlerini teslim etmek üzere ordularının başına gönderilmiş, Meclis’e kabul edilmemişlerdi. Atatürk Nutuk’ta Rauf Bey’inde dahil olduğu büyük bir komplonun başarısızlığa uğratıldığından söz etmektedir.

    4. Ali Fuat Paşa “Terakkiperver Cumhuriyet Partisi”nin Genel Sekreterliği’ne getiriliyor:

    Muhalefetin oluşturduğu “Terakkiperver Cumhuriyet Partisi”nin Başkanlığı’na Kazım Karabekir Paşa, Genel Sekreterliği’ne de Ali Fuat Paşa getirilmiş ve dinî düşünce ve inançlar bayrak olarak kullanılmıştı.18 İstiklal Mahkemeleri kuruldu ve bu parti kapatıldı.19

    5. Atatürk’e karşı düzenlenen suikaste Ali Fuat Paşa’nın ve diğer bazı yakın arkadaşlarının da adı karıştırılıyor fakat beraat ediyorlar:

    Maalesef, Atatürk’e karşı düzenlenen suikast olayına bu paşaların da adı karıştı ve Afyon Milletvekili Ali Çetinkaya başkanlığındaki İzmir İstiklal Mahkemesi’nde yargılandılar. Ali Fuat Paşa, Kâzım Karabekir Paşa ve Refet Paşa beraat edenler arasındaydı.

    Bu üç paşa ile Atatürk bir süre sonra barışmış, hatta 1933 yılında Ali Fuat Paşa Atatürk’ün daveti üzerine yeniden Konya Bağımsız Milletvekili seçilmiştir.

    Bu nedenle Parti Başkan vekili İsmet Paşa tarafından beyanname yayınlanmış, ayrıca Parti Genel Sekreteri Recep Bey de Konya Parti Teşkilâtı’na bir tamim göndermiştir.

    Yaşamı bölümünde açıklandığı gibi, Konya Bağımsız Milletvekili seçilen Ali Fuat Paşa, daha sonra Bağımsız Eskişehir ve İstanbul Milletvekillikleri de yapmıştır.

    6. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde:

    3 Nisan 1939-9 Mart 1943 tarihleri arasında Refik Saydam Kabinesi’nde Bayındırlık Bakanlığı,

    9 Mart 1943-5 Ağustos 1946 tarihleri arasında Şükrü Saraçoğlu Kabinesi’nde Ulaştırma Bakanlığı,

    20 Ocak 1948-1 Kasım 1948 tarihleri arasında da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yapmıştır.

    Sonuç

    Atatürk ve Ali Fuat Cebesoy arasındaki anlaşmazlıkları gördük. Sonuç olarak bu konuda şunları söyleyebiliriz:

    Mondros Ateşkes Anlaşması’yla vatanın en güzel bölgeleri işgal edilmişti. Bu yerleri düşmandan arındırmak ve millete bağımsızlığını kazandırmak için Atatürk, okul arkadaşı ve ordunun kolordu komutanlarından biri olan Ali Fuat Paşa ile İstanbul’daki son görüşmelerinde 20’nci Kolordu’nun süratle Ankara bölgesine intikalini istemiş, Paşa da bu isteği yerine getirmişti. Bu vatansever paşalar ve yakın arkadaşları, dört yıl canla başla çalıştılar. Doğal olarak bu süre zarfında askerî, idarî ve siyasî alanda görüş ve düşünce ayrılıkları oldu. Ama sonunda zafer kazanılıp barış dönemine geçilince, basit gibi görülen fikir ayrılıkları su yüzeyine çıkmaya başlamıştı. Ali Fuat Paşa Cumhuriyet’in ilk yıllarında muhalefetteki arkadaşları tarafından askerlikten politikaya çekilmiş ve Kazım Karabekir Paşa’nın Başkanlığını yaptığı “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”nın genel sekreterliğine getirilmişti. Bu parti zamanla gericilerin istilâsına uğramış, partinin başındakilerin inançları sömürülerek dinî bağnazlık coşturulmuştur. Sonuçta paşalar, çok takdir ettikleri, yakın arkadaşları Atatürk’e suikast düzenleyenlerle aynı safta, İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmışlar, fakat bu gibi denî faaliyetlerde bulunmadıkları ve tamamen suçsuz oldukları meydana çıkarak beraat etmişlerdir. Zamanla Atatürk’le eski yakınlıkları oluşmuş, 1933’te bizzat Atatürk’ün daveti ve İsmet Paşa’nın desteklemesiyle Ali Fuat Paşa, Bağımsız Konya Milletvekili olmuştur.

    İsmet Paşa’nın Cumhurbaşkanlığı zamanında da Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıklarına getirilmiş ve Meclis Başkanlığı’na seçilmiştir.

    10 Ocak 1968’de aramızdan ebediyen ayrılan Korgeneral Ali Fuat Cebesoy’a Tanrı’dan rahmet dileriz.
  6. #6
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları




    ADNAN MENDERES

    1899 yılında Aydın'ın Koçarlı ilçesi Çakırbeyli köyünde doğdu. İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey ile Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım'ın oğlu olan Adnan, anne ve babasını küçük yaşta kaybetti ve anneannesinin yanında büyüdü.

    Eğitimine İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde başlayan Adnan Menderes, Üniversite öncesi eğitimini Kızılçullu Amerikan Kolejinde tamamladı. Kolej son sınıf öğrencisi iken 4 Aralık 1916'da askere alındı, 15 Aralık 1917'de Zabit Vekili (Asteğmen) rütbesine yükseltildi, 30 Ekimde terhis oldu.

    İstiklal Savaşında 6 Ekim 1920'de yeniden askere alınarak Aydın Askerlik Şubesinde görevlendirildi. 1 Eylül 1921'de Şube İnzibat Subaylığına atandı. 1 Mart 1922'de Menderes Bölgesi Komutan Yaveri oldu. Zaferden sonra 1 Eylül 1922'de Teğmenliğe yükseltildi. 1'inci Kolordu 2. Şube, İstihbarat Şubesi ve İzmir Sansüründe hizmette bulundu. 1 Ağustos 1923'te terhis edildi.

    12 Ağustos 1930'da İstanbul'da Ali Fethi Bey'in Başkanlığında kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasında politikaya girerek partinin Aydın örgütünü kurdu ve İl Başkanı oldu. Partinin kendini kapatması üzerine siyasi yaşamını CHP'de sürdürdü. CHP Aydın İl Başkanlığına seçildi.

    9. Dönem seçimlerinde Aydın Milletvekilliğine seçildi. Bu arada Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenim görerek 1935 yılında mezun oldu. 10, 11 ve 12. Dönemlerde yine CHP adayı olarak Aydın'dan Milletvekili seçildi. 1945 yılına kadar TBMM'de komisyon raportörlüğü yapan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümetinin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısını reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte 25 Eylül 1945'te CHP'den ihraç edildi.

    Yaşanan ihraçların ardından, Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu gelişmeler üzerine 7 Aralık 1945'te Demokrat Parti kuruldu. Adnan Menderes, Celal Bayar'dan sonra partinin ikinci adamı konumunda, partinin kurucuları arasındaydı.

    8. Dönemde DP adayı olarak Kütahya'dan Milletvekili seçildi. 9. Dönemde İstanbul Milletvekili seçilerek 22 Mayıs 1950'de 1. (Demokrat Parti o dönem seçimi oylarının %53,5’ini alarak sandıkdan 1. parti olarak çıkmıştı), 9 Mart 1951'de 2. Menderes Hükümetlerini kurdu.

    10. Dönemde yeniden İstanbul Milletvekili seçildi. 17 mayıs 1954'te 3. Menderes Hükümetini kurdu. 9 Aralık 1955'te Kabinesini yenilemek suretiyle, görevini dönem sonuna kadar sürdürdü. 28 Temmuz 1957'ye kadar Başbakanlıkla birlikte Milli Müdafaa Bakanlığına da vekalet etti. 11. Dönemde tekrar İstanbul Milletvekili oldu. Beşinci kez Bakanlar Kurulunu kurmaya memur edildi.

    27 Mayıs 1960'ta Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke yönetimine el koymasıyla tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. Yüksek Adalet Divanında, Anayasayı ihlâl ve çeşitli suçlardan dolayı yapılan yargılama sonunda ölüm cezasına çarptırıldı.

    17 Eylül 1961'de ölüm cezası İmralı'da idam şeklinde yerine getirildi.

    17 Eylül 1990'da naaşı İmralı'dan alınarak Devlet töreni ile İstanbul Vatan Caddesinde yaptırılan Anıtmezarda toprağa verildi.
  7. #7
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları





    İSMET İNÖNÜ



    Asker, devlet adamı, Atatürk'le beraber Türkiye Cumhuriyeti kurucusu İsmet İnönü 24 Eylül 1884'te İzmir'de doğdu. Babası, Malatya'ya yerleşmiş Bitlisli Kürümoğulları Ailesinden Mehmet Reşit Bey, annesi Bulgaristan'ın ****orman yöresinden Cevriye Hanımdır.

    İlköğrenimini Sivas Askeri Rüştiyesinde bitirdikten sonra (1895), Sivas Mülkiye İdadisinde ve İstanbul Mühendishane İdadisinde okudu. 1900'de Topçu Harbiyesine girerek, 1903'de birincilikle bitirdi. 1906'da Harp Akademisinden yine sınıf başı olarak, altın maarif madalyası ile mezun oldu.Kurmay yüzbaşı olarak Edirne'deki II. Orduya atandı. 1907'de Fethi Bey'in (Okyar) önerisiyle İttihat ve Terakki Cemiyetine girdi. Önyüzbaşı olarak 31 Mart Olayını bastırmak için toplanan Harekat Ordusuna Yeşilköy'de katıldı (1909). Yemen ayaklanmasını bastırmak üzere gönderilen Ahmet İzzet Paşanın Dördüncü Kolordu Kurmay heyetinde yer aldı ve burada üç yıl kalarak (1910-1913) binbaşılığa yükseldi ve kurmay başkanlığı görevine getirildi. İlk diplomatik misyonunu yüklenerek isyan eden İmam Yahya ile görüşüp, barışı sağladı.

    Balkan Savaşının son dönemine yetişti, Çatalca'da yine Ahmet İzzet Paşanın emrinde, 1. Şubede bulundu. Eylül 1913'de Bulgarlarla imzalanan İstanbul Antlaşması görüşmelerine askeri danışman olarak katıldı. Genelkurmay 3. şubede ve 1. ordu kurmay heyetinde görev aldı.

    Birinci Dünya Savaşında Başkumandanlık Karargahında Harekât Şubesi Müdürlüğü yaptı ve Kasım 1914'te yarbay oldu, bir yıl sonra albaylığa yükseldi.Enver Paşa'nın emrinde ordunun yenileştirilmesi çalışmalarında bulundu. II.Ordu Kurmay başkanlığına atandı.

    1916'da İstanbul'da Süleymaniye semtinden komşusu Mevhibe Hanımla evlendi. 57 Yıl süren bu mutlu evlilikte, biri Kurtuluş Savaşı sırasında ölen dört çocukları oldu: İzzet(1919-1921), Ömer (1924-2004), Erdal (1926-2007), Özden(1930).


    Doğu ve Suriye cephelerinde Dördüncü, Üçüncü ve Yirminci Kolordu Komutanlıkları yaptı. Bu dönemde Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çalışma olanağı buldu, Harbiye'den okul arkadaşı iki komutanın dostlukları ilerledi. II.Ordu komutanı Mustafa Kemal'den yüksek ve anlamlı bir sicil aldı (1917).

    1918 Ekiminde İstanbul'a döndü, kurulan yeni hükümette Harbiye nazırlığını üstlenen Ahmet İzzet Paşanın yanında Harbiye nezareti müsteşarlığı yaptı. Askeri şurada görev aldı. Bu dönemde İstanbul'da sık sık Mustafa Kemal'le bir araya gelerek vatanın geleceği ve kurtuluşu konusunda yapılan ön çalışmalara katıldı. Ocak 1920'de ilk defa Ankara'ya giderek, Mustafa Kemal'le buluştu, İstanbul'da kalmasında yarar görüldüğünden , döndü ve kendisine yapılacak çağrıyı beklemeye başladı.

    19 Mart 1921'de Mustafa Kemal İsmet Bey'i Ankara'ya çağırdı. Er kıyafeti ile gizlice, 21 günlük bir yolculuktan sonra Ankara'ya vardı ve Heyeti temsiliyenin kurmay başkanı olarak çalışmaya başladı.

    23 Nisan 1920' de açılan TBMM'de Edirne Milletvekili sıfatıyla yer aldı. Genelkurmay başkanlığına getirildi, düzenli orduyu kurma görevini üstlendi. Bu sırada İstanbul Hükümeti tarafından, Mustafa Kemal'le birlikte asi sayılarak idama mahkum edilmişti. Zorluklar ve yokluklar içerisinde disiplinli bir ordu yaratmayı başardı.

    Ali Fuat Paşa Gediz saldırısında başarısızlığa uğrayınca yerine İsmet Bey önce Batı Cephesi Kuzey kesimi sonra da tüm Batı Cephesi komutanlığına getirildi (4 Mayıs 1921). İlk iş olarak başına buyruk hareket eden Çerkez Ethem çetesini denetim altına almaya çalıştı. Ordu bir yandan Çerkez Ethem güçleriyle mücadele ederken diğer yandan saldırıya geçen Yunanlılarla Eskişehir yakınlarında İnönü'de savaştı. Düşman birliklerinin ileri hareketi Birinci İnönü savaşında durduruldu (10 Ocak 1921).

    Çerkez Ethem ve kardeşleri yenilgiye uğrayarak kaçıp, Yunanlılara sığındılar. Düzenli ordu birlikleri yeniden başlayan Yunan saldırısını da geri püskürttüler ( İkinci İnönü zaferi 1 Nisan 1921). Generalliğe yükselen İsmet Paşa'yı Mustafa Kemal, " yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiği için" bir telgrafla kutladı.Orduyu önerildiği üzere Sakarya'nın gerisine çekti ve Genelkurmay başkanlığını Fevzi Paşa'ya devretti (Temmuz 1921). Sakarya ve Başkumandanlık Meydan Savaşlarının hazırlanmasında ve kazanılmasında etkili oldu (1922).

    Zaferin ardından Mudanya ateşkes görüşmelerinde TBMM hükümetini temsil etti ve ateşkesi imzaladı (Ekim 1922). Dışişleri bakanlığına getirilerek, Lozan'da barış görüşmelerini sürdürecek heyetin başına atandı (1922). Lozan'da iki dönem boyunca baş delege olarak zorlu müzakereleri yürüttü, Türk tarafının tezlerini, Mustafa Kemal'in desteği ve onayıyla başarıya ulaştırdı. Savaşı bitiren ve yeni Türk Devletini dünyaya tanıtan Lozan Barış Antlaşmasını imzaladı (24 Temmuz 1923).

    Yurda döndükten sonra 13 arkadaşıyla birlikte Ankara 'nın başkent olması için önerge verdi. Mustafa Kemal'le birlikte cumhuriyetin kurulması çalışmalarını yürüttü ve ilk Cumhuriyet Hükümetini kurarak başbakan oldu (30 Ekim 1923). CHP başkan vekilliğini de üstlenerek bu görevini Kasım 1924'e kadar sürdürdü. Kısa bir süre ayrı kaldıktan sonra Şeyh Sait isyanının patlamasıyla başbakanlığa geri döndü ( 3 Mart 1925).Takriri sükun kanunu ve İstiklal mahkemelerinin kurulmasıyla düzen sağlandı, devrimler gerçekleştirildi.Soyadı kanunu çıkınca Atatürk İsmet Paşa'ya İnönü soyadını verdi (1934).

    Başbakanlığı döneminde İnönü Atatürk ilkelerinin hayata geçirilmesini sağladı, ulusal iktisadın gelişmesine, demiryollarının yayılmasına, devletçilik ilkesinin korunmasına özen gösterdi. Zamanla liberal iktisattan yana olan muhalefet cephesi tarafından eleştirilmeye başlandı.

    Atatürk'ün hastalığının artması ile iki devlet adamı arasında bazı görüş ayrılıkları baş gösterdi. İnönü 8 Kasım 1937'de görevinden istifa etti. Ancak iki arkadaşın dostlukları uzaktan da olsa sürdü.İnönü Atatürk'ün ölümünün ardından TBMM tarafından oy birliği ile Türkiye Cumhuriyetinin ikinci cumhurbaşkanı seçildi( 11 Kasım 1938). CHP Olağanüstü Kurultayı kendisini " değişmez genel başkan ve milli şef" ilan etti.

    İnönü Kemalist devrimleri sürdürdü, özellikle eğitim seferberliği üzerinde durarak, daha önce kurulan Köy Enstitülerinin yayılmasını sağladı. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in katkılarıyla dünya edebiyatı klasik eserleri türkçeleştirildi, sanatta büyük hamleler yapıldı.Halkevleri ve Halkodaları deneyimleri başarı kazandı. Döneminde Celal Bayar, Refik Saydam, Recep Peker ve Şemsettin Günaltay hükümetleri kuruldu.

    İkinci Dünya Savaşının patlamasıyla ilgisini dış dünyaya çevirdi. İnönü'nün izlediği ince denge politikası sayesinde Türkiye savaşın dışında kalmayı başardı.İngiltere Başbakanı Churchill ile Adana'da ( 30 Ocak -1 Şubat 1943), ABD Başkanı Roosevelt ve Churchill ile Kahire'de ( 4-6 Aralık) ülkenin savaşa katılma koşulları üzerine görüşmeler yaptı. Savaşın sonunda Türkiye müttefikler yanında yer alarak (23 Şubat 1945) Birleşmiş Milletler kurucu üyesi olmaya hak kazandı.

    Savaş sonrası yeniden yapılanan dünya içinde, İnönü Türkiye'de çok partili demokratik sistemin kurulması için uğraş verdi.CHP içindeki muhalefet kanadının ayrı bir siyasi parti kurmasına olanak tanıdı. Celal Bayar önderliğindeki Demokrat Partinin katılımıyla ilk çok partili seçimler yapıldı (1946). Seçim yasasının değiştirilmesinin ardından yapılan 14 Mayıs 1950 seçimlerini CHP kaybetti. İnönü Cumhurbaşkanlığından ayrılarak muhalefet lideri olarak TBMM'de görev aldı.

    1950-1960 yılları arasında büyük bir demokrasi mücadelesi verdi. "En büyük yenilgisini en büyük zaferi" diye niteleyerek, halk meydanlarına indi. Zaman zaman sertleşen siyaset ortamında eylemleri ve konuşmalarıyla iktidarın tepkisini çekti. 1954 ve 1957 seçimlerinde yenilgiye uğramasına karşın liderliğini sürdürdü ve Demokrat Partinin uyguladığı politikaları eleştirdi. Tırmanan siyasi bunalım, 27 Mayıs 1960'da hükümete karşı olan bir kısım aydın çevreye ordunun da katılmasıyla, Demokrat Parti iktidarının yıkılmasına yol açtı. İnönü, kurulan Milli Birlik Komitesini destekleyerek, bir an önce sivil bir yönetime geçilmesi için uğraş verdi.

    1961'de yapılan seçimlerde önce AP , arkadan YTP ve CKMP ile, son olarak da bağımsızlarla koalisyon hükümetleri kurarak yeniden üç kez Başbakan oldu. İki askeri darbe girişimini bastırdı (22 Şubat 1962, 21Mayıs 1963).Kendisine karşı düzenlenen bir suikasttan kurtuldu ( 24 Şubat 1964).

    Kıbrıs olaylarının alevlenmesi üzerine Türkiye'nin müdahale hakkını kullanacağını söylemesi ABD ile kendisini karşı karşıya getirdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Johnson'dan sert bir mektup aldı (15 Haziran 1964) ve "yeni bir dünyanın kurulacağını ve Türkiye'nin burada yer alacağını" ifade etti. Johnson'la Amerika'da görüştü.Şubat 1965'de koalisyonun bozulması üzerine tekrar muhalefet liderliğine döndü.

    CHP içinde "ortanın solu" hareketini başlattı ve bu hareketin savunucusu Genel Sekreter Bülent Ecevit'i destekledi.12 Mart 1972 muhtırasının ardından izlenecek yol konusunda Ecevit'le ters düştü ve parti içindeki gücünü kaybetti. 8 Mayıs 1972'de Genel Başkanlıktan, Kasım 1972'de CHP'den istifa etti. Ömrünün son yılında TBMM'ne Senatör olarak devam etti. 25 Aralık 1973'de Ankara 'daki evi Pembe Köşkte hayata veda etti. Bakanlar Kurulu kararıyla Anıtkabir'de toprağa verildi.

    KENDİ AĞZINDAN ÖZGEÇMİŞİ
    (İsmet İnönü, Hatıralar, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1985, s.13-14)

    HAYAT HİKAYEMİN ÖZETİ


    Bir büyük imparatorluğun çökmekte bulunduğu kaygısı ve memleketi kurtarmak ödevinde olduğumuz düşüncesi, bizim gençlik yıllarımızın en unutulmaz hatırasıdır. Altmış sene bu hislerin heyecanları, ümitsizlikleri ve zafer günleri içinde geçmiştir.

    İmparatorluğun çöküşü içinde vazife yapmaya çırpınırken, hesapsız şehitler ve felakete uğrayanlar arasında, yaşayarak çıkmak gibi bir umulmadık olay başımdan geçti.

    Milli Mücadele, ben otuz sekiz yaşında iken zaferle bitmiştir. Bu devirde, amansız ve kudretli dış düşmanlar karşısında, kendi memleketimizi temsil yetkisi iddia edenlerin idam fermanını boynumuzda taşıyarak çıkabildik.

    Ümitsiz günleri unutmuş olarak, vatanı yeniden kurmak ve yükseltmek azmi ile işe başlanmıştır. Yepyeni bir Türkiye'nin her sahada temellerini atmak, elimize geçen emaneti yüz akı ile yeni kuşaklara devretmek tek amacımız olmuştur.

    1920'den, yani otuz altı yaşımdan beri memleket idaresinde birinci derecede mesuliyet taşıyanlar arasındaydım. Doğrudan doğruya siyasi kudret sahibi olarak 1950'ye kadar, yani altmış altı yaşıma kadar, Türkiye'nin selameti ve ilerlemesi gibi bir ödev yolunda bulundum.

    1950 senesini; memleketin yüz seneden beri hasretini çektiği yeni hayat tarzını, yüreğimiz ümit ve iftiharla dolu olarak seçmiş bulunuyoruz.

    Aklımın erdiği günden beri sıra ile başımdan geçen aşırı güçlük ve başarı anlarının, bu yeni devirde de birbirini kovaladığını görüyorum.

    Bu uzun siyasi hayatı bir cümlede canlandırmak isterim: Bütün ömür boyunca her zaman elde edilmesi millet için aziz olan bir amaç peşinde koştum. Bu, bana şevk ve kuvvet vermiştir.

    Aile hayatımda huzur ve mutluluk hatırası ile doluyum. Aile içinde dar zamanlarımı genişleten, kasvetli günleri aydınlığa yönelten başlıca desteğim, eşim Bayan İnönü olmuştur. Siyasi hayatımın bütün üzüntülerini sabırla ve cesaretle karşıladı. Hiçbir sarsıntı anında ürkmedi. Aile içinde geçimimiz, daima anlaşmalı olmuştur. Biz bunun tılsımını şu usulde bulduk: Bir olaydan hangimiz şikayetçi olur ve ilk söze başlarsa, ötekimiz susar ve hak verir ve fırtına ne kadar sürse mutlaka sütliman olarak biter.

    Çocuklarımla arkadaş gibi yaşadım. Şimdi torunlarımla arkadaş gibi anlaşmaya çalışıyorum.

    Ben, Türklerin iyi aile hayatına tabiattan istidatlı olduklarına inanmışımdır. Aile saadetinin temelinin, tek evlilik olduğuna yürekten hükmetmişimdir.

    İkbalin ve kudretin en yüce devirlerinde taşınabilecek duyguların en değerlilerine, iktidardan ayrıldıktan sonra eriştim.

    Resmi hizmet yolunun en büyük mükafatı, resmi hizmetten ayrıldıktan sonra milletten sevgi görmektir. Bu ikbale ermiş insanlardan biri olmakla iftihar ederim. Hususi ve siyasi hayatın hilatlarından sıyrıldıktan sonra sevgi ile karşılanmak, bizde nadir görülmüştür. Muarızlarım dahil olarak, bütün siyaset adamlarına bu ikbali yürekten dilerim.

    Geçmiş hayatımın arkadaşlarını, yardımcılarını ve bana amir mevkiinde bulunmuş olanları saygı ile anıyorum. Beraber çalıştığımız zamanlarda bana daima rehber ve yardımcı olan büyük Atatürk'e karşı yüreğim sevgiler ve minnetlerle doludur.

    İsmet İnönü

    Rütbeleri ve Atanma Tarihleri

    (İkinci Adam III.Cilt, Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1968 sf: 583-586)


    Mülazimisani : (Teğmen)19 Ağustos 1319
    Mülazimievvel: (Üsteğmen) 20 Kanunuevvel 1320
    Yüzbaşı : 13 Eylül 1322
    Kolağası : (Kd.Yzb.) 12 Eylül 1324
    Binbaşı : 13 Nisan 1328 (San'anın tahliyesi harekatındaki ve muhtelif hizmetlerinden dolayı takdir olarak)
    Kaymakam : (Yarbay) 10 Teşrinisani 1330
    Miralay : (Albay) 1 Kanunuevvel 1331
    Mirliva : (Tuğgeneral) 10 Kanunusani 1337 (1 inci İnönü muharebesinin mükafatı olarak)
    2'inci Ferik : (Tümgeneral) 31 Ağustos 1338
    1'inci Ferik : (Korgeneral) 30 Ağustos 192
  8. #8
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları

    Kazım Özalp




    Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen adlarından asker ve siyaset adamı Kazım Özalp 6 Haziran 1968’de Ankara’da öldü. 1882’de Köprülü’de (Makedonya Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Titov Veles) doğan Kazım Özalp 1902’de Harp Okulu’nu, 1905’te Harp Akademisi’ni bitirdi. İlk görev yeri olan Selanik’te 36.Alay’da görev yaparken İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. 1909’da 31 Mart Ayaklanması’nın bastırılması hareketine, 1912’de Balkan Savaşı’na katıldı. I.Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Ruslarla savaştı ve rütbesi 1914’te binbaşılığa, başarılarından dolayı da 1915’te yarbaylığa, 1917’de albaylığa yükseltildi. 1919’da Kurtuluş Savaşı başlayınca Heyet-i Temsiliye kararıyla Kuzey Cephesi komutanlığına atandı; 1920’de Aznavur Ayaklanması’nı bastırdı. I.Dönem TBMM’ye Karesi milletvekili olarak girdi; 1921’de olağanüstü yetkilerle Kocaeli bölge komutanı olarak görevlendirildi ve İzmit ile Adapazarı’nı düşmandan geri aldı. Emrine verilen kolorduyla Sakarya Savaşı’na katıldı, gösterdiği başarı nedeniyle Eylül 1921’de rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi. 1921 sonunda kolordu komutanlığını bırakan Kazım Özalp, Ocak 1922’de milli savunma bakanlığı görevini üstlendi ve aynı yıl korgeneral, 1926’da orgeneral oldu; 1927’de emekliye ayrıldı. TBMM’deki yerini 1920’den, siyasal yaşamdan çekildiği 1954’e kadar aralıksız koruyan Kazım Özalp, 1924-1935 arasında TBMM başkanı, 1935-1939 arasında da ikinci kez milli savunma bakanı olarak görev yaptı. 1971-1972’de yayımlanan Milli Mücadele adlı bir de kitap yazdı.
  9. #9
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları

    Hüsrev Gerede (12 Mart 1886, Edirne – 1962, İstanbul)



    Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihininin önemli isimlerinden olan Türk asker, politikacı ve diplomattır. Kurtuluş Savaşı sırasında iç isyanların bastırılmasında rol oynadı. Savaştan sonra Büyükelçi ve milletvekili olarak görev yaptı.

    Hersekli 1886 yılında Edirne'de doğdu. Rıdvanbeyoğlu ailesinden Ferik (Korgeneral) Mehmet Ali Paşa ile Mah-I Nur Hanım’ın oğludur. 1908 yılında Harp Akademisi’ni kurmay yüzbaşı olarak bitirdi . I. Dünya Savaşı'nda Doğu Cephesi'nde görev aldı.

    Mustafa Kemal ile Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlatan kişilerden birisidir. 19 Mayıs 1919’dan itibaren Mustafa Kemal Paşa'nın kurmay heyetinde istihbarat ve siyasi şube müdürlüğü yaptı. Havza, Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara’daki tüm mili mücadele hareketlerine katıldı. katıldı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı ‘nda Trabzon milletvekili olarak bulundu. İstanbul'un işgali üzerine Ankara'ya geçti, Trabzon milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çalışmalarına katıldı.

    Bolu İsyanı sırasında, Gerede Olayı'nda gösterdiği başarıdan dolayı Atatürk daha sonra kendisine Gerede soyadını verdi.

    Cumhuriyet döneminde askerlikten ayrılarak, Budapeşte, Sofya, Tahran, Tokyo, Berlin ve Rio de Janeiro Büyükelçiliklerinde bulundu, elçiliği sırasında Türk-Japon ve Türk-Alman dostluğunun güçlenmesine çalıştı. 1934 yılında Rıza Pehlevi’nin Ankara’ya gelmesini ve Türk-İran dostluğunu güçlendirilmesini sağladı.

    Gerede, 1949’a kadar milletvekilinde çeşitli illerin temsilciliğini yapmayı da sürdürdü. 1924-1936 yılları arasında Urfa, 1942-1947 yıllarında Sivas milletvekiliydi.

    Gerede’nin Japonya ve Almanya üzerine kitapları vardır. Atatürk ile ilgili anılarını yayımlamıştır.

    İstanbul, Şişli’de, uzun yıllar yaşadığı caddeye Hüsrev Gerede anısına bir anıt dikilmiştir.
  10. #10
    3mN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3mN
    Süper Üye
    Üyelik tarihi Jun 2011
    Yaş 22
    Mesajlar 766
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart Cevap: Gelmiş Geçmiş En ünlü DEvlet Adamları









    Hacim Muhittin Çarıklı, (1881-1965)



    Türk idareci ve siyaset adamıdır.Yunan işgalinin ilk günlerinden itibaren İç Batı Anadolu'da Kuvayi Milliye hareketlerinin organize edilmesine önderlik etmiş, son Osmanlı Meclisi Mebusan'ında ve ardından 8 dönem TBMM'de milletvekilliği yapmış Milli Mücadele kahramanı, idareci ve ve devlet adamıdır.

    1881 yılında Uşak'ta doğdu.İzmir Mülkiye İdadisi'ni ve İstanbul Mülkiye Mektebi'ni bitirdi (1904). Osmanlı Devleti'nin son yıllarında mülki amirlik kariyeri yaptıktan sonra 1. Dünya Savaşı esnasında (1917) Suriye'de Deraa mutasarrıflığında bulunmakla, İngiliz casusu T.E. Lawrence'in tarafından ırzına geçildiğini iddia ettiği ve Arabistanlı Lawrence filmine de yansıyan Türk beyidir (Hacim Bey).

    I. Dünya Savaşı sonunda, Balıkesir mutasarrıflığına atandı, ancak İttihat ve Terakki üyesi olduğundan Damat Ferit Paşa hükümetince görevden alındı (1919).15 Mayıs 1919'da Yunan askerleri İzmir'e çıktığında Hacim Muhittin Bey Balıkesir'de mutasarrıftı. Düşmanın İzmir'de kalmayacağı, içerilere doğru ilerleyeceği besbelliydi. Hacim Muhittin Bey bölgenin faal ve yurtsever olarak tanınmış kişilerinden Vasıf Çınar, Mehmet Vehbi Bolak, Hulusi Darblı, Hamdi Köprülü beylerle temasa geçerek Balıkesir'de bir milli kongrenin toplanmasına önayak oldu. Balıkesir Kongresi bazı konularda Erzurum Kongresinden de atak görünüyordu. Burada alınan kararların uygulanmasına hemen geçildi. Hacim Muhittin Bey, Ağustos başında Nazilli'de toplanan 2. ve Ağustosun 16'sı ile 25'si arasında Alaşehir'de toplanan 3. Kongreye de öncülük etti. Böylelikle de bölgede Kuvayı Milliye'nin önderliğini yapmış oldu.

    Kurduğu örgütün mücadeleyi sürdürdüğü günlerde Hacim Muhittin Bey Meclisi Mebusan'a katılmak üzere İstanbul'a gitti. Ancak bu görevi uzun sürmedi ve işgal kuvvetlerinin yasama organını dağıtmasından (1920)sonra Ankara'ya geçerek orada açılan birinci TBMM'de çalışmaya başladı. Bursa düşmanın eline geçtiği günlerde (8 Eylül 1920) orada valiydi. Bursa'nın Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine TBMM'de ağır eleştirilere uğrayarak suçlandı. Ancak, Mustafa Kemal Paşa'nın araya girmesiyle yargılanması önlendi. Hacim Muhittin Bey Meclis'teki yerini 1920'den başlayarak 1950'ye kadar korudu ve bu arada 4 sayılı Konya ve Şark İstiklal Mahkemesine başkanlık etti (1922-1926). 1950'den sonra siyasi hayattan çekildi. 1965 yılında İzmir'de öldü.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
ForumFokurtu.CoM

Url List Google Sitemap

Sitemiz; hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. 5651 sayılı yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple sitemiz, "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri abuse[at]forumfokurtu[dot]com mail adresinden yada İletişim bölümünden bizlere ulaşabilirler.