Bilinç ve bilinç altı tabirleri, genel anlamda psikiyatri tarafından anlanmamış bilinmeyen bir mevhumdur. Kısaca farkındalık diye tanımlanabilir. Neyin farkındalığı; insanın kendisinin , çevresinin , görebildiği duyabildiği hissedebildiği herşeyin farkındalığı. Peki duymadığı ve anlamadığı şeyin farkındalığı nasıldır. Acaba ateistlerin dediği gibi ben görmediğime inanmam kabul etmem dedikleri gibi mi? Elbette hayır. Çünkü akıl görülmez elektirik ve manyetik alan görülmez. Elektrik çarptığında hissettirir. Manyetik alan belli teslalara kadar hissedilmez. Algılanamaz. Ancak ürettiği ve yaptığı işler ile kendini gösterir. Ateistler ve inançsızlar , burada işi ben yapmıyorsam , görmem ve anlamak istemem gibi bir mantık geliştirirler. Bilinç ve bilinç altına kısaca farkındalık demiştik. Farkındalık görmek ve bakmak arasındaki fark gibidir. Kökenini sevgi ve çekim gücünden alır. Çevrenizde eğer sevgi ve ilgi duyduğunuz bir kişi veya bir olay var ise , o durum farkındalığın içine girer. Tabii ki sevgi ve çekim gücünün oluşturduğu farkındalık , o durumun veya olayın zıttının da farkındalığı gerektirir. Çünkü insanda her şey zıttı ile kaimdir. Yani varlık yokluk ile anlaşılabilir. Açlık olmadan yemeğin lezzeti anlaşılamadığı gibi. Burada Yaratıcımızın sıfatları önem arz eder. Varlık , yoklukla sonsuzluk , sonlulukla muhtaçlık ihtiyaçsızlıkla başkasının yardımına gerek kalmadan yaratmak , başkasına muhtaçlık ile vb. yaratıcının sıfatları daha sonraki bir konuda işlenecektir.

Bilinç ve bilinç altı tabirleri daha önce Freud ve yandaşlarınca o kadar yanlış anlatılmıştır ki , nerede ise hiç doğru tarafı yoktur. Aslında tek tek yanlışları anlatmak gerekir. Ama o zamanda konuyu anlatmak, bütünlüğü muhafaza etmek söz konusu olmayacaktır.

İnsanoğlu doğumdan önce ve sonra hayatı şekillenirken ; algının biçimsel yapısı genelde aile fertlerinin özelliklerine göre değişik olmaktadır. Eğer aile fertleri olaylara tepkisel yaklaşıyorsa çocuk büyümekte iken çevre ile iletişimi o şekilde kurar. Dikkat ederseniz çocuklar anadili öğrenirken , o sözcüklerdeki yüklenmiş duyguları, ön plana çıkarırlar. Mesela , devamlı öfkeli ve sinirli yapıda olan baba figürünü formatlamış çocuk çevresindekilere kızması gerektiğinde , mutlaka o tavır ve sözcük ile kendini ifade eder. Çocuk kendisine daha önce yüklenmemiş , yani formatına yazılmamış şeyi ne görür ne işitir. Yani daha önce tanıtılmamış şey algılamaz . Bununla alakalı bir çok örnek verilebilir. Genelde ustalık gerektiren işlerde , mutlaka usta çırak ilişkisi olması gerekir . Aksi halde kitap veya benzeri şeylerden kulak dolması öğrenilen şeyler, uygulamaya koyulduğunda başarısızlık ön plana çıkar. Daha kısa bir anlatımla kitap veya çeşitli yayın organlarını sadece okuyarak doktorluk yapılamaz. Damdan düşenin halini, ancak damdan düşen anlar.

Bilinç ve bilinç altı derken bazı şeylere karşı, hassasiyet olayın algı biçimini belirler. Yani hassas olduğunuz bir konuda , kişi mutlaka olayın farkına varır ve algılar . algılamaması mümkün değildir. Bilinçli davranış anlamında çevrede olup bitenlerin farkına varabilen kişi , değerlendirme yetileri kuvvetli ise cevap üretebilir . Aksi halde olay, cevapsız sürüncemede kalır. Bu durumda eğer bilinç altından söz ediliyorsa , kişinin , bilinç altından değil olayları konuşmak istememesinden kaynaklanır.

Bilinç ve bilinç altı tabirleri insanların çok kolay sığındığı bir mekanizmadır. İşine gelmeyen bir olay veya durum olduğunda algılamadığını ifade eder. Tabii bu olayda kişilik yapıları önem kazanır. Kendine yönelik egoist anlamda yetiştirilmiş bir kişi , işine gelmeyen bir olay ile karşılaştığında bilinçli olsa bile olayı inkar şekline gidebilir. Yalancılık bu anlamda insanların en çok kullandığı yoldur. Eğer çevre yalancılık davranış biçimine karşı tepkisel davranış geliştirmiyor, hatta ailenin diğer fertleri aynı davranış biçimini uyguluyorlarsa , bu kez yalan yaşam biçimi halini alabilir. İnsanın öyle bir yapısı vardır ki yalan belli süre sonunda gerçeğin ta kendisi gibi algılanır. İnsan yapısında bu özellik vardır ki ; hepimiz ölümü bilmemize rağmen ölüm konusunda herhangi bir araştırma veya bilinçlilik yönünde çalışma yapamayız. Sebebi yaşamda belirsizlik anksiyete dediğimiz yapıyı alevlendirir. Kendi iç yapısında ölümü ve ölüm sonunu bilen kişi , buna rağmen kendisine ters gelen davranış biçimine girer. Tabii davranış şekli olarak çevredeki insanlara verilen zarar , o insan ve insanların öfke ve kızgınlık duygularını kabartır. Öfke ve kızgınlık esas olarak gittiği insanda daha önce nazar konusunda söz ettiğimiz gibi manyetik yazılımı bozar . çünkü parazit dalga gönderilmektedir.

Bilinç ve bilinç altı denilen tabirlerde kadın ve erkek düşünce yapısı önem kazanır. Normal şartlarda anne olmamış kadın kendine yönelik yaşar. Çevre tarafından beğenilip onaylanma isteği erkeğe göre daha fazladır. Bu davranış biçimi , giyim ve hareket tarzı ile kendini belli eder. Serbest bırakırsanız bir şekilde herşeyini göstermek ister. Çünkü sanki mal pazarına, mal arz edilmektedir. Bu duyguyu dizginleyebilmek ancak din ile mümkündür. Aksi halde daha önce hedonism ve insan konusunda yazdığımız gibi, haz prensipleri üzerine yaşamaya devam eder. Kendisi ile alakalı şeyleri bilinç denilen hafızalanma fonksiyonuna manyetik yazılım yapar. Kendi benlik anlamında , ilgili olmayan unsurlar ise hafızalanmanın diğer daha alt basamaklarına atılır. Bu kez o olayları hatırlamak daha zor olacaktır. Psikoterapistlerin psikoanaliz dedikleri , insanı kendinden çıkarıp , diğer olaylar ile ilgilenmesini sağlamaktır. Depresyona girmiş kişinin kendinden başka olaylar ile ilgilendirebilmesi zaten kişinin kaotik (karışık ruhsal yapı) ortamdan çıkmasını sağlar. Bunun adına bilinç veya bilinç altı demekle olayı çetrefil hale getirip çözmek arasında fark yoktur. Meslekler sahipleri genelde daha çok kazanabilmek için insana ilk önce eşeğini kayıp ettirirler sonra buldurup ben buldurdum diye para alırlar. ABD yapılan araştırmalarda yapılan apandisit ameliyatlarını %80 nin gereksiz yere yapıldığı tespit edilmiştir. Şu andaki sağlık sistemimiz aynı yapıyı desteklemektedir.

Bilinç ve bilinç altı tabirinde az önce kadın yapısını kısaca anlattık erkek ise aileden aldığı kültür ile baş olmak ve iktidar olmak için yaşar. Buna ulaşmak için bazen kural ve sınır tanımaz. Tabii aile yapısında ve toplum yapısındaki değerler yaşam tarzının şekillenmesi demektir. Erkeğin iktidar olabilmek için genelde birkaç yolu vardır. Toplum değerleri; para ile gücü eşleştirdiyse, erkek en çok para nerede kazanılırsa oraya yönlenir. Ancak yaptığı işin yöntemi ona düzgün anlatıldı ise başarı çalışma ile elde edilir . Çalışma yaşamı;aynı yolculuk etmek gibidir. İnsan bir yerden, bir yere giderken nasıl devamlı yol alırsa en kısa sürede menziline varır. Yok yolda devamlı bir şeyler ile meşgul olursa , bu kez menzile varmak yerine geri kalır. Geri kalan kişi bu olayın farkına vardığında , yetiştirilme tarzına göre saldırganlık veya içe kapanma davranış biçimini geliştirir. İşte bu aşamada psikiyatrik hastalıklar ortaya çıkar. Aşırı hırslı birisi , hırsını gideremediğinde öyle bir çakılır ki artık depresyona veya psikoza girmekten başka çaresi yoktur. Diğer bir açıdan çocukluğunda bedensel bir arıza dolayısıyla çevre tarafından horlanmış ve geri atılmış bedensel özürlü kimse fırsat bulduğunda insanlara egemenlik kurabilmek için olmadık yöntemleri acımasızcana kullanır. Tarih devamlı bunun örnekleri ile doludur. Erkek yapısında örneklemleri çoğaltmak mümkündür.

Yukarıda bilinç ve bilinç altı tabirlerini Freud ve yandaşları kendilerinde eksik olan cinsel duygulara ait olduğunu söylemleyerek bir takım esaslar belirlemişlerdir. Ancak bu esaslar cinsel haz esasına dayandığından ve din unsuru sadece yahudilik esaslarına göre belirlendiği için, muhtevada sevgi unsuru yoktur. Sevginin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz . Bozulmuş yahudilikte ancak korku egemendir. Bu sebeple herşeyi kastrasyon anksiyetesi denilen baba korkusuna dayandırırlar. Canlıları yaşatan sevgidir. İnsanı sevmeyen ise, çevreye fayda yerine zarar verir. Korkunun insanda motivasyon sağlamadığı bilimsel bir gerçektir. Batılılaşma adına sevgiyi öldürüp , yaşasın korku diyorsak ; toplumun çöküşünü hazırlıyoruz demektir. Etki için tepki gerektiğinde ; tepkiyi çekerseniz sonuç ortadan kalkar. Bundan dolayı tepkisel biçimlenen toplum yapısı çok kısa sürede çöker. Sevgi insanoğlunun peşinde koşması bulunca sıkı sıkı bırakmaması gerekli bir mücevherden daha kıymetlidir. Bunun asıl yeride kalp denilen gönüldür. Kalp ve gönül kırmak sadece dinimizde büyük günah olarak yasaklanmıştır. Dinin olmadığı yerde kalbin olmadığı yerde insanlık olmaz. Eğer bazıları sadece yemek yeme ve cinsel duyguların öneminden söz ediyorsa , hayvanlar ile ortak oluyor demektir. Zaten o sebeple evrim yobazları kendi atalarının hayvan olduğunu iddia ederler. Aslında dinimizin dediği gibi onlar hayvandan daha aşağıdırlar.