Üye olmak zorunda değilsiniz,Linkler Açıldıl

Etiketlenen üyelerin listesi

3. Sayfa - Toplam 6 Sayfa var BirinciBirinci 123456 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 30 ve 58
İllerin Statejık özellikleri ADANA Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı ADIYAMAN Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı AFYON Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve
  1. #21
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    İllerin Statejık özellikleri ADANA
    Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı

    ADIYAMAN
    Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı

    AFYON
    Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları

    AĞRI
    Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları

    AKSARAY
    Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri

    AMASYA
    Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri

    ANKARA
    Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri

    ANTALYA
    Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri

    ARDAHAN
    Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü

    ARTVİN
    Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları

    AYDIN
    Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı

    BALIKESİR
    Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk-Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası

    BARTIN
    Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı

    BATMAN
    Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi

    BAYBURT
    Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi

    BİLECİK
    Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği

    BİNGÖL
    Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu

    BİTLİS
    Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri )

    BOLU
    Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük’ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen’in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları

    BURDUR
    Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri

    BURSA
    Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya'nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü

    ÇANAKKALE
    Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim ( peynir tatlısı )

    ÇANKIRI
    Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi

    ÇORUM
    Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi

    DENİZLİ
    Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu

    DİYARBAKIR
    Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi

    DÜZCE
    Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları

    EDİRNE
    Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü.

    ELAZIĞ
    Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası

    ERZİNCAN
    Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü

    ERZURUM
    Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları

    ESKİŞEHİR
    Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi

    GAZİANTEP
    Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı

    GİRESUN
    Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya

    GÜMÜŞHANE
    Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri

    HAKKARİ
    Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri

    HATAY
    Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları

    IĞDIR
    Pamuk Üretimi

    ISPARTA
    Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi

    İSTANBUL
    Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane - Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi

    İZMİR
    İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri

    KAHRAMANMARAŞ
    Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi

    KARABÜK
    Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası

    KARAMAN
    Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması

    KARS
    Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri

    KASTAMONU
    Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı

    KAYSERİ
    Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi

    KIRIKKALE
    Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi

    KIRKLARELİ
    Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri

    KIRŞEHİR
    Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri

    KİLİS
    Kilis Yorganları

    KOCAELİ ( İZMİT )
    Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal’ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi

    KONYA
    Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları

    KÜTAHYA
    Porselen ve Çini İmalatı, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitömer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları

    MALATYA
    Malatya Kayısısı, Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri, Aslantepe Antik Kenti, Karakaya Barajı, Somuncu Baba Camii ve Balık Gölü, Sürgü ( Takaz ) Mesire Yeri, Arapgir Meydan Köprüsü, Battalgazi Kervansarayı, Sultansuyu Harası, Darende Kudret Hamamı

    MANİSA
    Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma’nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları

    MARDİN
    Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi

    MERSİN ( İÇEL )
    Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla ( Namrun )

    MUĞLA
    Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon-Kaunos-Labranda-Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı

    MUŞ
    Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü

    NEVŞEHİR
    Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos’un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi

    NİĞDE
    Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye’nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları

    ORDU
    Türkiye’nin Fındık ve Bal Deposu, Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası

    OSMANİYE
    Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi

    RİZE
    Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi

    SAKARYA
    Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi

    SAMSUN
    Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi

    SİİRT
    Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi

    SİNOP
    Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun ( Türkiye’nin En Kuzey Noktası ), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi

    SİVAS
    Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği’nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü ( Zara )

    ŞANLIURFA
    Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü ( Balıklı Göl ), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz.Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası

    ŞIRNAK
    Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi

    TEKİRDAĞ
    Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii

    TOKAT
    Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Tokat Çemeni, Sulu Saray ( Sebastapolis ) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi

    TRABZON
    Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Sultan Murat Yaylası, Kızlar Manastırı

    TUNCELİ
    Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı

    UŞAK
    Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye’deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları

    VAN
    Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

    YALOVA
    Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi

    YOZGAT
    Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları

    ZONGULDAK
    Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları


    ADAPAZARI
    Bu ilimize Adapazarlılar kasaca Ada der. Çünkü Sakarya ve Çark suyu arasında yer alan şehir, tıpkı bir adayı andırır. "Pazar sözüne gelince: Burası onyedinci yüzyılda yörenin Pazar yeriydi. İşte, Adapazarı bu iki sözcüğün "Ada" ve "Pazar" sözcüklerinin birleşmesinden oluştu. Adapazarı, Sakarya ilimizin merkezidir.

    AFYONKARAHİSAR
    Afyon türkülerinde sık sık "Hisar" sözcüğü geçer. "Hisarın bedenleri çevirin gidenleri" Bu hisar sözcüğünün Afyon türkülerinde sık sık yinelenmesi nedensiz değildir. Eski adı Akroenos olan şehri Selçuklular uzun süren bir kuşatmadan sonra ele geçirdiler. "Hisar" kuşatma anl***** gelir. Acılarla elde edilen yere "Karahisar" dediler ve orada, kara taşlardan bir kale kurdular. Onaltıncı yüzyılda bölgede afyon yetiştirlmeye başlayınca, Karahisar'ın başına bir de Afyon eklendi ve şehir "Afyonkarahisar" adını aldı.

    ANTAKYA
    MÖ 300 yıllarında Makedonya Kralı Seleukoz bu yörede Antakya'yı kurdu ve şehre babasının ismi olan Antiokhia adını verdi. Zamanla büyüyen kent, başkent halini aldı.

    ANKARA
    İslam kaynaklarında Ankara'nın adı Enguru olarak geçer. Kimilerine göre Ankara sözü Farsça "Üzüm" anl***** gelen Engür'den, ya da Yunanca'da Koruk anl***** gelen"Aguirada'dan türemiştir.
    Bazılarına Hint-Avrupa dillerindeki "Eğmek" anl***** gelen Ank ya da Sankskritçe de; "Kıvrıntı",, anl***** gelen ankaba'dan veya Latince'den çengel anl***** gelen uncus'dan türediği ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank "engebeli, karışık arazi anl***** gelir." Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara şeklini almıştır.

    ANTALYA
    MÖ ll.ci yüzyılda Bergama karalı Attalos ll tarafından kuruldu. Şehir önceleri ismini kurucusundan aldı ve Attaleia adıyla anıldı. Daha sonra bu isim Adalia, Antalia ve en son Antalya şekline dönüştü.

    ARTVİN
    İskitler tarafından kuruldu. Artvin sözü iskitçe'dir.

    AYDIN
    İlk olarak Argoslar tarafından kuruldu. Anadolu beylerinden Aydınoğlu Mehmet bey'den aldı. Aydın, Mehmet beyin babasının ismidir.

    AMASYA
    Amasya şehrini tarihçi Strabon'a göre Amazon karalı Amasis kurdu ve ona Amasis kenti anl***** gelen "Amasesia" ismini verdi.

    AKSARAY
    Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçarslan, şehirde cami, medrese, kümbetler ve büyük ve beyaz bir saray yaptırdı. Şelir "Aksaray" adını işte bu beyaz saraydan aldı.

    AĞRI
    İsmi sınırları içindeki "Ararat" dağından alır. Çok eski çağlarda yeryüzü korkunç bir su baskınınına uğradı.(Nuh Tufanı) Nuh peygamber bütün canılardan bir çifti alarak bir gemiye bindirdi. Gemi Cudi (İslam kaynaklarına göre) (Hristiyan kaynaklarına göre de Ararat – Ağrı) dağına kondu. Ararat, önce aran sonra da Ağrı adını aldı.

    BALIKESİR
    Şehrin adının eski hisar anl***** gelen Paleokastio'dan türediği sanılmaktadır. Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre de balı çok anl***** gelir. Çünkü Kesir Arapça'da çok anl***** gelmektedir

    BAYBURT
    Eldeki kaynaklara göre kasabanın ortaçağdaki adı "Paypert" ya da "Pepert" idi. Bayburt adı buradan gelmektedir.

    BİLECİK
    Bizanslılar döneminde burada Bilekoma adlı bir kale vardı. Osman bey burayı alınca bu adı Bilecik olarak adını verdi.

    BİNGÖL
    Buradaki bir çok göllerden dolayı bu isim kendisine verildi.

    BİTLİS
    Kimi tarihçilere göre, "Bageş" ya da "Pagiş" sözcüklerinden türemiştir. Kimilerine göre de Büyük İskender'in komutanı "Lis" ya da "Badlis" burada bir kale kurmuş. Bitlis sözcüğü bu komutanın isminden kaynaklanıyormuş.

    BOLU
    Önceleri Bithynion Romalılar döneminde ise Claudiopolis adı verildi. Türkler burayı alınca Claudiopolis sözcüğünü kısaltıp sadece polis dediler. Daha sonra bu da halk dilinde değişerek Bolu oldu.

    BURDUR
    Eski adı Askaniya'dır. İsmini yanında kurulmuş olduğu Burdur gölünden alır.

    BURSA
    Eski çağlardaki Bitinya bölgesinin başkentidir. Buraya kurucusu Bitinya kralı Prusias'ın adı verildi. (MÖ:ll.yüzyıl)

    ÇORUM
    Rivayete göre Çoğurum kelimesinden türetilmiştir. Bu da bölgede zamanında Rumların çoğunluğu oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

    ÇANKIRI
    İlkçağda "Gangra" kalesinin eteğinde kuruldu. İsmini Gangra kalesinden alan Çankırı'ya yakın zamana kadar Çangırı ve Çenğiri deniliyordu.

    ÇANAKKALE
    Marmara ve Ege denizlerini birleştiren Boğaz'daki şehir ve kasabaların en büyüğü ve il merkezidir. Boğazın doğu kıyısında ve en dar yerinde kurulmuştur. Burada denizini şekli tıpkı bir çanağı andırır. Bugünkü ismini buradan alır.

    DENİZLİ
    Deniz-ili kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İl eski Türkçe'de ülke, memleket anl***** gelir. Yani deniz memleketi denilir.Bir diğer rivayete göre de kelimenin aslı domuz-ili'dir. Bu da bölgede domuz çokluğundan kaynaklanmaktadır.

    DIYARBAKIR
    Bakır ülkesi anl***** gelmektedir. Bu ismin kaynağı Diyar-ı Bekir'dir. Bekir'in memleketi anl***** gelir. Bunun nedeni de Bekir b. Va'il adlı Arap göçebe boyunun buraya yrleşmiş olmasından kaynaklanır. Diyarbakır'ın eski adı Amid veya Amed'dir. Gelen veya bizim anl***** gelir. Dede Korkut kitabında Amid'e Hamid de denilmiştir.

    ESKİŞEHİR
    Eski adı (dorlion) Doylaion'dur. 1080 yılında Türkler burayı ele geçirdi. 1175 yılında burasını Bizans geri aldı. Kılıçarslan bu şehri daha sonra geri alınca, ona "Bizim eski Şehrimiz" anl***** gelen Eski Şehir adını verdi.

    ERZURUM
    Ardı Rum kelimesinden gelir. Yani Rum toprağı demektir. Diğer bir rivayete göre de Selçuklular buraya Erzen-Rum demişlerdir. Erzen darı demektir. Şehir o zamanlar bir tahıl ambarı olarak kullanılmıştır.

    ERZİNCAN
    Erzincan ovasından adını alır. Ezirgan diye halk tarafından söylenir. Buranın eski adı Eriza'dır.

    ELAZIĞ
    1834 yılında Mezra denilen yerde kuruldu.1862 yılında buraya o sıradaki padişah Abdülaziz'in onuruna "Mamuretülaziz" adı verildi. Bu ismi uzun bulan halk onu Elaziz olarak kısalttı. 1937 yılında Elazığ'a çevrildi.

    EDİRNE
    Romalılar döneminde imparator Hadrianus tarafından kurulduğu için şehir "Hadrianopolis" dını alır. Hadrianus'un şehri anl***** gelen bu sözcük, sonradan değşimlere uğra***** Edirne halini aldı.

    GÜMÜŞHANE
    Burada daha önceleri gümüş madenleri olduğundan, bu şehre Gümüşhane denilmiştir

    GAZİANTEPŞehrin eski adı Ayıntab'dır. Kelime anlamı, pınarın gözü demektir. Halk bunu Antep olarak değiştirmiştir. Halk Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı başarılı bir savaş verince 6 Şubat 1921'de çıkartılan bir yasayla Gazi ünvanı verildi.

    İZMİR
    Şehrin asıl adı "Smyrna"dır. İzmir kelimesi smyrna'nın halk arasındaki kullanış şeklidir. Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras'ın kızı Smyra'dan alır ve tanrıça Artemis İzmirli'dir. Kimi kaynaklara göre de, İzmir şehrini ilk kuran Hititler değil, Amazonlar'dır. (Hititler de buraya Navlühun adını vermişlerdir.

    İSTANBUL
    MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulduğundan bu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir.
    Roma imparatoro Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla "Antion" olarak anıldı.
    Bizans İmparatoru Konstantin bu şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre "Konstantin veya Konstanpolis" adı verildi. Araplar "Kostantiniye, Romalılar Konstantinopolis" demişlerdir. Daha sonra bu ismin kısaltılmış şekli olan "Stin-polis" deyimi kullanıldı. İşte İstanbul bu "Stin-Polis" şehrinden türetildi.
    Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında "İslambol" adını verdiler. Fakat daha sonra İstanbul olarak değiştirildi.

    KÜTAHYA
    Frigler buraya "Katyasiyum veya Katiation" adını vermişlerdir. Daha sonra yöre halkı buraya Kütahya demiştir

    KONYA
    İsa'dan önce 47-50 ve 53 yıllarında Hıristiyan azizlerinden St. Paul burayı ziyaret etti ve şehir önemli bir dinsel merkez olarak gelişti. Bu nedenle Hıristiyanlar ona, "İsa'nın tasviri" anl***** gelen "ikonyum" adını verdiler. Abbasiler burayı alınca "Kuniye'ye" çevirdiler. Türkler bu ismi Konya olarak değiştirdi.

    KOCAELİ
    Orhan gazi döneminde bu bölgeyi feth eden Akçakoca isimli komutandan dolayı buraya Kocaeli

    KIRŞEHİR
    Kır ve Şehir kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.

    KAYSERİ
    Romalılar Mazaka adlı şehri alınca buraya Kaysarea adını verdiler. Yani İmparator şehri anl***** gelir. Daha sonra Kayseri olarak halk arasında yayıldı

    KASTAMONU
    Şehrin eski adı "Tumana"dır. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerleşti. İşte Kastamonu Gas ve Tuman'ın birleşmesinden meydana gelmiştir.

    KARS
    MÖ: 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı ise deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anl***** gelir.

    KAHRAMANMARAŞ
    Asıl adı Markasi'dir. Halk dilinde Maraş olarak değişmiştir. Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı şehirlerini kahramanca savunduklarından meclis tarafından ll Şubat 1922'de kahraman ünvanı verildi.

    KARAMAN
    İlk ismi Laranda'dır. Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi. Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi.

    MUŞ
    Bir rivayete göre süryanice'deki suyu bol anl***** glene Muşa'dan diğer bir rivayete göre ise Şehrin kurucusu "Muşet'den gelmiştir

    MUĞLA
    Eski adı "Mobolla"'dır. Türkler buraya daha sonra Muğla demişlerdir.

    MARDİN
    Mardin adı Süryanice'de Marde'den geldiği rivayet edilir. Romalılar "Maride" Araplar ise "Mardin" adını vermişlerdir. Diğer bir rivayet göre ise kürtçedeki Mer-din yani erkek, yiğit –görmek kelimesinden geldiği söylenmiştir.

    MANİSA
    Yunanca Magnesya'dan gelmiştir. Türkler burayı alınca Manisa olarak şehrin ismini değiştirdiler.

    MALATYA
    Hititler döneminde buranın adı "Meliddu"dur. Halk tarafından Malatya olarak değişmiştir.

    NEVŞEHİR
    Onsekizinci yüzyıla kadar şehir bir köydü ve adı "Muşkara" idi. Daha sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında Nevşehir adını verdi.

    NİĞDE
    İlkçağda bölgede Nagdoslular adlı bir kavim yaşadığından bu şehre isimlerini vermişler. Arap kaynakları şehre "Nekide veya Nikde" demişlerdir. Halk ise şehre Niğde adını vermiştir.

    ORDU
    Eski adı "Kotyora"dır. Halk tarafından bu isim değişikliğe uğramıştır.

    RİZE
    Kafkas kökenli bir kelime olduğu sanılmaktadır.

    SİİRT
    Siirt adının Keldani aslından geldiği ve şehir anl***** geldiği söylenir. Diğer bir ravayete göre ise Sert kelimesinin bozulmuş şeklidir.

    SİVAS
    Adının nereden geldiği konusunda her hangi bir kayda rastlanmamıştır.

    SAMSUN
    Eski adı "Amisos"dur. Samsun ismi bu kelimenin halk arasından değiştirilmesidir.

    SAKARYA
    Adını sınırları içinden geçen Sakarya nehrinden alır

    TUNCELİ
    Burada bazı maden yataklarının bulunmasından dolayı şehre Tunceli adı verilmiştir. Yani tunçülkesi demektir.

    TRABZON
    "Trapezus" sözcüğünden gelir. Anlamı dörtköşe'dir.

    TOKAT
    Eski adı "Komana Pontika"idi. Tokat adının Pontika adının halk arasından değişmiş şeklidir.

    TEKİRDAĞ
    Adını, kıyı boyunca uzanan Tekirdağlarından almıştır.

    URFA
    Eski adı "Orhoe veya Orhai"dir. Dah sonra Araplar tarafından "R"ya çevrilmiştir. Bir diğer rivayete göre ise Kürtçeden gelmekte olup R yani güneş demektir. Şehir Babil hükümdarı Ramis-Nemrut tarafından kuruldu.

    UŞAK
    Çocuk veya genç adının halk dilinden söylenişidir. Bazı rivayetlere göre ise uşak (ayınla söylenişi) kelimesinin aşık kelimesinden geldiği söylenmiştir.

    VAN
    Van'ı Asur kraliçesi Semiramis kurdu. Bundan dolayı şehre "Şahmirankent" adı verildi. Daha sonra Persler döneminde buraya Van adında bir vali geldi ve şehri bayındır hale getirdiğinden şehre onun adı verildi

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  2. #22
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Firgyalılar, Frigya Medeniyeti (Uygarlığı) Sakarya nehri ve çevresinde kurulmuştur. Baş*kentleri Gordion (Polatlı) idi. Önemli ticaret yollan üzerinde kurulduklarından tarım ve ticaret çok geliş*mişti.
    - Frig ekonomisi tarıma dayalıdır. Tabiat tanrıçası Kibele'dir. Saban kırmak, Öküz kesmek en büyük suçtu. Cezası ölümdü.
    - Tapetes denilen halı ve küim dokumacılığı önemlidir.
    - Heykel, kabartma, maden ve tahta işçiliği ile ka*ya mimarisi gelişmiştir.
    - Çok tanrılı inancı benimsediler.
    - Hitit ve Yunan sanatının etkisinde kaldılar.
    - İlk defa danteli, îrigler kullanmışlardır.
    - Krallarına Midas adı verilirdi.
    - Bu uygarlığa Kımmerler son vermiştir.

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------
    BAŞKA BİR KAYNAK

    MÖ. XIII. yüzyılda Boğazlar üzerinden Anadolu'ya gelen Frigler önceleri Batı Anadolu'ya, (Sakarya Havzası) daha sonra ise Orta Anadolu'ya kadar uzanan alanlara yayılmışlardır. Bu dönemde Hititlerin yıkılışına neden olmalarına rağmen, krallık olarak ancak MÖ. 8. yüzyılda ortaya çıkmışlardır. Başkentleri Gordion'dur. Kral Midas döneminde Orta ve Güneydoğu Anadolu'yu ele geçirerek en güçlü dönemlerini yaşamışlardır.

    Frigya medeniyetine MÖ. VI. yüzyıl başlarında Karadeniz üzerinden gelen "Kimmerler" son vermişlerdir.

    - Krallıkla yönetilen Friglerde Krallar mutlak otoritedir.

    - Çok tanrılı inançlara sahip olan Friglerde "Kibele" en önemli tanrıdır. (Bereket Tanrıçası)

    - Fenikelilerin alfabesini kullanmışlardır.
    - Kaya Mezarları ile "Megaron" adı verilen ev mimarisinde önemli gelişme göstermişlerdir.

    - Frigler tarıma büyük önem vermişler, yasalarında tarımsal hayatı korumaya yönelik sınırlamalar getirmişlerdir.

    - Anadolu'ya "Tapetes" adı verilen halı ve kilim dokumacılığını tanıtmışlardır

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  3. #23
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Mısırlılar, Mısır Medeniyeti mısır, Kızıldeniz ve Akdeniz'in birleştirdiği kuzey doğu Afrika'da Nil Nehri'nin suladığı topraklarda ortaya çıkmış bir uygarlıktır. Coğrafi koşullarının korunaklı oluşu sayesinde fazla işgale uğramadan kendine özgü bir gelişme göstermiştir.
    mısır medeniyeti, MÖ. III. binlerde başlayıp, MÖ. 525 yılında İran'dan gelen Perslerin bu bölgeyi ele geçirmesine kadar devam etmiştir. Daha sonra İskender İmparatorluğu ve Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altına girmiştir.

    - Mısır'da devlet katı bir monarşiye dayanmıştır. "Firavun" adı verilen ve tüm yetkileri ellerinde tutan krallar aynı zamanda tanrı olarak kabul görmüşlerdir.

    Diğer ilkçağ uygarlıklarında olduğu gibi Mısır'da da çok tanrılı inanışlar egemendir. En büyük tanrıları Güneş'tir. Ölümden sonra ikinci bir yaşama olan inançları Firavunlarını mumyalamalarına ve onlar için PİRAMİT adı verilen anıtsal mezarlar yapmalarına yol açmıştır.

    mısırlılar bir çeşit resim yazısı olan Hiyeroglif yazısı kullanmışlardır.

    -İlkçağda Mısır'da tarım ürünlerinden alınan vergilerin belirlenmesi matematiğin, Nil nehrinintaşma zamanının hesaplanması Takvim bilgisinin, Nil taşmasıyla bozulan arazi sınırlarının yeniden saptanması ise Geometri gelişmesi üzerinde etkili olmuştur

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  4. #24
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Mezopotamyalılar, Mezopotamya Medeniyeti Anadolu'nun güneydoğusunda Toros Dağları'ndan Basra Körfezi'ne kadar uzanan Dicle ve Fırat ırmakları arasında kalan bölgeye ilkçağ'Mezopotamyada denilmiştir. Yunanca'da "nehirler arası" anl***** gelen bu ülke; nehirlerin akış yönü dikkate alınarak, Aşağı ve yuk arı Mezopotamya olarak ikiye ayrılır. İlkçağ'da Aşağı mezopotamya'nın güneyine Sümer ülkesi, kuzeyine ise Akad ülkesi adı verilirdi.

    Irmaklar tarafından sulanan verimli topraklara sahip olan bölge, iki nehir dışında doğal engellerin olmaması nedeniyle, dıştan gelen göçlere açık durumdadır. Bu nedenle Mezopotamya uygarlığı farklı toplumların kültürel etkileşim içinde yarattığı zengin bir uygarlıktır.

    Mezopotamya'da sırasıyla Sümerler, Akadlar, Elamlılar, Babiller ve Asurlular devlet kurmuşlardır.

    Mezopotamya'nın tarihi dönemleri MÖ. 3200 lerde Sümerlilerle başlar. Bilinen en eski yazı Sümerlerin icat ettiği "Çivi Yazısı"dır. Kil tabletlere yazılmış olan bu yazı Mezopotamya'daki diğer kavimler tarafından kullanıldığı gibi Asurlular aracılığıyla Anadolu'da da yayılmıştır.

    Mezopotamyadaki ilk şehir devletleri Sümer şehir devletleridir (siteler). Babil ve Asurlularda devletlerin yönetim şekilleri monarşiye dönüşmüş, şehir devletlerinden merkezi krallıklara ve imparatorluklara geçilmiştir.

    mezopotamyada çok tanrılı dinsel inanışlar egemen olmuştur.

    -Tarihte
    bilinen ilk yazılı kanunlar Mezopotamya'da Sümer ve Babil kralları tarafından hazırlanmıştır.

    - Sümerler Mezopotamya'da matematik geometri, astronomi konularında yaptıkları araştırmalarla diğer kavimlere örnek olmuşlardır.

    Mezopotamyanın temel ekonomik uğraşı tarımdır. Tarımda elde edilen üretim fazlası ticari faaliyetleri de geliştirmiştir.

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  5. #25
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Yabancıların ders kitaplarında Türkiye aleyhinde neler var ?
    Yabancıların ders kitaplarında Türkiye aleyhinde neler var ?


    A.B.D.

    Öğretmen Eğitimi Tarih – Sosyal Bilimler Kitabında;

    1894-1896 yılları arasında Sultan Abdülhamit 100 binden fazla Ermeniyi katletti. Ermeniler Türklerin yayılmacı Pantürkizm planının önünde engeldi. Bu nedenle Türk yöneticiler onlardan kurtulmaya karar verdiler.

    Ermeni Soykırımı Nasıl Gerçekleştirildi?

    -Türk Ordusundaki Ermeni askerlerin silahları alındı, zor işler verildi ve daha sonra öldürüldü. Ermenilerin eğitim, siyaset, din ve kültür liderleri tutuklandı ve öldürüldü.
    -İmparatorluk dahilinde yerel yetkililere, Ermeni nüfusa karşı nefret uyandırmalarını emreden talimatlar gönderildi.
    -Kadın, çocuk ve yaşlılar tehcir bahanesiyle çöle ölüm yürüyüşüne gönderildi. Ermeni nüfusun bütün mallarına ve zenginliklerine Türkler el koydu.
    -Bazı durumlarda, eğer Ermeniler Hristiyanlığı reddedip İslamı kabul eder ve Türk olduklarını söylerlerse hayatlarını kurtarabiliyorlardı. Ermeni soykırımının amacı Osmanlı İmparatorluğunun içindeki Ermenileri yok etmekti.
    -Ermeni soykırımı Yahudi soykırımının öncüsüdür.
    -1909 yılında Kilikya bölgesinde 30 bin Ermeni katledildi. 1915-1922 yılları arasında 1.5 milyon Ermeni öldürüldü; 500 bini de sürgüne gönderildi.
    -Tehcir sırasında savunmasız kadınlar ve çocuklar Suriye Çöllerinde haftalarca yürümeye zorlandı; tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. Binlercesi zorla Türk ve Kürt evlerinde ve haremlerinde alıkonuldu.

    Aşağıdaki bilgilerin ışığında diğer soykırım örneklerini tanımlayınız.
    -Osmanlı İmparatorluğu liderleri tarafından Ermenilere
    -SSCB’de Stalin tarafından köylülere, memurlara ve askerlere
    -Kamboçya’da Pol Pot yönetimi tarafından halka
    -Ruanda’da Hutular tarafından Tutsi azınlığa

    ______________________________ ____________________ _________________________
    RUSYA FEDERASYONU

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    1875’in yazında Bosna-Hersek’te çıkan ayaklanma şiddetle bastırıldı. 1876’da Bulgaristan’da Osmanlı boyunduruğuna karşı bir ayaklanma çıktı ve Sırbistan ve Karadağ Osmanlıya savaş açarak Bulgar halkına yardıma koştular. Ancak az sayıdaki eğitimsiz ordu bozguna uğradı.
    Türk idaresinin yaptığı kanlı katliamlar Rus toplumunda infial yarattı. Kamuoyunda Yugoslav halklarının korunması fikri yayılmaya başladı. Yönetimin resmi yasaklarına karşı çoğunluğu subay olan binlerce gönüllü Sırp Ordusuna katıldı.

    Haritanın lejandında dört numaralı madde Kilikya Ermeni Devletini göstermektedir.

    Bölünmüş Bulgaristan, Sultan’ın düzenli ordusu için kolay lokma oldu. Daha sonra Sultan I nci Murat ordularını Sırbistan’a sürdü. 1389’da, LAZAR komutasındaki sayıca çok üstün Sırp Ordusu, Kosova Ovası’nda, kahramanca savaşıp düşmanı kıstırdılar.

    Fakat Prensin en yakın adamlarından biri Murat ile haince anlaşarak savaşın en önemli anında 12 bin askerini savaş alanından çekince, sarsılan Sırp Ordusu geri çekilmek durumunda kaldı.

    Prens LAZAR’ın akrabası Miloş OBİLİÇ kasten esir düşerek Sultan’a ***ürülmeyi talep etti. Kahraman Sırp, Hükümdar ile karşılaştığı anda hançer ile Murat’ı vurdu. OBİLİÇ’İ hemen orada parçaladılar. Komutayı alan yeni Sultan öç almak üzere tüm esirlerin ve Prens LAZAR’ın katledilmesi emrini verdi.

    Fatih, 200 bin kişilik ordu, 125 parçalık donanma ve yarım tonluk gülle atan devasa toplarla taarruza geçip şehri fethetti. İmparator 11 nci Konstantin elinde kılıcıyla öldü. Sultan; şehrin, surların, binaların kendisine ait olduğunu söyleyerek bunların dışındaki herşeyi yağma için askerlerine bıraktı. Üç gün süren yağmadan sonra ganimet ve kölelerden zengin olmamış bir tek asker kalmadı. Bizans Ordusu yok olmuş, ahalinin çoğu ölmüştü. Şehir İstanbul olarak adlandırılıp başkent oldu. Türkler tarafından bir çok Ortadoks kilisesi yıkıldı. Ayasofya ise camiye çevrildi.

    Kemal, iktidarda güçlenince diktatörlüğünü kurdu. Demokratik ve kominist organizasyonları dağıtıp reformlara girişti. Türkiye’de Cumhuriyeti ilan edildi, ruhani dünya sekülarize edildi.

    Güçlükler ekonomi ile sınırlı değildi. Çözümsüz bir çok sorun arasında Kürt sorununa dikkat etmek gerekmektedir. Lozan Antlaşması’na göre Kürtlerin yaşadıkları yerler Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları dahilinde bölünmüştü.

    60’lı yıllarda kurulmuş olan Kürdistan İşçi Partisi 1984 yılında Kürtlerin yaşadıkları bu dört ülkedeki topraklarda bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla silahlı mücadeleye girişti. Ülkenin Güneydoğu Bölgesi’nde PKK savaşçıları ile Türk Ordusu arasında silahlı faaliyet başladı.

    Askeri faaliyetler Türkiye’ye yıllık olarak 10 milyar dolara malolmuştur. Kürt sorununa çözüm halen bulunamamıştır.

    Türkiye Miğfer Devletler’in kaçınılmaz mağlubiyetlerine kanaat getirince Almanya ve Japonya’ya savaş açtı. Bu açık sembolik hareket Türkiye’ye BM’nin kurucuları arasında yer alma olanağı sağladı. Fakat uluslararası prestijini büyük oranda kaybetti. Özellikle SSCB ile ilişkileri kötüleşti.

    ______________________________ ____________________ _________________________
    ALMANYA

    İlköğretim Yardımcı Yayını Coğrafya Atlasında;

    -Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland” (Ermeni Dağlık Alanı) olarak gösterilmiş,
    -Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösterilmiş,
    -Haritanın Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.”
    yazmaktadır.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Bir halk milliyeti için savaşıyor (Kürtler). 5000 yıldır yaşadıkları bölgede
    Osmanlı ve Perslerin değirmen taşları arasında kalmışlardır. Onların bölgesi Birinci Dünya Savaşı’nda birçok ülkeye paylaştırıldı. O ülkelerden hiçbiri Kürtlere bağımsızlık ya da dil özgürlüğü vermedi. Bölgede petrol olması durumu gerginleştiriyor. Kürtlerin bağımsızlığı hedefleyen tüm girişimleri Türkiye ve Irak tarafından çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

    İlköğretim Coğrafya-Çevre Bilgisi Kitabında;

    (Kürtler)16-20 milyonluk bir topluluktur. Türkler bölgeye gelmeden önce de
    burada yaşıyorlardı. Toplam beş bölge ülkesinde yaşayan Kürtler devlet kurma arzusundadırlar. Türkiye ve Irak’ta, askerler ve Kürtler arasında silahlı çatışma olmaktadır. Türk Askerleri aileleri bölmekte, işkence yapmaktadır.

    İlköğretim Tarih-Coğrafya Kitabında;

    -Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesindeki bazı iller “kürdistan”,
    -Karadeniz Bölgesi’ndeki Canik Dağları “Pontus Gebirge” (Pontus Dağları)
    olarak gösterilmiştir.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    -Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland” (Ermeni Dağlık Alanı),
    -Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösterilmiştir.
    -Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.” yazmaktadır.

    İlköğretim Coğrafya – Atlas Yardımcı Yayınında;

    Haritada Türkiye-İran sınırı kürdistan olarak gösterilmiştir.

    İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;

    Ermenilerin Rus ordusunu desteklemesinden korkan Osmanlı İmparatorluğu onları göç ettirmeye başladı. Gerçekten de ulusal bağımsızlığı için mücadele eden Ermeniler vardı.

    Göç oldukça kanlıydı; yüz binlerce Ermeni göç yolunda açlık ve yorgunluktan,
    kervanları soyan göçebelerin baskınlarından hayatlarını kaybettiler. Bu halkın ölüme terk edilmesi Talat Paşa Hükümetinin saf Türk ya da saf Müslüman Anadolu oluşturma hedefinin bir işaretiydi.

    İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;

    Ermenilerle ilgili: Türkler tarafından 1914-1918 yılları arasında soykırım yapılmıştır. Sevr’de garanti edilen bağımsız Ermenistan oluşturulamamıştır. Ermenilerin topraklarının büyük kısmı Türkiye’de kalmıştır.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Kürtlerle İlgili: Türkiye’de resmi olarak Kürt yoktur, bunun yerine “Dağlı
    Türkler” vardır. Kürdistan Kürtlerin yaşadığı bölgedir. Burası Türkiye, İran, Irak tarafından paylaşılmıştır.

    İlköğretim Hayat Bilgisi Kitabında;

    Türkiye ile İlgili: Konuşulan resmi dil Türkçe ve Kürtçe’dir. Yönetim şekli
    1982’den bu yana cumhuriyettir.

    İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;

    Kürtler, Türkiye ve Irak yönetimiyle çatışma içinde ve birçok insanlarını
    kaybetmiş durumdadırlar. Su sorunu çözülmeden bölgedeki Kürt probleminin de çözülmeyeceği ortadadır.
    Irak rejiminden kaçan Kürtlerden 6700 kişi Türk sınırında, kirli su ve buna
    bağlı hastalıklardan dolayı öldü.

    Haritada: Halen Kürtlerin yaşadıkları bölgeler,

    Planlanmış kürdistan (Sevr’e göre),
    Bağımsız kürdistan cumhuriyeti (1946-1947) olarak gösterilmiştir.

    İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;

    Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik temelinde kurulmuştur. Ülkede yaşayan herkes kendini Türk hissetmeli ve Türkçe konuşmak zorundadır.
    Fakat özellikle Doğu Anadolu’da çeşitli halk grupları geleneksel yapılarını
    koruyarak yaşamaktadır ve Türk Devleti’ni yabancı görmektedirler.
    Birinci Dünya Savaşı galipleri Kürtlere kendi devletlerini kurma sözü vermişti.
    80’li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi’nin bağımsızlık savaşı şiddetlendi. İki
    cephe arasında kalan Doğu Anadolu halkı bunun acısını çekti.
    PKK savaşçıları kadınları, çocukları öldürdü. Türk Ordusu iki binin üzerinde
    köyü tahrip etti. Türk Ordusu işkencecidir.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Türkiye, bölgede yürüttüğü proje kapsamında (GAP) 21 baraj, 17 santralle her iki nehrin suyunu kendi ülkesine kullanacak. Birçok insan bu proje kapsamında yurtlarını terk edecek, iklim değişimi hastalıklara yol açacaktır.
    Kürtler Türk Hükümetinin baskısı altındadır, uzun zamandır bağımsızlık
    istekleri vardır.

    İmla Klavuzunda;
    Eşanlamı Karşılığı
    türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak, aldatmak.
    Sözlükte;
    Eşanlamı Karşılığı
    Türk = Manöver,Propaganda Manevra, abartma.
    Werbung
    türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapma, aldatma.
    Türken Bauen = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak.

    ______________________________ ____________________ ________________________
    AVUSTURYA

    Avusturya tarihi, Avusturya vatandaşlarının belleklerine belli başlı olaylarla kazınmıştır. Bunlar Ortaçağ koyu Katolik baskısı, büyük yangınlar, savaşlar ve 1529 ile 1683 yıllarında yaşanan Türk kuşatmalarıdır. Türkler; merkezi ve Doğu Avrupa milletlerinde çoğunlukla çocuklarını kaçırıp yeniçeri ocağı için devşiren, eşlerini ve kızlarını kaçırıp hareme hapseden, akınlarla batı istikametine hem karadan, hem deniz ve Tuna Nehri’nden gelip soyup, öldürüp, çalan ve giden insanlar olarak nitelendirilirken, bu ülkelerde anneler pek yakın zamana kadar (ve belki de halen) çocuklarını Uyumazsan Türkler gelir, seni ***ürür’’ diye korkutup uyutmaya çalışırken, Avusturya bunlara ek olarak tarihini, Avrupa’yı ve Hristiyanlığı Türklerden kurtaran bir millet olma çerçevesine oturtmuş bir millettir
    İki Türk kuşatmasının izlerini Avusturyada her şehir ve kasabada izlemek mümkündür. Bunlara ilişkin sayısız kitap yazılmış ve sanat eseri (efsane, şiir, şarkı, roman, heykel, resim, tiyatro, film) yaratılmıştır. En ücra kasaba, köy kilisesinde dahi bir tabela üzerinde Türkler . yılında buraya gelmiş ve soymuş, katletmiş, yakmış ve yıkmıştır yazısı görülebilir. Viyana’da pek çok cadde ve meydanın ismi Türklerin adı kullanılarak türetilmiştir. Pek çok bina duvarlarında yarı gömülü (çoğu suni olsa da) yuvarlak taş bilyalar Türk gülleleri olarak turist çekmektedir. Şehir merkezindeki pek çoğu heykelde zafer kazanmış Avusturyalı komutan ayağı altında sarıklı bir Türk başı, yerde sürünen bir yeniçeri ve sancak gibi şeyler görülmektedir.
    Pek çok sanat eserinde olduğu gibi askeri tarih müzesinde de Türklerle olan geçmiş yaşatılmaktadır. Burada Türklerden ele geçirilen ganimetlerin yanı sıra, temsili pek çok resme de rastlanmaktadır. Bu resimlerde Türkler sürekli zulmeden kişiler ve düşman modeli olarak hep çok çirkin, uzun bıyıklı, salyalı, iri gözlü olarak resmedilmişlerdir. Tarihinde pek çok milletle savaşmış olan Avusturya için diğer savaştıkları milletler bu kadar söz konusu değilken, Türklere dair geçmişi sürekli canlı tutmak, koyu Katolik olan Avusturya halkının milli benliğine ve dinine bağlılığının bir göstergesi olmuştur.
    Alman Orient Enstitüsü Başkanı emekli yarbay Udo STEİNBACH, Avusturya medyasını Türkler alehinde etkilemektedir. Ona göre:
    “Asıl sorun Atatürk tarafından yaratılan bu uyduruk Türk milletindedir. Uyduruk bir dil ve kültür. Önce Ermenileri sonra Rumları katlederek uyduruk bir cumhuriyet kurdular. Kürtleri neden tamamen kesmediler, merak ediyorum.” (1998)
    Adı geçen kişi halen içinde Türk kelimesi geçen her faaliyette Avusturya ve Almanya başta olmak üzere pek çok ülkede konuk konuşmacı olarak, üstelik Türkler ya da Türk sempatizanı olarak kendini gösterenlerce (örneğin Avusturya-Türk Bilim Derneği) görevlendirilmektedir.

    ______________________________ ____________________ _________________________
    DANİMARKA
    İlköğretim Coğrafya Kitabında;
    Sayıları 25 milyona ulaşan Kürtler (13-14 milyonu Türkiye’de), dünyadaki anavatansız halktır. Burada bulunan ve Türk olarak adlandırılan halkın çoğu aslında Kürttür.
    Türk Devleti Kürt halkının varlığını reddetmektedir. Kürtlerin demokratik hakları kısıtlanmaktadır. Parlementoya seçilmiş bile olunsa Türkiye’de Kürtçe konuşmak hapis nedenidir.
    Türk polisi ve askerinin yargısız tutuklamaları, köyleri harap etmeleri Kürtleri sürekli tedirginlik içinde yaşamaya itmektedir.
    Bölgedeki iç savaşta 37.000 kişi ölmüştür. Ayrıca 2.500 Kürt köyü yıkılarak boşaltılmıştır.
    Yapılan baskılar nedeniyle Batı Avrupa’ya gelen yabancıların büyük kısmını Kürtler oluşturmaktadır.
    FRANSA
    İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;
    Fotoğrafın altında “1918'den sonra Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni yetim ve öksüzleri" ibaresi bulunmaktadır. Fotoğrafta yerlerde çok kötü durumda, yarı çıplak küçük yaşlarda kız ve erkek çocuklar görülmektedir.
    Eğitim sistemi itibarıyla ezberden çok, tartışma ve yorum yönteminin
    uygulandığı bu ülkede, tartışma ve yorum yapmaya müsait bu resimle Osmanlı İmparatorluğu ilişkilendirilerek, sözde Ermeni soykırımı;
    Ermeniler kimdir?
    Bu çocuklar neden öksüz kalmışlardır?
    Osmanlı İmparatorluğu içerisinde ne kadar Ermeni yaşıyordu?
    Bunlara ne oldu?
    gibi sorularla işlenmektedir.
    Savaşta Avrupa'da en az 8 milyon insan ölmüş, milyonlarcası yaralanmış veya sakat kalmıştır ve üstelik savaş 1 milyondan fazla Ermeninin göç ettirilmesi ve katledilmesiyle 20 nci yüzyılın ilk soykırımı sonucunu doğurmuştur.
    Fotoğrafta, bir bina önünde üç Ermeni din adamı ve önlerinde yerde yatan öldürülmüş insanlar (Kitaba göre Ermeniler) görülmektedir. Fotoğrafın altında "Ermeni katliamı (1919)" yazısı ile "1915'te Türk Hükümetinin aşırı uçtaki kanadınca alınan önlemler, İmparatorluktaki Ermenilerin büyük bir bölümünün yok edilmesine yol açtı. (en az 600 bin ölü)" açıklaması bulunmaktadır.
    "Cephede Savaş Dehşeti" isimli konu alt başlığında "Bu savaş esnasında 20 nci yüzyıl, ilk soykırım ile tanışmış oldu. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı İmparatorluğunda Hıristiyan Ermeniler, Rus saldırılarına destek vermekle suçlandılar. 1,5 milyon Ermeni kadın, çocuk, erkek 1915'te sürgüne gönderildi ve Türk hükümetinin emri ile katledildi" ifadesi yer almaktadır.
    Fotoğrafın altında "1915'te Ermeni Katliamı" yazısı ile "Ermenilerin tutuklanma ve sürgüne gönderme kararını kim aldı?" sorusu bulunmaktadır. Söz konusu fotoğrafta ise elleri tüfekli, fesli ve bıyıklı, asker elbisesi giymiş iki kişi ile, kafatasları görülmektedir.
    İlköğretim Tarih Kitabında;
    Altında Ermeni katliamı yazısı bulunan resimde temsili olarak Ermenilerin kadın, erkek, çocuk, bıçakla ve tüfekle katledilmesi gösterilmektedir.
    Sayfanın sağ üst köşesindeki haritada Türkiye'nin kuzeydoğusu “Ermenistan” olarak gösterilmiştir.
    Resimde Sırpları katleden Türkler gösterilmekte ve altında:
    "Zorbalıklar başlıyor, Sırp köylülerin Türk çetelerince öldürülmesi" yazısı yer almaktadır.
    Kitabın insan hakları ihlallerinin kronolojik olarak gösterildiği sayfasında, 1915 Yılı için "Ermenilerin Türkler tarafından katledilmesi 20 nci Yüzyılın ilk soykırımıdır." ibaresi yer almaktadır.
    "Lise 2 nci sınıfta Ermeni sorunu nasıl kavrattırılır?" sorusu yer almakta ve altında "Neden bu seçim?" sorusuna üç maddelik yanıt verilmiş:
    -09 Aralık 1948 Soykırım Suçlarının Cezalandırılması Sözleşmesi ile tanımlanan ve 16 Nisan 1984 Yılında halkların sürekli mahkemesi tarafından 20 nci Yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edilen soykırıma karşı borç olduğu için,
    -Milliyetçilik ilkesinin değişime ve büyük güçlerin çıkarlarına karşı daha hafif kaldığını göstermek için,
    -Soykırım ve savaş suçlarının kabul edilmesindeki güçlüğü göstermek için.
    İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;
    Kitap, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü, Abdullah ÖCALAN’ı, meşru ve masum bir bağımsızlık mücadelesi yapıyor olarak göstermektedir. Bir ortaokul öğrencisinin anlayacağı şekilde basit bir dille yazılmış olan kitabın 36 ncı sayfasında "Türk Hükümeti modern ve liberal olarak görünmek istemektedir. Türkiye, AB’ne aday olmak üzere başvurmuştur. Kanunlarla yönetilen barış içinde bir devlet imajı vermeye çalışmaktadır. Ancak PKK/KONGRA-GEL üyelerini ve Kürt milliyetçilerini öldürmek veya yakalamak için kuvvete başvurmaktadır." denilmektedir.
    lköğretim Coğrafya Kitabında;
    "Dünyanın Bugünkü Jeopolitiği" adlı konu verilirken bir dünya haritası çizilmiş ve üzerinde çatışma bölgeleri gösterilmiştir. Haritada Türkiye'nin güneydoğusu da çatışma bölgesi olarak gösterilmektedir.
    Ortadoğu haritası üzerinde, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve İran'ın batısı ile Suriye'nin bazı bölümleri Kürt bölgesi olarak gösterilmiştir.
    Ayrıca Şırnak kenti de yüksek çatışma bölgesi olarak belirtilmiştir.
    GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ
    İlköğretim Okuma Kitabında;
    “Harap Bir Köy” adlı okuma parçasında, köyün 1974 yılında Türkler tarafından harabeye çevrildiği anlatılmaktadır. Parçada köy halkının her şeyi bırakarak köyü terk ettiği dramatize edilerek resimli bir şekilde anlatılıyor.
    Kuzey Kıbrıs Yunanlıları Türk Ordusu tarafında evlerini terk etmek ve adanın özgür bölgelerine göç etmek zorunda bırakıldılar.
    Parçada; kuzeyde bıraktığı evi ziyarete giden ailenin büyük kızı dönüşte iki salyangoz getirir. Evin küçük kızı salyangozları görünce gözleri dolar: “Evlerini sırtlarında taşıyorlar, keşke ben de aynısını yapabilseydim.”
    “Göç” başlıklı yazıda, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşanan nüfus mübadelesinde Yunanlıların evlerini, topraklarını satıp göç ettikleri konusu trajik bir şekilde anlatılmaktadır.
    Yazıda, Mihalis KASİALOS adlı bir halk sanatçısının (ressam) 1973’te Paşaköy’de inşa ettirdiği ve duvarlarını dillere destan bir şekilde kendi elleri ile resmettiği kilise anlatılmaktadır. Yazının devamında 1974 ağustosunda Türk Askerlerinin köye girip birçok masum kişi ile birlikte yaşlı KASİALOS’u da öldürerek etrafa zarar verdiklerinden bahsedilmektedir. Sonunda ise yaşlı KASİALOS ölmüş olsa bile resimlerinin ölümsüz bir şekilde orada kalacağından söz edilmektedir.
    1821 ayaklanmasını anlatan yazıda; Sakız Adası’nın Türkler tarafından yerle bir edildiği, köy ve şehirlerin yakıldığı; kadın, çocuk ve ihtiyarların boğazlandığı, genç kızların ise yine Türkler tarafından köle pazarında satıldığı anlatılmaktadır.
    İzmir’in Türklerin eline geçmesi ve devamında yaşanan nüfus mübadelesinin trajik bir şekilde anlatıldığı yazı; İzmir’in alevler içinde kaldığı, Yunanlı nüfusun canlarını kurtarmak için küçük sandallara dolup denize açıldığı görüntüsü yaratılan bir resimle desteklenmiştir.
    Hikayede EOKA’cı Grivas’ın da lakap olarak aldığı efsanevi Diğenis AKRİTAS’ın Beşparmaklar ile öyküsü anlatılmaktadır. Beşparmaklar’ın ilk çağlardan beri Helenlere ait olduğunu vurgulanmaktadır.
    Öykü ilk çağ dönemine ait olmasına rağmen konu Türklere getirilmekte ve Eflaklı bir Yunan ******n nöbet yerine giderken Türk-Arap korsanların Kıbrısa saldırdıkları ve adanın yeşil kıyılarının kızıl kana bulandığı anlatılmaktadır.
    Nöbetçi ******n, arkadaşlarına, kardeşlerine kılıçlarını kuşanıp Türkler ve Araplara karşı savaşmaya çağırdığı bir kahramanlık öyküsü olarak anlatılmaktadır.
    “Türk İşgali” adlı şiirde Barış Harekatı dramatize edilerek anlatılmaktadır.
    İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;
    “Ben Hristiyan doğdum, Hristiyanım, Hristiyan öleceğim.”
    Bu sözlerden sonra Türkler onu zindana attılar ve birkaç gün sonra yaşamı tüyler ürpertici bir şekilde sona erdi..
    İlköğretim Tarih Kitabında;
    Seni ilk oğluna ağlamak zorunda bıraktığım için ağlama, umutsuzlanma anneciğim.
    Eğer bunca anneler ağlıyorsa bunun suçlusu Türklerdir.
    Bana süt içirip büyüttüğün kulübemize bir Türkün efendi olmasına kalbim
    dayanamıyor, tahammül edemiyorum.
    Bunu sen de biliyorsun anne.
    Bu kitabın tamamı Türk düşmanlığı içermektedir.
    İlköğretim Okuma Kitabında;
    Kıbrısda, Kıbrıslı Çocuk, Vatan ve “Bölünmüş Vatanımız Hakkında Küçük Çocuğun Merakı adlı şiirlerde ilkokul çocukları, Kıbrıs’ın bölünmüş olduğu ve yeniden birleşmesi için dileklerde bulundukları, geride (kuzeyde) bıraktıkları yerlere ve evlerine dönmek istedikleri, Türklerin Güzelyurt ve Maraşı harabeye çevirdiği gibi konular işlenmektedir.
    Eftihia Teyze, Erenköy’ün Yalusa Köyü’nde ailesiyle birlikte mutlu bir hayat sürüyordu. İnsanlar ister Yunan olsun isterse Türk olsun herkese yardım ediyordu. Fakat 1974 yazında kötü olay ansızın gelişti. Oğlu Aleksandros, onun karısı Avgi ve çocukları ile birlikte esir oldu. Aleksandros Kıbrıslı Türkler tarafından bir soruşturma için tutuklandı. O günden beri hiç kimse kendisini görmedi, kayıp.
    İlköğretim Coğrafya Kitabında;
    “Türkler 1974 Temmuzunda Kıbrıs’a askeri çıkarma yaptılar. 200 bin Rum zorla evlerinden atıldı ve kendi vatanlarında göçmen oldu. Birçoğu Türkiye’deki hapishanelere ***ürüldü. Bu kişilerden 1619’u halen kayıptır. Bu kişilerin aileleri, yakınlarının akibetlerinin belirlenmesi için o zamandan itibaren süregelen bir mücadele başlatmışlardır. Türk işgali altında bulunan topraklarda, 1974’te 20 bin mahsur insan kalmıştır. Türkler bu kişileri, yavaş yavaş oradan gitmeye mecbur etmişlerdir. Bu kişilerin sayıları devamlı azalmaktadır. 1994te bu kişilerin sayısı 900ü geçmiyordu.”
    Parçanın sonunda, parça içerisinde geçen rakamlarla ilgili sorular sorulmaktadır.

    ______________________________ ____________________ _________________________
    MACARİSTAN
    Macaristan Kültür Bakanlığı İnternet Sitesinde;
    1456 Yılında Osmanlı Ordularının Macaristan istikametine yönelmesi üzerine Papa III ncü CALİXTUS Hıristiyan dünyasını Haçlı seferine davet etti ve Hıristiyanlardan savaşın kazanılması için kiliseye giderek dua etmeleri ve kiliselerde günde üç kez çan çalınmasını emretti. Bu duyuru beklenilenden daha etkili oldu.
    22 Temmuz 1456’da Macar Komutanı Janos HUNYADİ komutasındaki
    birlikler Belgrad’da Osmanlı Ordusuna ağır kayıplar verdirdiler. Bir çok kişi yapılan duaların bu başarının kazanılmasında etkili olduğunu düşündü.
    Papa bu zaferi 06 Ağustos’ta öğrendi ve Hıristiyan Dünyasında zafer günü
    olarak kutlanmasını buyurdu. Papa VI’ncı ALEXANDER, 09 Ağustos 1500’de bütün Hıristiyan dünyasında kiliselerde öğle vakti çanların çalmasını buyurdu.
    Bu nedenle her gün saat 1200’de kiliselerde çalan çanların anlamı Türklerin
    1456’da Belgrad’da yenilgiye uğratılmasını kutlamaktır.
    İlköğretim Tarih Kitabında;
    Kitabın, Ermeni ve Kürt sorunu bölümlerinde, ATATÜRK’ün görüşlerine de yer vererek tamamen İngiliz görüşü yansıtılmaktadır. Kitapta Türkler aleyhinde ağır eleştiriler bulunmaktadır.
    Sözde Ermeni Soykırımını Ermeni trajedisi olarak ifade eden yazar, kitabında
    ATATÜRK’ün Ermenilerin güneye göç ettirilmesi esnasında katliama uğradığı ve sorumluların cezalandırılmasını talep eden görüşlerine yer vermektedir.
    Tehcir kanunu nedeniyle Ermenilerin yalnız doğu Anadolu’da değil, Trakya’da
    dahil olmak üzere bütün bölgelerden göç ettirildiği ve göç esnasında Kürt aşiretler tarafından katliama tabii tutulduğu ifade edilmektedir. Binlerce Ermeni’nin de Alman subaylar ve Alman Protestan din adamları tarafından kurtarıldığı ifade edilmektedir.
    Yazar ayrıca, AB Parlamentosunun 1987 tarihli kararına gönderme yaparak,
    1948 tarihli BM Anlaşması gereğince 1915-1917 tarihlerinde meydana gelen olayları soykırım olarak kabul etmesi gerektiğini belirtmektedir.
    Kürt İsyanı bölümünde ise, 1925 ve 1937 isyanlarının bastırılmasında uygulanan yöntem ve taktikler nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti ve TSK eleştirilmektedir. Olayları İngiltere’nin Trabzon Konsolos yardımcısının görüşlerinden alıntılar yaparak tek taraflı olarak anlatmakta ve sözde Ermeni soykırımı ile benzerlikler kurmaktadır.

    ARNAVUTLUK
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Yabancı işgalcinin (Osmanlı İmparatorluğu) nefret uyandıran bayrağı ne kadar daha Kruya'nın surlarında dalgalanacak?
    Türkler, Arnavutluk'u ele geçirip ateşe verdi. 500 sene boyunca el ve ayaklarımıza kelepçe vuruldu.
    Köleliğin elbisesini çıkart ve cesaretin silahlarını giy.
    "Arkadaşlar, Türk itine vurun!" dedi ve düşman saflarına daldı.
    Osmanlıları ölüm bitirsin! Yeteri kadar ezdiler bizi.
    Türkler senin nerede olduğunu öğrendiği zaman seni köle yapar, annenin ırzına geçer.
    Arberia bölgesini işgal ettikten sonra Osmanlılar çaldılar, yaktılar ve ne buldularsa her şeyi mahvettiler.
    İtalya'da ve diğer ülkelerde hümanizm kültürü yerleştirildiği zaman Arnavut vatanına Osmanlı işgali yerleşti. Osmanlı ordusu şehirlerle beraber kültürü de bozdu.
    Osmanlı işgali boyunca Arnavut kültürü mahvoldu.
    17 nci yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu bütün Arnavut topraklarını işgal etti. Osmanlılar politik ve ekonomik baskıyı arttırmak için bir çok bölgeyi parçalayarak yeni bir düzen kurdu.
    Osmanlı işgalinden Arnavut şehirleri savaş boyunca çok ağır etkilendi. İnsanların öldürülmesi ve ekonominin mahvedilmesi dışında toplumun bir parçası yurt dışına göç etmiştir.
    Osmanlı işgali uzun sürdüğü için eğitimi de çok etkiledi. Halkın çoğu okuma-yazma bilmiyordu. 19 ncu yüzyılda Saray, Arnavut dilinin öğretimine ve okullarının açılmasına izin vermiyordu.
    Arnavut eğitimi ve kültürünün gelişimini engellemek için Türkler bir çok şey kullandılar. Bunlardan birisi: Arnavutça dilinin Türk ve Arap alfabeleriyle yazılması propagandasıydı. Bu tür şeyleri Osmanlılar, Arnavutça dilinin gelişimini engellemek için ve Müslümanlar ile Hıristiyanlar arası çatışmaların oluşması için yapıyorlardı.

    BOSNA HERSEK
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Düzenli Türk Birlikleri geldiğinde, isyancıların cesur savunma mücadelelerine rağmen ayaklanma kanlı şekilde bastırılmıştır. Türk Ordusu birçok Sırp Köyünü soymuş ve yakmıştır.
    Türkler itaatkar Hristiyan nüfustan çıkan ve Yeniçeri olarak adlandırılan, paralı piyadelerden oluşan yeni bir asker sınıfını ordu sistemine sokmuştur. İşgalciler haracı/vergiyi Hristiyanların kanına empoze etmişlerdir. Zaman zaman çocuklarını almışlar, onları ***ürüp asker adayı olarak okutmuşlar ve Türk Ordusunun elit birliği olan Yeniçeri sınıfı için hazırlamışlardır. Hristiyan ailelerin çocukları asker adayı olarak okutulmalarının yanı sıra Osmanlı ruhuyla eğitilmişlerdir. Onların profesyonel asker olarak evlenme hakları yoktu.
    Osmanlılar itaatkar halkları barbarca ezmiş; çok sayıda harç ve vergi ödemek zorunda tutmuştur.
    Osmanlılarda yolsuzluk, şiddet, soygunlar ve asalaklık idarenin temel unsurlarıydı. Bu durum, çoğunlukla hayatta kalma mücadelesi veren iteatkar nüfusun ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini imkansız hale getirmiştir.
    Ortadokslar dini vecibelerini yerine getirmekte büyük zorluklarla karşılaşmıştır.
    Türkler tembel oldukları için esir ticareti yapıyorlardı. Esir Hristiyanlara katı tutum sergilendiği için ve bazıları esaretten çabuk kurtulacaklarını düşündükleri için Türkleşmişlerdir.
    Türk Akıncıları hiçbir direnişle karşılaşmadan, Slovenya ve Hırvatistan topraklarını yağmaladılar.
    Split rahibi Roma’da: “Türkler, annelerin elinden bebeklerini alıyorlar, kadınlara kocalarının önünde tecavüz ediyorlar, genç kızları ailelerinden koparıyorlar; yaşlıları çocuklarının önünde öldürüyorlar. Bunları kendi gözlerimle gördüm.”
    Farklı kaynaklara göre Türkler 200 şehri işgal ettiler; 100 bin insanı köle, 30 bin genci de yeniçeri yaptılar.
    1524’te Türkler Konjic’teki tüm Fransiskan keşişlerini öldürdüler, cesetlerini Neretva Nehri’ne attılar ve manastırları, binaları, çevrelerindeki kiliseleri tahrip ettiler

    BULGARİSTAN
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Yeniçerilerin Bulgaristan topraklarında büyük kötülük yaptıkları, gaddar askerler olarak hatırlandıkları,
    Sultanın kan vergisi adı altında yeniçeri toplama usulünün gaddarca olduğu,
    Birkaç yıllık sürelerle kuşatılan topraklarda sultanın adamlarının çok çocuklu Hristiyan ailelerden birer çocuk aldıklarını,
    Korkutulan bu çocukları, muhafızlar vasıtasıyla uzun süren yaya yolculuklar ile İstanbul’a ***ürerek Türkleştirdiklerini,
    Bu çocuklara sultanın kölesi gibi davrandıklarını, toplu olarak yaşadıkları yerden çıkmalarına izin vermediklerini,
    Ordunun yeni sefer ilan ettiğinde ve sefer yerine giderken geçtikleri bölgelerde hırsızlık ve akla sığmayacak her türlü deliliği yaptıklarını anlatmaktadır.
    Osmanlıdaki kölelikten bahsederken; Türklerin aydınlatılabileceğini ancak bunun boş bir çaba olacağını, Türklerin cehaletle beslendiklerini, fanatikliğin ufuklarını daralttığı ifade edilmektedir.
    1350 yılında Osmanlıların Bulgar topraklarına girdiğinde toplu katliamlar yaptıkları, dini binaları yaktıkları, kadın ve çocukları esir alıp sattıkları anlatılmaktadır.
    Sultan Beyazıt döneminde, Türk Bölge İdarecisinin, ileri gelen Hristiyan din adamlarını müşterek konuları görüşmek üzere çağırarak, genç-yaşlı demeden kilisenin ortasında boğazlarını kestiği, 110 ileri gelen Hıristiyanın öldürüldüğü anlatılmaktadır.
    Hristiyanların çoğunun korkudan, bazılarının güzel vaadlere kanarak, bir kısmının da maddi çıkar sağlamak için İslamiyeti kabul ettikleri;
    Seçkin sınıflardan bazılarının orduda çalışmaya başlayarak (Hristiyan sipahiler) hemen olmasa da zamanla İslamlaşıp Türkleştiklerini, böylelikle: Balkanlarda birçok aristokrat ailenin yok olduğu, bunun en çok Vidin, Niğbolu, Sofya ve Köstendil Sancaklarında gerçekleştiği belirtilmektedir.
    Diktatör tarzda reformcu tarifinin en çok Mustafa Kemal ATATÜRK’e yakıştığı, ATATÜRK’ün Osmanlı İmparatorluğunun kalıntılarından yeni Türkiye’yi kurduğu, yaratıcı milliyetçilik fikrine dayanarak cumhuriyeti ilan ettiği,
    ATATÜRK’ün ölümüyle birlikte cumhurbaşkanlığına ve Cumhuriyet Halk Partisi Başkanlığına İsmet İNÖNÜ’nün seçildiği, bundan sonra reformların ve demokratikleşmenin durduğu ifade edilmektedir.
    Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin 1913 ve 1918 yıllarında kaybettiği savaşlarda, Avrupa’da 23 bin km2’lik toprak kaybı ile Doğu Trakya ve İzmir’i geri verdiğinden (ancak Haziran 1913’te Türk Ordusunun Doğu Trakya’yı istila ettiği ve burada yaklaşık 100 bin Bulgarı kestikleri ve 400 bin Bulgarı topraklarından sürgün ettiğinden) bahsedilmektedir.
    Devlete adil vergi hakkına sadece Müslüman olanların sahip olduğuna, diğerlerinin haklarının sadece belirlenen ek vergileri ödedikleri taktirde korunduğu,
    Müslümanların; kendilerinin Hıristiyanlara göre daha üst bir sınıf olduklarına, Hristiyanların kendilerine daha iyi hayat şartları sunmak için varolduğuna inandıkları belirtilmektedir.
    Bağımsızlık savaşındaki yenilgiden sonra, Türk çiftçilerinin Bulgar köylüleri üzerindeki baskılarının arttığına, vergilerin rüşvet sistemi şeklinde toplanmasına devam edildiğine,
    Bulgar halkının hiçbir politik ve sosyal haklarının olmadığına, yerel Bulgar aydınlarının takip edildiğine, baskı ve belalarla baş başa olduklarına değinilmektedir.

    ______________________________ ____________________ _________________________
    KOSOVA
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Kosova Savaşı’ndan sonra, Osmanlılar Arnavut topraklarını işgal ettiler. Evleri yakıp hayvanları ve diğer değer eşyaları yağmaladılar. Onlar Arnavut prensliklerini ellerinde tutmak için çocuklarını rehin aldılar. Bunların arasında Cerc Kastriot’da (İskender Bey) bulunuyordu. Osmanlı Türkleri 9 yaşındaki Cerc Kastriot'i rehin aldılar.
    60 yıl içinde Osmanlılar tüm Arnavut topraklarını işgal ettiler. Savaşın sonunda halk öldürüldü ve katledildi; Durs, İşkodra, Berat, Kruva ve Lej gibi büyük kentler köylere döndü. Osmanlı askeri kale, kilise, köprü ve diğer kültürel eserleri yıktılar. Bunlarla beraber çok sayıda değerli evrak da yok edildi.
    Osmanlı işgalinden önce Arnavutlar Hıristiyandı. Arnavutluk’un kuzeyinde Katolik mezhebi güneyinde ise Ortodoks mezhebi yaygın idi.
    Osmanlı işgalinden sonra İslam dini yayıldı. Bu dini Osmanlı işgalcileri zorla yaydılar, İslam dinini kabul etmeyen Arnavutlar büyük vergiler ödemeye zorlandı. 200 yıl içinde İslam dinini nüfusun yarısı kabul etti. Arnavutlar üç farklı dine sahip olmalarına rağmen her zaman birlik içindeydiler. Onların en büyük düşmanı Osmanlı işgalcilerdi.
    Arnavutlar her zaman bilim ve eğitimden yana olmalarına rağmen Osmanlı yönetimi Arnavut dilinde eğitimin gelişmesini engelliyordu. Tüm baskılara rağmen Arnavutça eğitim veren okullar açıldı ve Arnavutça eserler yazıldı.
    “Yeniden Doğanlar” Arnavut dilinde eğitim yapan okullar açılmasına büyük önem verdi. Osmanlı işgalcileri eğitimin Arnavutça ile yapılmasına izin vermedi. Arnavut vatanseverleri büyük çabalardan sonra Osmanlı Hükümetinden Arnavutça eğitim veren okulların açılması iznini almayı başardılar.
    Arnavutça eğitim veren okulların açılması halkı memnun etti. Arnavutça eğitim, Arnavutluğun düşmanlarını korkuttu. Sultan, Arnavut okullarının kapatılmasını emretti. Askerler ve hainler eylemlere başladı. Okul müdürü ve öğretmenleri zehirlediler. Bazı öğretmenleri tutukladılar. Arnavut alfabesine sahip olanları ise ağır cezalara çarptırdılar.
    Arbria'nın işgali esnasında; Osmanlı askerleri önlerine gelen her şeyi yağmalayıp, yakıp yok ettiler, işgal edilen yerlerde Arnavut toprakları, sultan tarafından Osmanlı derebeylerine ve onlara hizmet için hazır olan yerlilere verildi. Bunlar, Osmanlı Devletinin yürüttüğü tüm savaşlara asker göndermekle görevlendirildiler.
    Osmanlılar tarafından işgal edilen topraklarda halkın durumu ağırlaştı. Arnavutlar iki vergi vermeye mecbur oldular; birini yerel derebeylere diğerini ise Osmanlı Devletine. Bu ağır şartlardan kurtulmak için binlerce Arnavut kırsal alandaki köylerini terk etti. Onlar, işgalci rejimin bulunmadığı serbest bölgelere, dağlara yerleşti. Osmanlı işgaline karşı ilk olarak Mati ve Debre hükümdarı olan Gjon Kastrioti ayaklandı.
    İtalya ve diğer Avrupa devletlerinde Hümanizm ve Rönesans devam ederken Arnavut toprakları Osmanlı işgalinde bulunuyordu. Durs, Şkodka, Tıvar, Prizren, Berat ve Leja gibi çok sayıda büyük Arnavut kentleri köye döndü. Drişti, Deya, Şurlahu ve Spinarica gibi kentler hiçbir zaman ayağa kalkamadı. Kentlerde az sayıda Arnavut kaldı. Bu kentlerde Osmanlı askeri kışlaları kuruldu. Osmanlı askerleri kentlerle beraber kaleleri, kiliseleri, manastırları ve yüzyıllar boyunca kültür mirası sayılan çok sayıda güzel binaları yıktılar. Çok sayıda tablo ve heykeller yok edildi veya kayboldu. Bunlardan çok az bir kısmı kurtuldu.
    1481-1506 yılları arasında Osmanlı işgali sırasında; binlerce Arnavut ailesi vatanlarını terk ettiler. Bunların büyük bir kısmı Güney İtalya'ya yerleşti. Onların büyük bir kısmı evlerine dönecekler diye dillerini ve adetlerini unutmadılar.
    26 Ağustos 1830'da Manastır'da, önceki suçlarının affedileceği ve hediye dağıtılacağı vaadiyle bir araya getirilen 500 Arnavut derebeyi öldürüldü.
    Olaylar Yunan askerlerinin düşündükleri gibi gelişmedi. Gerçekleştirdikleri devlet darbesi Türkiye'nin askeri müdahalesine yol açtı. Türkler, Kıbrıs'ın kuzey kısmını işgal edip bir Müslüman hükümet kurdu ve o dönemden sonra ada ikiye bölündü.
    1478’de 150 bin kişilik Osmanlı Ordusu yeniden Kruva ve İşkodra'yı işgal etme girişiminde bulundular. II nci Mehmet komutasındaki Osmanlı askerleri iki yıl süren kuşatmanın ardından cephanesiz yiyeceksiz ve içeceksiz kalan Kruva'daki askerleri kaleyi teslim etmeye mecbur ettiler. Sultan teslim olmalarına karşılık kaleyi savunanlara özgürlük ve komşu ülkelere gidebilecekleri vaadinde bulundu ama sözünde durmadı. 16 Haziran’da kaleye giren Osmanlılar tüm erkekleri öldürerek kadın ve kızları köle olarak aldılar.
    Osmanlı işgalcileri, Arnavutların milli haklarını ihlal eden bir polis devleti rejimi uyguladılar. Vatansever öğretmenleri tutukladılar, okulları kapattılar, kitap ve gazetelerin basılmasını yasakladılar.

    ______________________________ ____________________ ________________________
    MAKEDONYA
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Yeniçeri ordusu 15 nci yüzyılda kurulmuştur. Başlangıçta bu ordu esir alınmış genç ve sağlam kişilerden oluşuyordu. Daha geç dönemlerde bu ordunun safları “kan vergisi (haracı)” olarak alınan Hristiyan çocuklarıyla dolduruldu.
    Reaya adıyla anılan esaret altına alınmış Hristiyan kitleler esas iş gücünü teşkil etmektedir. Bütün köylüler bağımlıdır ve reaya hiçbir imtiyaz hakkına sahip değildir. Sadece ağır yükümlülükleri vardır.
    Devlete karşı ana vergiler; haraç, hayvan vergisi, askerlik vergisi vs. şeklindeydi. En ağır vergi: “kan vergisi” yani devşirmedir. Hristiyanlar, yeniçeri askeri birliklerinin doldurulması için küçük ve sağlam çocuklarını vermeye mecbur tutuyorlardı. Kan vergisine karşı direniş çok büyüktür. Hristiyan halk bu şekilde çocuklarını Türkleştirmekten / Müslümanlaştırmaktan kurtarmak için değişik yöntemler kullanmışlardır.
    Osmanlı İmparatorluğundaki Hristiyan ahalinin durumu dayanılmazdı.
    Zulüm ve terör sıkça görünen vakalardır. İnsanların namusu ve onuruna el uzatılıyordu, kadınlar ve kızlar kaçırılıyordu.
    Doğu krizi döneminde Bosna-Hersek ve Makedonya’da ayaklanmalar meydana geldiğinde ve Sırbistan-Türkiye savaşı başladığında, 1876 yılında; Bulgaristan’da Türklere karşı güçlü bir ayaklanma başladı. Bu ayaklanma “Nisan Ayaklanması” olarak bilinmektedir. Türkler ayaklanmayı bastırmış ve 15 bin masum insanı öldürmüştür.
    Ejderhanın (Türklerin) öldürülmesi altyazısı olan Yunan kaynaklı bir karikatürde; Balkan İttifakı olarak: Sırp, Yunan, Karadağlı ve Bulgar, başında kavuğu olan bir ejderhayı öldürürken görülmektedir.
    Neguş ayaklanması sonunda; Neguş Kasabası Osmanlı askeri ve başıbozuklar tarafından ele geçirildi ve beş gün acımasız teröre, işkencelere ve yağmalamalara maruz kaldı. Bu esnada 1300 erkek öldürüldü ve çok sayıda köy yakıldı ve viran bırakıldı.
    Meriç Savaşı’ndan sonra Osmanlılar Makedonya topraklarına kuzeydoğudan ve güneyden saldırmaya başladılar.
    Makedonya toprakları birçok derebey, küçük devletlere ve knezliklere bölündü. Hükümdarlar arasındaki geçimsizliklerden yararlanan Sultan 1nci Murat büyük bir direnme görmeden birçok Makedon kentini işgal etti. Çok sayıda Makedon askeri esir edilmiş, köle pazarlarında satıldı.
    Osmanlılar işgal ettikleri topraklarda genç ve sağlıklı çocukları topluyor, bunlara İslam dinini kabul ettirdikten sonra özel askeri eğitimden geçiriyorlarmış. Yeniçeri adlı piyade olarak savaşa katıyorlarmış.
    Yeniçeri askeri; kan vergisi yoluyla ele geçirilen ve sonradan İslamlaştırılan Hristiyan çocuklarından oluşan askerdir.
    Osmanlı işkencecilerine karşı en etkili silahlı halk direnmesi olarak, haydutluk hareketi; 19 ncu yüzyılda da gelişme kaydetmiştir.
    Nyeguş ayaklanması merhametsizce bastırıldı. Bunun sonucu olarak, asker ve başıbozuklar beş gün boyunca şehri harabeye çevirdiler. Soygunculukla ellerine geçenleri alıp, cinayetler işlediler. 15 yaşından 65 yaşına kadar 1300 erkek katledildi. Otuz genç Nyeguşlu gelin çocuklarıyla birlikte Osmanlının eline düşmemek için; Nyeguş kentinden geçen Ara***a Irmağının şelalesine atlayarak intihar etti. Birçok köy yakılıp coğrafya haritasından silindi.

    ROMANYA
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Çok ciddi bir şekilde geri kalan Güneydoğu Avrupa acımasız bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu değişik hakimiyet şekilleriyle birçok halkın hakimi idi: Romenler, Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar.
    Bağımsızlık için Osmanlıya ayaklanan Yunanistan, elde ettikleri başarıları acılarla ödedi. Türkler tarafından köle olarak satıldılar, patrik ve papazlar öldürüldü. Bu zulümler Avrupa kamuoyu tarafından eleştirildi ve Osmanlıya karşı savaşın başlamasına neden oldu.
    (Türkler) Hunlardan Tatarlara kadar, yaptıkları yıkıcı baskınlarla, Roma ve Hristiyan Avrupa için, Hristiyanların günahlarına karşı tanrının gönderdiği cezanın sembolü oldular.
    Madde 2: “Yüksek Kapı” Valahia’ya iyi niyetle gitmeyen hiçbir Türk’ü affetmeyecektir.
    Madde 10: Hiçbir Osmanlı, cinsiyeti ne olursa olsun, Valahia’da doğmuş olan hiçbir kimseyi köle olarak almayacak, Romen topraklarına Müslüman camisi yapılmayacaktır.

    ______________________________ ____________________ _________________________

    SIRBİSTAN
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Osmanlılar'ın işgalinden bahsedilmekte, Türklerin Hristiyanlar'dan kafir olarak bahsettikleri ve eşit muamele yapmadıkları, Sırpları sömürdükleri, baskı altında tuttukları, mallarına el koydukları, birçok vergiler uyguladıkları; başlangıçta Osmanlıların çok güçlü olmasından dolayı Sırp halkının karşı koyamadığı, Osmanlının işgal ettiği, yağmaladığı; 16 ncı yüzyılın sonunda Osmanlının ekonomik yapısının bozulmasından sonra, şiddet ve yağmacılığın daha da arttığı, idari yapıda bozukluklar meydana geldiği; işgal altındaki Sırp halkının ancak hayatını devam ettirebildiği; sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmenin durduğu; bazı Hristiyanların Müslümanlığı kabul ettiği, bunların çoğunlukla göçebe olan Güney Slavlar olduğu ve Bosna-Hersek’te bulundukları, Müslüman olduktan sonra bazı adetlerini ve dillerini korudukları fakat dini bağlarla sıkı sıkıya bağlandıkları Osmanlıları destekleyerek kendi ırklarına karşı düşman oldukları ifade edilmektedir.
    Türkler, paralı piyade (yeniçerileri) oluşturmuşlardır. Yeniçeriler, Osmanlılara yenilen milletlerden alınan çocukların, askerlik sanatını öğretmeleri ve Müslüman yapılmalarıyla oluşan bir yapılanmaya sahipti. Yeniçerilik, Sultanlar tarafından Hristiyanlara yüklenmiş olan Kan Vergisiydi.
    Türkler, bu iki Sırp'ı keserken orada olan İlija KOLARAC şöyle anlatmıştır: "Cellat, Prens Sima'yi keserken boynunu bir vuruşta kesemedi, birkaç defa vurdu. Prens, yiğitçe “Kes! Allah aşkına...” Kılıcı bekleyen ve bağlanmış olan Yüzbaşı DRAGİÇ bağırdı... O anda başka bir Türk koşup gelmiş ve DRAGİÇ'in kafasını uçurmuştur...."
    Vergiler iki katına çıkarılmış, Dayılar, yükselttikleri bütün Sultan gelirlerine (haraç, vergi, çubuk, gümrük) el atmışlardır. Haraç, iki ve üç katına çıkarılıp vergi, 15'ten 25-35 grosa yükseltilmiştir.Diğer vergiler de yükseltilmiştir. Bundan başka dayılar, subaşıları kendi isteklerine göre yargılamış; halkı dövmüş, öldürmüş, aşırı vergi almış, atları, silah ve hoşlandıklarını yağma etmişlerdir.
    Kanunsuzluk ve acımasızlıkla dolu olan bu yönetim, Belgrad Paşalığında halk ve Türk yöneticileri arasında çarpışmalara sebep olmuştur.
    Halkta telaş ve ayaklanma hazırlıkları hisseden Dayılar, ayaklanmayı bütün önemli milli önderleri öldürmekle önlemeye karar vermişlerdir. İlk yakalananlar arasında Prens ALEKSA, İlija BİRCANİN ve Milovan GRBOVİÇ idiler. Foçalı Mehmet Ağa'nın emriyle, Prens ALEKSA ve İlija BİRCANİN, 23 Ocak 1804 tarihinde, Valjevo şehrinde, halkın gözlerinin önünde kesilmişlerdir.

    ERMENİSTAN
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesinde, Başlangıçta; Türkler büyük başarılar elde ettiler. Orada yaşayan Ermenileri, Yunanlıları, Asurluları katlettiler...
    İlk olarak Osmanlı Ordusundaki Ermenilerin ellerinden silahlarını aldılar ve onları yok ettiler. Ermenilere yolların inşası, barikatların kurulması ve yüklerin taşınması gibi en ağır işleri veriyorlardı. Sonra da askerler ya da polis onları ellişerli-yüzerli gruplar halinde ***ürüp katlediyordu.
    İkinci adım; önde gelen Ermenileri (doktor, öğretmen, din adamı, parti üyeleri vs) hapsedip yok etmekti. Ermenileri düşünen beyinlerden mahrum bırakıyorlardı. Ekseriyetle 18-45 yaş arasındaki genç Ermeni erkekleri sürgüne gönderiliyor ve yok ediliyordu. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ise mecburi göçe ve katliama maruz kalıyordu.
    Ermeni halkının göç ettirilmesi ve katliamı 1914 sonu ile 1915 ilkbaharı ile başlar. Türk Devleti Ermeni ahalisini Ortadoğu’nun çöllerine sürgün ediyordu. Sürgün süresince Ermenilerin neleri varsa talan ediliyordu. Güzel kadınlar ve kızlar Müslümanların haremine ***ürülüyordu. Kürtlerin, çetelerin, polis ve askerlerin saldırılarına maruz kalıyorlardı. Yola devam edemeyenler öldürülüyordu.
    Sürgün yerine, sürgün edilenlerin %10’u ulaşıyordu; örneğin Trabzon’dan kovulmuş 3000 Ermeniden Halep’e 35 kişi ulaştı. Kalanı öldürüldü, ya da açlıktan, susuzluktan ve çeşitli hastalıklardan öldü. Güney şehirleri köle pazarlarına dönüşmüştü. Buralarda Ermeniler çok ucuza satılıyordu.
    Katliamlardan kurtulmak için çok sayıda Ermeni yurtlarını kendileri terketti. Kasım 1914’ten 1916’ya dek çoğunluğu kadın ve çocuk yüzbinlerce Ermeni, Rusya’ya, Doğu Ermenistan’a göçtüler. Katliamlar ve sürgün nedeniyle Batı Ermenistan, asıl sahibinden yani Ermeniler’den mahrum kaldı. (İstanbul ve İzmir’de yaşayan Ermeniler’in tamamı sürgün edilmedi.)
    1915-1918 yılları arsında Jön Türklerin siyaseti soykırım olarak adlandırılmalıdır. Çünkü onların amacı Ermeni Milletinin kökünü kazımaktı. Osmanlı Türkiye’sinde yaşayan 2,5 milyon Ermeniden 1,5 milyonu öldürüldü ya da açlıktan, çeşitli hastalıklar yüzünden öldü. 200 bin Ermeni zorla Türkleştirildi. Vahşiler, imparatorluğun 66 şehir ve 2500 köyünün Ermeni ve Hristiyan halkını yok ettiler. 2350 kilise ve manastır, 1500 okul talan edildi ve yıkıldı. Osmanlılar; bankalardaki paralarına, onlara ait topraklara, çiftliklere, menkul ve gayrimenkullere el koydu.
    Türkiye tarafından, Ermeni sorununun çözümlenmesi amacıyla 1915-1923 yıllarında yapılan Ermeni soykırımının tanınması Ermeni milleti için prensip anlam taşımakladır.
    Soykırım olayının tanınmasıyla; Ermeni milletinin toprak taleplerinin ve uğratılan zarar tazminatının tanınması konuları ortaya çıkmaktadır.

    ______________________________ ____________________ ________________________
    GÜRCİSTAN
    İlköğretim Tarih Kitaplarında;
    Transkafkas sınırında Türklerin egemenliği olduğu sürece Gürcistan’da barış garanti değildi. Davit, Ağmaşenebeli komşu, kardeş ülkeleri (Ermenistan ve Şarvan’ı) Türklerden kurtarma mücadelesinde teşvik etti. Şarvan için uzun süren savaş 1124 yılında Gürcülerin zaferiyle sonuçlanmıştır.
    1124 yılında Ermenilerin başkenti Anisi’nin ileri gelenleri gelip Kral Davit’ten şehirlerini Türklerden kurtarmak üzere yardım istediler. Üç gün süren savaşta Gürcü ve Ermeniler birlikte Anisi’nin Müslümanlarını yendiler.
    15 nci yüzyılın sonunda parçlanmış Gürcistan zor durumdaydı. Batıda Gürcistan’ın komşusu çok güçlü ve agresif Osmanlı Devleti oldu. Osmanlılar uzun savaşlar sonrası Gürcistan’ın eski komşusu Bizans’ı feth ettiler. 1453 yılında Konstantinepol’ü ele geçirdiler.
    Kuzey ve güney Karadeniz sahillerini de feth ederek Gürcistan sınırlarına dayandılar. Böylece Gürcistan’ın batı ile olan bağları tamamıyla kopmuş, Barbar Osmanlı Devleti ile komşu olunmuştur.
    Osmanlıların teşviki ile Batı Gürcistan’da esir ticareti (yerel nüfusun yurtdışı pazarlarında, özellikle Osmanlı İmparatorluğunda, köle olarak satımı) gelişmekteydi.

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  6. #26
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Maden Devri ve Cilalı Taş Devri-Yontma Taş Devri MADEN DEVRİ
    Bu dönem, kullanılan maden cinsine göre üç devi*re ayrılmıştır. Bu devirde insanlar kömürün yüksek ısısından yararlanıp madeni eritmeyi ve işlemeyi öğ*renmişlerdir.
    - Önce bakır madeni kullanılmış, kolay şekil aldı*ğından süs eşyaları, kap-kacak üretmişler, silah ya*pımına elverişli olmadığından (yumuşak ve dayanık*sız) kaiayia karıştırmışlardır.
    - Bakırın kaiayia kanştınimasıyla daha sert ve kul*lanışlı olan tunç elde edilmiştir.
    - Demirin kullanılmasının ardından bu dönemin sonuna doğru yazının bulunmasıyla tarih devirlerine geçilmiştir.

    Cilalı Tas Devri
    Bu dönemde insanlar;
    -Hayvanları evcilleştirmişler
    - Tarımla ilgilenip yerleşik hayata geçmişler
    - Köyler kurarak, üretici konuma gelmişler
    - Takas usulüne dayalı ticarete başlamışlar

    Ortak savunma düşüncesine dayalı köy-kent yaş***** başlayıp, iş bölümüne gitmişler.
    - Kap-kacak yapımı (kilden) başlamış, tekerlek bulunmuştur.
    - Bitki liflerinden yararlanılarak dokumacılık baş*lamıştır.

    Yontma Tas Devri
    Bu dönemde insanlar;
    - Avcılık ve toplayıcılıkla geçinmişler
    - Tüketici konumda olup sık yer değiştirmişler
    - Mağaralara, ağaç kovuklarına sığınmışlar
    - Dönemin sonuna doğru ateşi bularak, onu ay*dınlanma, ısınma, korunma ve yiyeceklerini pişirme aracı olarak kullanmışlardır.
    UYARI : Mağara duvarlarına yaptıkları resimler, sanat tarihinin başlangıcı olarak kabul edilir

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  7. #27
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    ÇANAKKALE Hakkında Bilmedıklerınız... ÇANAKKALE

    Ac ve perisan halkin disinden tirnagindan artirarak
    devletine kazandirmak istedigi ve parasi pesin odenmis iki savas gemimize
    Ingilizlerin goz gore el koydugunu, tum ultimatomlarimiza ragmen paramizi
    geri odemediklerini ve bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak
    Canakkale'ye yolladiklarini....
    ********
    Kizil Sultan Abdulhamid'in olaylari kirk yil onceden
    gorerek Canakkale'deki tabyalari guclendirdigini ve elden
    gecirdigini, Bazi yeni tabyalari insa ettirdigini, O'nun
    yaptigi calismalarin belki de savasin seyrini degistirdigini...
    ********
    Ingilizlerin daha savas ilan edilmeden Seddulbahir'i
    bombaladiklarini ve 86 sehit verdigimizi...
    ********
    Avustralya'nin ve Yeni Zelanda'nin genclerinin
    "Avrupa'yi Almanlardan kurtarmak ve Avrupa'nin ozgur kalmasini
    saglamak" propagandasiyla toplandigini, Bu genclerin daha once
    Gelibolu denilen yerin adini bile duymadiklarini....
    ********
    Ikinci cikarma icin savasa giden bir Avustralya askerine
    nereye gittigini soran bir yasli adama "Turkler buraya gelip
    yerlesecekler, onlari oldurmeye gidiyoruz" dedigini, bu soz uzerine yasli
    adamin binlerce kilometrekarelik cole dogru baktigini ve "Eee gelsinler ne olacak
    ki burada yer cok" dedigini.....
    ********
    Padisahin "Cihad" ilanini duyan ve Avustralya'da yasayan
    iki zenci muslumanin, Turklerle savasa giden birlige ates actigini ve
    orada sehit edildiklerini, Orada bulunan ve olayi yasayan Avustralyalilarin bu
    olayin nedenini uzun sure anlayamadiklarini....
    ********
    Ingiliz-Fransiz donanmasinin Gelibolu oncesi 200 yildir
    hic yenilmedigini, dunyanin gelmis gecmis en iyi donanmasi olarak
    bilindigini, bu donanmanin bayraklarini goren Turklerin topuklari yaglayip
    kacacaklarini dusunduklerini, daha da trajik
    olanin bu dusunceye saplanti derecesinde inandiklarini....
    ********
    Ingiliz-Fransiz donanmasinin seksen parca gemiyle bogaza
    saldirdigini, gemilerden birinin adinin "Agamemnon" oldugunu,
    Agamemnon'un binlerce yil once Truva'ya saldiran Yunan ordusunun kallesce
    yontemler kullanan komutaninin adi oldugunu...
    ********
    Agamemnon'un yasadigi topraklarda dogmasina ragmen
    kaninin son damlasina kadar Turk olan ve kendisini Anadolulu
    hisseden Mustafa KEMAL'in Canakkale zaferi sonrasi oldurulen Truva
    kahramanini "Hektor'un Intikamini Aldik" diyerek unutmadigimizi ve
    Truvalilarin bizim icin ne anlama geldigini en guzel sekilde ifade
    ettigini....
    ********
    Ingilizlerin sabah saatlerinde girdikleri bogazi
    ellerini kollarini sallayarak, canlarinin istedigi her yeri
    bombalayarak gecebileceklerini zannettiklerini, Aksam bes cayini
    Marmara denizinin ortasinda icmeyi planladiklarini,
    Istanbul uzerine bahisler kurduklarini.....
    ********
    Sair deyince insanlarin aklina terbiye,iman ve
    insanlik sahibi yuce kisiliklerin geldigi, Ingiliz sairlerin de
    –hem de yuksek ideallerle- savasa katildigini, bu ideallerini
    gunluklerinde "Lokum ve halilari yagmalamak, Ayasofya'nin cinilerini
    sokmek, Istanbul'un en guzel lokantalarinda balik yemek" olarak
    yazdiklarini....
    ********
    Yuzlerce yil Osmanlinin ekmegini yemis olan ve
    Osmanlidan sadece saygi ve hosgoru gormus olan gayr-i
    muslimlerin, Ingiliz-Fransiz donanmasinin gelmekte oldugunu haber
    alinca Istanbul'da sevinc gosterileri yaptigini....
    ********
    Bu tehlikeli gelismeler karsisinda devleti yonetenlerin baskenti
    Eskisehir'e tasimayi dusundugunu, hatta gerekli
    binalarin ayarlandigini, gitmesi icin teklif goturulen devrik Sultan
    Abdulhamid'in bu teklife siddetle karsi ciktigini, "Biz Istanbul'u
    alirken Bizans Imparatoru kaninin son damlasina kadar savasti ve
    oldu. Ben ondan daha mi az serefliyim! Gelirlerse burada savasir ve
    oluruz" dedigini, bu sozler uzerine payitahtin utandigini ve Istanbul'da
    kalmaya karar verdigini, Direkten donen bu dusuncesizligin belki de
    askerimiz uzerinde korkunc bir moral cokuntu yaratmis olabilecegini......
    ********
    Osmanli Devletinin elinde sadece 26 deniz mayini
    kaldigini, Nusret (Yardim)gemimizin kaptaninin (Tophaneli Hakki
    Binbasi) mayinlari nereye ve ne zaman birakmasi gerektigini bir
    gece once ruyasinda bir yuce kisi tarafindan
    kendisine bildirildigini, Bu mayinlarin hic akla
    gelmeyecek bicimde Ertugrul koyunda kiyiya paralel olarak
    dokuldugunu, Ingilizlerin bogazi defalarca dikine kontrol etmelerine
    ragmen bu mayinlari tespit edemediklerini cunku Nusret'in bu
    mayinlari son mayin kontrolunden sonra sabaha karsi biraktigini....
    ********
    Donanma bogazi gecmeye basladiginda dusuk top menzilli
    Fransiz gemilerinin taktik geregi tabyalarimizi sasirtmak icin oncu
    atislar yaptiklarini daha sonra arkalarindan gelen uzun menzilli Ingiliz
    gemilerine yol acmak icin kenara kaydiklari... Bu kayma esnasinda
    kiyiya paralel yerlestirilen mayinlara carptiklarini, buyuk bir
    panik yasandigini, ortaligin karistigini, gemilerin birbirine
    girdigini, 200 yildir yenilmeyen dunyanin en buyuk donanmasinin
    iki saatte dagildigini... Turklerin batan dusman
    gemilerindeki savunmasiz askerlere ates etmeyi biraktiklarini ve
    diger gemilere ates ettiklerini... Bunu goren Ingiliz komutanlarinin
    –muhtemelen kendileri tersini yapmis olacaklari icin- olaya
    bir anlam veremediklerini... Her firsatta bize insan haklari,
    medeniyet, modernite tokatlari patlatanlarin o gun aldiklari bu insanlik
    dersi karsisinda sok gecirdiklerini....
    ********
    Edremitli Seyit Onbasinin, Topun agzina mermi suren vinc
    tesisati bombardimanda kullanilamaz hale gelince "Ya Allah
    Bismillah" diyerek uc tane 275 kiloluk mermiyi tek basina arka
    arkaya kaldirarak yataga surdugunu ve atesledigini, bu islemi
    yapabilmesi icin her defasina uc basamakli ****l bir merdivenden
    cikmasi gerektigini, ucuncu atista Ingilizlerin "Ocean"
    zirhlisinin dumenini parcaladigini, dumeni kirilan
    "Ocean"in sarhos bir serseri gibi mayinlara suruklendigini....
    bir mayina carparak havaya uctugunu ve yirmi dakika icinde battigini....
    ********
    Bu olayin ertesinde boluk komutaninin Seyit Onbasiyi
    cagirttigini, ayni mermiyi kaldirmasini istedigini ancak Seyit
    Onbasinin bunu basaramadigini... Bunun uzerine Komutanin "Bu merminin
    tahtadan bir maketini getirsinler, Bu yigidin fotografini ceksinler"
    diye emir verdigini, Bu fotografin hepimizin cok iyi bildigi ve
    Seyit Onbasinin gunumuze ulasan tek fotografi oldugunu....
    ********
    Cumhuriyet kurulduktan cok sonra Mustafa KEMAL'in
    Edremit'i ziyareti sirasinda Seyit Onbasiyi sordugunu ve Kaymakam
    dahil kimsenin bilmedigini....
    Kaymakamin Seyit Onbasi'yi Mustafa KEMAL'in huzuruna
    cikarmadan once kiligini begenmeyip, tras ettirip takim
    elbise giydirdigini, bu olayin Mustafa KEMAL'i derinden
    yaraladigini.... Kaymakam dahil orada bulunan herkesi
    azarladigini.... Seyit Onbasinin olene kadar ormancilik
    yaparak sefalet icinde perisan yasadigini...
    ********
    Nusret Mayin gemisinin yakin zamana kadar Mersin'de
    demirli oldugunu ve omru doldugu icin jilet yapilmasinin
    planlandigini, sirf bu ihtimalin bile
    >>> Turk Milleti adina yuz kizartici bir utanc levhasi
    olarak kalacagini, birkac vatanseverin cirpinisiyla simdilik bu
    olayin durduruldugunu....
    *********
    Ingilizlerin 18 Mart faciasinin suclusu olarak mayin
    taramacilari sorumlu tuttugunu, Hepsinin kursuna dizdirildigini, savas
    bittikten yillar sonra her iki ordu arsivleri aciklanip gercekler
    ogrenilince bu askerlerin ailelerinden ozur dilendigini, tazminat odendigini,
    iade-i itibar yapildigini ve serefli birer asker olarak olduklerini
    ilan ettiklerini...
    ********
    Ingiliz-Fransiz ortakliginin bogazi donanmayla gecemeyeceklerini anlayinca
    onlara gecit vermeyen Turk topcularini arkadan ele gecirerek temizlemek
    icin cikarma harekati yapmaya karar verdiklerini, bunun icin Misir'da
    piramitlerin dibinde, somurgelerinden getirdikleri onbinlerce askeri toplayip
    "Nasil olsa orada Turklerle isimiz cok kolay olacak" diyerek bu
    askerlere bastan savma bir egitim verdiklerini, Burada toplanan askerlerin
    16 farkli ulkeden geldigini, Aralarinda Muslumanlarin bile oldugunu,
    daha sonra bu askerlerin savas esnasinda kandirildiklarini anlayip
    taraf degistirdiklerini, Burada toplanan askerlerin buyuk cogunlugunun
    capulcular gibi davrandigini, kahire sokaklarinda yapmadiklari rezilligin kalmadigini....
    ********
    Misirda toplanan askerlerin kayitlarini tutan bir
    katibin surekli "Australia and New Zealand Army Company/ Avustralya
    ve Yeni Zelanda Ordu Birligi" yazmaktan sIkildigini pratik bir cozum
    olarak bu kelimelerin bas harflerini alarak ANZAC kisaltmasini buldugunu,
    bu kisaltmanin dunya tarihine gectigini.....
    ********
    Ingilizlerin cikarma harekatini ellerine yuzlerine
    bulastirdiklarini, akinti ve hava durumu dahil yaptiklari hicbir
    hesabin tutmadigini, araliklarla cikmalari gereken genis kumsala
    degil, dar bir koya ve kalabalik bir sekilde cikmak zorunda
    kaldiklarini, karsilarinda ise Ezineli Yahya Cavus ve 62 kisilik
    takimi disinda hicbir birligimizin olmadigini...
    ********
    Turk ordusunun basindaki Alman Liman Von Sanders Pasa'nin cikarma beklenen
    bolgeleri kasitli olarak yanlis hesapladigi, Ingilizleri
    ve Turkleri olabildigince birbirine kirdirarak Ingilizlerin
    dikkatini bu bolgeye cekmeyi, bu sayede Avrupa'da savasan Alman
    askerlerinin karsisinda daha zayif bir askeri guc olmasini ve Alman
    birliklerini rahatlatmayi amacladigini, bu gizli hesabin her iki
    taraftan da 500 bin cana mal oldugunu, bunun
    ispatlanamamis bir iddia oldugunu, Tum savas boyunca
    Liman Pasanin hicbir askeri tahmininin tutmadigini, aradan yuz yil
    gecmesine ragmen bu suphenin hala kafalari kemirdigini....
    ********
    Canakkale savaslarindaki en buyuk askeri dehalarin Mustafa KEMAL ve Esat
    Pasa oldugunu, dusmanin her hamlesini dogru tahmin
    ettiklerini, yaptiklari kritik hamleler ve aldiklari cesur kararlarla
    savasin seyrini degistirdiklerini, gelisen olaylar neticesinde
    askerlerinin de yuksek guvenini ve hayranliklarini kazandiklarini,
    bir isaretleriyle emrindekilerin hic dusunmeden olume kostuklarini...
    Ingiliz ve Fransiz Kurmaylarinin bu kadar zor sartlarda carpisan
    Turk ordusunun bu kadar akillica sevk ve idare edilebilmesine
    anlayamadiklarini, Zaten onlarin tum savas boyunca olan biten hicbir seyi
    anlayamadiklarini....
    ********
    Cikarma beklenmedigi icin kucuk bir takimdan baska
    hicbir askeri birligin bulunmadigi koya cikan 4000 Ingiliz askerine
    Yahya Cavus ve arkadaslarinin eski tip piyade
    tufekleriyle 18 saat boyunca karsi koydugunu, mermi
    israfi yapmamak icin asla tek dolasan hedeflere ates
    edilmedigini, neredeyse hicbir mermi israfinin yapilmadigini,
    adamlarin orada cakili kaldigini, bir santimetre ilerleyemediklerini,
    takim komutanlarinin ustlerine telsizlerinden verdikleri raporlarda
    karsilarinda kalabalik bir makineli tufek (!) birliginin bulundugunu
    bildirdiklerini, disaridaki kiyimi goren
    Ingiliz askerlerinin cikmak istemediklerini bunun
    uzerine komutanlarinin onlara arkalarinda ates ederek zorla
    savasmaya gonderdiklerini.... Havadan savasin seyrini takip etmekle gorevli
    bir Ingiliz pirpir ucaginin pilotunun kiyidan 50 m kadar aciga kadar
    denizin kipkirmizi kan ile doldugunu gordugunu, bunun hayatinda
    gordugu en korkunc sey oldugunu soyledigini ve muhtemelen aklini
    oynattigini....
    ********
    Ezineli Yahya Cavus ve arkadaslarinin hepsinin orada
    sehit oldugunu.... Bu carpisma ve sehadetin belki de savasi kurtardigini,
    bu bolgeye cikarma yapildigini haber alan diger birliklerin bolgeye
    yetismesi icin gereken zamanin kanla kazanildigini....
    ********
    Bir bolgeye cikarma yapan 2000 kisilik Ingiliz ve
    Fransiz bolugunun o bolgede bulunan selvi agaclarini Turk birligi
    sandiklarini, hepsinin kacarak bolgeyi terk ettiklerini, bu
    olayin yillar sonra kendi raporlarindan ve yazili kaynaklarindan
    ogrendigimizi, kimsenin nasil olup ta 2000 kisinin ayni anda hayaller
    gordugunu aciklayamadigini....
    ********
    Tum cikarma harekati boyunca Ingilizlerin yilan gibi
    sinsice davranmaya calistiklarini, Basta Anzak birlikleri olmak uzere
    diger tum somurge askerlerini hep kendilerine kalkan olarak
    kullandiklarini... Olumun kesin oldugu taarruzlarda oncu siper
    birlikleri olarak hep bu askerlerin kullanildigini.... Mel GIBSON'un
    genclik yillarinda basrol oynadigi "Gallipoli" adli sinema filminde bu
    konuya inceden gondermeler yapildigini...
    ********
    Ingilizlerin tum savas boyunca hata ustune hata
    yaptiklarini, aptalca kararlar aldiklarini, emir-komuta
    zincirlerinde surekli kopukluklar oldugunu, verilen onemli
    emirlerin asla yerine ulasmadigini, kimden geldigi belli olmayan
    emirlerle onemli stratejik hatalar yaptiklarini, mevzi ve can
    kaybinin bu nedenle cok artigini, Ingiliz savas
    kaynaklarinda, askerlerin anilarinda ve arastirma
    eserlerinde bunun gibi yuzlerce olay yasandigini...
    ********
    Gelibolu siper savaslarinin tarihin gordugu en acikli
    savas oldugunu, onbinlerce askerin savastigi dusman askerini bir
    kere bile goremeden can verdigini, Ingilizlerin tokat ustune tokat
    yedikce Turk siperlerine kursun yagdirir gibi bombalar
    yagdirdiklarini, kollarin bacaklarin havalarda uctugunu,
    yerin altinin ve ustunun surekli yer
    degistirdigini, her defasina "Tamam bu sefer canli Turk birakmadik"
    diyerek saldiriya gectiklerini, her defasinda Allah'tan baska siginacak
    hicbir seyleri kalmamis Mehmetlerin kabus gibi tekrar tekrar karsilarina
    ciktigini....
    ********
    Savas istatistiklerine gore bir m2'ye 6000 mermi
    dustugunu, bu oranin dunya savas tarihinin en yuksek orani
    oldugunu.... Havada iki merminin carpisma ihtimalinin
    600 milyonda bir oldugunu, bu carpisan mermilerden
    Canakkale'de onlarca bulundugunu.... Savas Gazilerinin "Cehennem
    diye bir yer vardir. Biz orayi gorduk" dediklerini...
    ********
    Galatasaray Sultanisi (Lisesi) ogrencilerinin okul
    siralarini birakarak cepheye kostuklarini, 15-16 yaslarindaki bu
    fidanlarin hepsinin tek bir saldirida Ingiliz makinelisi ile
    bicildigini, Olayi goren bir Turk askerinin yillarca agzini bicak
    acmadigini ve ne zaman Canakkale'den bahsedilse
    hungur hungur agladigini.... Bakınız
    http://www.maksiturk.com/forum/showthread.php?t=9262
    ********
    Darul Funun'un tum son sinif ogrencileri sehit oldugu
    icin o sene hic mezun vermedigini...
    ********
    Gomulemeyen olulerin onbinleri buldugunu, ortaligin
    kokundan ve sineklerden gecilmedigi, domuzun bile yasamayacagi sartlarda
    askerlerin savastigini, ilk ateskesin dostluk gosterisi degil,
    sartlarin her iki taraf icin de artik kaldirilamayacak kadar
    agirlastigi icin zorunlu olarak alindigini...
    Iki tarafin askerlerinin o gun arkadaslik yaptiklarini,
    birbirlerine cigara, yiyecek ve tespih, yuzuk, rutbe gibi ufak tefek
    hediyeler verdiklerini, bu manzarayi goren bir Turk Subayinin "goren
    insanin zalimlesecegini, bir zaliminde insanlasacagini" ifade ettigini...
    ********
    Ortaligi basan sinekler yuzunden hicbir yiyecek
    maddesinin birkac tane sinek yutmadan yenilemeyecegini, Salgin
    hastaliklarin da savas kadar can aldigini, bir Ingiliz askerinin hasta arkadasini
    buyuk abdestini yapmak icin tuvalet cukuruna girerken gordugunu, oradan
    cikmayinca cukura kostugunu, hasta askerin bayilarak pisliklere
    batmis oldugunu, arkadaslarinin ise onu yukari cekemeyecek kadar
    gucsuz kalmis olduklarini, bu hasta askerin kendi pisliginde bogularak can
    verdigini....Canakkale savaslarina daha once hic bilinmeyen zeka
    urunu hileler ve aldatmacalara basvuruldugunu, Turklerin soba
    borularindan top bataryalari yaptigini ve bu sasirtmacanin isimize
    cok yaradigini, askerlerin Tahta duzenekler yaparak
    siperden hic cikmadan tufek atisi yapabildiklerini,
    bomba firlatan duzenekler yapildigini, Ingilizlerin Turk topcusunu
    yaniltmak ve zaten az olan muhimmati bosa harcatmak icin tahtadan kocaman
    gemiler insa edip yuzdurduklerini... Topragin altinda bile savas
    oldugunu, her iki tarafin tuneller acarak dusman
    siperlerinin altina kadar gelip patlayici yerlestirdiklerini, bu sekilde
    iki tarafin da cok kayip verdigini...
    ********
    Ikinci cikarmadan once Ingilizlerin komutanlarini
    degistirdigini, yeni gelen Sopford'un emekli bir asker oldugunu,
    cikarma yapildiktan sonra uzun zamandir Gelibolu'da bulunan tum subay
    kadrosunun siddetli itirazlarina ve "Hemen simdi saldirirsak Turkleri arkadan
    cevirip bu isi bitiririz, bu tepeler bombos" onerilerine karsin buyuk bir aptallik
    yaparak "Yoldan geldik yorgunuz. Bugun dinlenelim, yarin rahat rahat
    savasiriz" diyerek askerlerine dinlenme emrini verdigini, cikarma
    yapan askerlerin bombos tepeler onunde gun boyu denize girerek
    eglendigini, mangal yaparak keyif yaptigini...
    ********
    Bu sirada cikarmayi haber alan Esat Pasa'nin
    Yarimadanin obur ucunda bulunan birlige dusmani karsilama
    emrini verdigini, bu komutanin ise "Askerlerim gunlerdir
    uykusuz ve yorgun. Bu sartlar altinda yarimadayi yuruyerek gecemeyiz"
    itirazini aninda o subayi gorevden alarak cevaplandirdigini, yerine
    Anafartalar Grup komutani olarak Mustafa KEMAL'i gorevlendirdigini, ac,
    yorgun ve sefil Mehmetlerin Mustafa KEMAL'in arkasindan 20 saat
    yurudugunu, bu sirada Ingiliz askerlerinin kiyida mangal ve piknik yaparak
    dinlendiklerini, bu iki zit ve mantiksiz sartlari yasan birliklerin sabah gunesinde
    karsilastiklarini, Turk askerinin mermiyle, mermi bitince sunguyle
    ve daha sonra kendini ucurumdan asagi atarak vatan topragina yapilan
    son saldiriyi da durdurdugunu, Conkbayiri'nin 24 saat icinde 7 kere
    el degistirdigini, bunun bir savas degil, bogusma oldugunu, sonunda
    Ingilizlerin ne yaparlarsa yapsinlar bu isi basaramayacaklarini anladiklarini,
    Ingilizlerin ve tum isbirlikcilerinin bu isten vazgecme
    karari aldiklarini, Canakkale seferinin son direnisinin
    ileride vatani bir kere daha kurtaracak ve Cumhuriyeti kuracak olan genc
    liderimizi tum dunyaya tanittigini... Musluman ulkelerde Mustafa
    KEMAL'in kahraman ilan edildigini, karpostallarinin ve posterlerinin
    kapis kapis satildigini....
    ********
    Mustafa Kemal'in Anafartalarda yaralandigini, kalbinin
    ustunde bulunan cep saatinin parcalandigini ve sarapnel parcasinin derine
    girmesini engelledigini, bu yaranin aylarca kapanmadigini, Mustafa
    KEMAL'in askerin morali bozulmasin diye bu olayin tek sahidine sus emri
    verdigini, daha sonra Liman Pasa'ya parcalanan saatini hatira olarak
    verdigini ve Liman Pasa'nin cok sasirip heyecanlandigini ve
    kendi altin kostekli cep saatini Mustafa KEMAL'e hediye ettigini....
    ********
    Canakkale'de doktorlarin askerlerden daha cok
    yoruldugunu, binlerce yaraliyla ilgilenmek zorunda
    kaldiklarini, Umitsiz vakalarla hic ilgilenilmedigini ve
    kurtulma sansi olanlara oncelik verildigini, Bir Turk doktorun onune
    kendi oglunun getirildigini, "Kurtulma sansi yok" diye oglunu tedavi
    etmedigini, hemen bir sonraki yaraliyi istedigini, yaralilardan ancak
    ertesi gun basini alabildigini ve o zaman oglunun mezarina
    gidebildigini....
    ********
    Ingilizlerin kendi ifadelerine gore mukemmel bir geri
    cekilme plani yaptiklarini, hicbir kayip vermeden cekip
    gittiklerini, onlarin ifadesine gore Turklerin hicbir seyden haberinin
    olmadigini ama yine kendi yalanlarini kendi kaynaklarindan suratlarina
    tukururcesine, ger cekilme esnasinda bizim siperlerden onlarin
    siperlerine uzerine kagit sarilmis bir tas firlatildigini,
    bu kagitta duzgun bir Ingilizceyle "Gittiginize uzuluyoruz, Suveys
    Kanalinda Gorusuruz" yazdigini... Bu olayin, geri cekilmeden Turklerin
    haberleri oldugunu ama artik savasamayacak kadar yipranmis olduklarini ispatladigini...
    Okuma yazma oraninin yuzde beslerde oldugu bir donemde
    bizim Canakkale'ye hangi yetismis evlatlarimizi yolladigimizi ve
    memleketin en az 100 yilini bozuk para harcar gibi harcadigimizi...
    ********
    Gelibolu topraklarina cikip, Marmara denizini gorebilen
    sadece tek bir Ingiliz askeri oldugunu, bu askerin aslen Irlandali
    oldugunu, Turk askerini sasirtmak icin gece kumsala tek basina cikip bir
    suru mesale yakarak cikarma sanki oraya yapiliyormus gibi bir kandirmaca
    yapmaya calistigini, bu askerin daha sonra yolunu kaybederek yarimadanin
    cok icerisine kadar girdigini, daha sonra bir sekilde donerek
    kurtuldugunu, bu olayin yillar sonra askeri gunlukler okununca
    ogrenildigini...
    ********
    Savasta Turk ordusunun tek bir pirpir ucagi oldugunu, bu
    ucagin arada sirada askere moral vermek icin uctugunu, bu ucagin tum
    birliklerimizin sevgilisi oldugunu ve ona "Tek Kuyruk" adini
    taktiklarini.....
    ********
    Savasin ozellikle sonlarina dogru ordunun istihkaklari
    azalttigini, askere gunde sadece yarim ekmek verilebildigini, bu ekmegin de
    tas gibi kuru oldugunu..... Aclik icinde siperlerde yasayan
    Mehmetlerin ayakkabi koselelerini kaynatip corba niyetine icmeye
    calistiklarini.... Eger fedakarlik buysa bizim bildigimiz hicbir
    fedakarligin fedakarlik olmadigini....
    ********
    Medeniyetin oncusu Ingilizlerin beyaz bayrak sallayan
    Turk askerlerini kursuna dizdigini, esir askerlerimizi tahta
    barakalara doldurarak diri diri yaktilarini... Esir alinan ac Turk
    esirlere maymunlara fistik atar gibi yiyecek
    kirintilari atarak eglendiklerini... Turk askerinin savasta
    silahsiz dusman askerini oldurmediklerini hayretle
    gorduklerini, bu sayede cok sayida Ingiliz ve Anzakin olumden dondugunu,
    bunlardan birinin sonraki yillarda Ingiltere Genel
    Kurmay Baskani oldugunu, bu adamlarin insanlik adina ne varsa
    Canakkale'de bizden ogrendigini, savasin sonlarina dogru az da olsa
    evcillestiklerini, Canakkale ile yapilan her belgeselde bu temanin
    abartiyla islendigini, bu savasin kendilerine de buyuk pay cikararak
    ve yasadiklari agir yenilgiyi psIkolojik olarak ortbas
    etmek icin yapilan son centilmen (!) savas oldugunu
    utanmadan soylediklerini, Turk kokenli yapilan belgesellerde
    inanilmaz bir Ingiliz yalakaligi yapildigini, Hicbir belgeselde
    Canakkale'de yasanan olaylarin sansursuz ve
    adam gibi anlatilmadigini...
    ********
    Ingiltere ve Avustralya'nin aradan bu kadar yil
    gectikten sonra Gelibolu'nun kuresel miras oldugunu ve uluslar arasi
    toprak sayilmasini istediklerini, kendi sehitliklerinin oldugu
    bolgelerin ise kendi topraklari olarak kabul edilmesini istediklerini....
    ********
    Canakkale savasinin sonuclari itibariyle hicbir savasla
    kiyaslanamayacak kadar Dunya'yi etkiledigini, Bir cok ulkede politik
    gidisi etkiledigini, ozellikle Rusya'da Bolsevik devrimine yol
    actigini... Yarim milyon cesedin ise Gelibolu'da topragin kimyasini
    degistirdigini ve yesillendirdigini....
    Hâlâ topragin altinda kemikler, bos mermi kovanlari ve patlamamis
    top mermileri ciktigini....
    ********
    Tarihin en buyuk teknolojisine ulasan ve teknolojiyle
    her seyi halledeceklerini zannedenlerin tarihin en buyuk yenilgisini
    aldiklarini....
    ********
    Ayrilirken hirsini alamayan Ingiliz ve Avustralyali
    askerlerin olu Turk askerlerinin kafataslarini
    keserek ulkelerine goturduklerini... Bu yenilgiyi asla unutamayacaklarini,
    Bir gun mutlaka buraya yeniden geleceklerini...


    Biliyor muydunuz?.....

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  8. #28
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Tarihin Tasnifi ve Tarih Biliminde Kaynak Arama Tarih Öğrenimini ve araştırmasını kolaylaştırmak için tarihi olaylar zaman, mekân ve konusuna göre sınıflandırılır.

    a) Zamana Göre Sınıflandırma

    Zamana göre sınıflandırmada tarihi olaylar çağlara ayrılarak, kronolojik dilimler halinde incelenir. Bu sınıflandırmada tarih, tarih öncesi çağlar ve tarih çağlan olarak iki sınıfa ayrılmış, bu sınıflar da kendi içlerinde alt sınıflara bölünmüştür.

    Zamanın yüzyıllara ayrılarak incelenmesi de mümkündür. Onüçüncü yüzyıl (1200-1299) veya on beşinci yüzyıl (1400-1499) gibi tarihi; tarihe damgasını vuran kişilerin isimleri ile anılan bölümlere ayrılarak da değerlendirilir (Mete Han, Attila, Kanuni dönemi gibi).

    b) Mekâna Göre Sınıflandırma

    Tarihi olaylar geçtiği yer adlarına göre sınıflandırıhr. Bu tip sınıflandırmada olayların meydana geldiği kıta, ülke veya şehir tarihleri olarak yazılır. Asya tarihi, Avrupa tarihi, Türkiye tarihi ve Yunanistan tarihi gibi. ..


    c) Konuya Göre Sınıflandırma:

    Tarihin konuya göre yapılan sınırlandırmalarıdır. Siyasi tarih, politika tarihi, hukuk tarihi gibi konulann ayn ayrı incelenmesidir. Konuya göre yapılan sınıflandırmalar diğerlerine oranla daha dar çerçevelidir.

    Tarihin eski dönemlerinden günümüze kalan ve tarihin o dönemi hakkında bize bilgi veren, her türlü malzemeye kaynak ya da belge adı verilir.

    Belgeler genel olarak yazılı ve yazısız belge olarak iki bölüme ayrılır. İlk insandan günümüze ulaşan taş ve madeni araçlar, mezarlar, kabartmalar, heykeller, efsane ve destanlar, efsane yer isimleri, çömlekler, resimler, silahlar, elbiseler v.s. yazısız belgelerdir. Tabletler, taş, kemik, deri ve papirüs üzerine işenmiş yazılar, anıtlar kitabeler, mühürler, kitaplar, paralar, fermanlar, dergiler, gazeteler v.b. yazılı belgelerdir.

    Tarih; bu tür belgelerin incelenmesi, sınıflandırılması, eleştirilmesi sonucunda yazılır. Bu sebeptendir ki tarih bilimcisi her şeyden önce inceleyeceği konunun kaynaklarırı arayıp bulmak zorundadır.

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  9. #29
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Osmanli eğitim sistemi OSMANLI EĞİTİM SİSTEMİ

    Osmanlı devleti de diğer devletler gibi kendi vatandaşlarını kendi düşünceleri doğrultusunda yetiştirmek amacıyla eğitim-öğretim müesseseleri kurmuştur.Devlet ve çoğunlukla vakıflar aracılığıyla kurulan ve devletin kuruluşundan yıkılışına kadar çeşitlenerek gelişen bu müesseseleri iki ana guruba ayırabiliriz.


    I)Örgün Eğitim Müesseseleri

    II.)Yaygın Eğitim Müesseseleri

    I)Örgün Eğitim Müesseseleri:

    Bu müesseseler belirli yaş ve bilgi seviyesine gelmiş insanları belirli zaman ve disipline göre yetiştirmek amacıyla kurulmuş müesseselerdir.Bu eğitim müesseseleri askeri ve sivil olmak üzere iki kısma ayırabilir.

    1)Sivil Eğitim Müesseseleri:

    a)Sibyan Mektepleri:

    İlk tahsil veren bu okullar 5-6 yaşlarındaki çocuklara okuyup yazmayı bazı dini bilgileri ve dört işlemden ibaret olan matematik dersini verirdi.İslam’dan öncede küttap adıyla Hire de varlığı görülen bu okullar daha önceki Türk devletlerinde ve Osmanlı Devletinde çeşitli adlarla anılmıştır(Darul Talim,Mektep mahalle mektebi vs..)Osmanlılarda bu okulların hocalarına muallim veya şakirt denirdi.Talebelerine de talebe suhte,tilmiz gibi isimler verilirdi.

    1846’ya gelindiğinde dört yıllık eğitim veren Sibyan mekteplerinde elifba,Kur’an ,ilmihal,tecvit,harekeli Türkçe,Muhtasar Ahlakı memduha risalesi,sülüs,ve nesih yazıları öğretiliyordu.Tanzimat’tan sonra 3 yıllık mektebi iptidai olarak faaliyet göstermeye başlar.Osmanlılar devrinde kız çocukları da bu mekteplerde erkeklerle birlikte okumuşlardır.Bununla beraber Osmanlı da kız ve erkek çocuklarının ayrı ayrı okuduğu okullarda mevcuttu.

    Sibyan mekteplerinde öğretim görevlisi olarak medrese mezunları görev yapmışlar daha sonra ise bu ihmal edilmiş, medrese mezunu olmayan kişiler de hocalık yapmaya başlamışlardır.Kızlara ait mektepler de ise yaşlı kadınlar öğretmenlik yapmıştır.

    b)Medreseler:

    İslam tarihinde medrese orta ve yüksek seviyede eğitim ve öğretim veren müesseselerinin ortak adıdır.Daha önceki devirlerde olduğu gibi Osmanlı’da da şahıslar tarafından tesis edilen ve yaşaması için vakıflar kurulan medreselerin hocalarına müderris ve yardımcılarına muid denirdi.Medrese talebelerine ise danişmend,suhte veya talebe diye adlandırılırdı.Osmanlıda ilk medreseyi Orhan Gazi 1331’de İznik’te kurulmuştur.Osmanlı Medrese teşkilatında ilk köklü değişim Fatih Sultan Mehmet zamanında olmuştur.Fatih kanunnamesini hazırladığı sırada Molla Hüsrev ve ali Kuşçunun içinde bulunduğu bir maarif komisyonuna “kanuni talebe-i ulum”u hazırlatmış böylece Osmanlı medrese sistemi hazırlanmış oldu.

    Osmanlı medreselerini umumi medreseler ve ihtisas medreseler olarak ikiye ayırabilir:

    Umumi Medreseler

    1.Haşiye-i Tecrit(Yirmili)Medreseler:Bu medreseler Seyyid Şerif Cürcani’nin Haşiye-i Tecrit adlı eserinden almıştır.Daha çok fıkhi eserlerin okutulduğu bir medrese olarak eğitim vermiştir.

    2.Miftan(otuzlu) Medreseleri

    3.Kırklı Medreseler

    4.Ellili Medreseler

    5.Sahn-ı Seman Medreseleri:Bu medreseler fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’da kurduğu külliyede bulunan 8 medresedir.Bu medreselerde fıkıh,usulü fıkıh,hadis,tefsir,astronomi(h eyet),hendese,tıp gibi ilimler okutulmuştur.

    6.Altmışlı Medreseler

    7.İhtisas Medreseleri

    a)Darul Kura

    b)Darul Hadisler

    c)Daru’ş şifalar

    Osmanlı Medrese sistemindeki ikinci en büyük gelişme Kanuni Sultan Süleyman devrinde meydana gelen gelmiştir.Kanuni devri her sahada olduğu gibi medrese teşkilatında da zirveyi ifade eder.Kanuni Sulan Süleyman ,Süleymaniye külliyesinin inşa ettikten sonra burada tesis ettiği medreselerde Sahn-ı Seman medreselerinin üstünde medreseler kurmayı planlarken diğer tarafından da Osmanlı medreselerinin payelerini yeni bir sisteme göre tekrar tanzim etmiştir.Buna göre Osmanlı medreselerinin şu şekli aldığı görülmektedir:

    1İbtidai hariç medreseleri

    2.Hareketi Hariç medreseleri

    3.İptidai dahil medreseleri

    4.Hareketi Dahil Medreseleri

    5.Musile i Sahn Medreseleri

    6.Sahnı Seman Medreseleri

    7.İbtidai Altmışlı Medreseleri

    8.Hareketi Altmışlı Medreseleri

    9.Musile i Süleymaniye Medreseleri

    10.Süleymaniye Medreseleri

    11.Darul Hadis Medresesi

    XV.ve XVI asırda en yüksek seviyelerine ulaşmış olan Osmanlı Medrese sistemi XVII asırdan itibaren gerilemeye başlamıştır.XVIII.asırda Süleymaniye medreselerine Musileyi Süleymaniye’den sonra Havarnisi Süleymaniye adıyla yeni bir medrese ,XVIII.asırda da camilerde tedrisatı sürdüren dersiyeler ilave edilmişse de medreselerin kalitelerinin düşmesi önlenememiştir.

    Medreselerin bozulma sebepleri genelde şu şekilde sıralanmıştır:

    a)Meval-i zadelerin zuhuru

    b)İlim sahiplerinin ağa ve paşalara intisapları

    c)Müderris ve kadıların cehaleti

    d.Cehaletle fazlın birbirinden fark olunmaması

    Sistemdeki bozulmanın önüne geçmek için bir çok düzenlemeler yapılmıştır.Özellikle II.Mahmut devrinde medreselerin ıslahının mümkün olmaması nedeniyle padişah Avrupa usulu bir eğitimin kurulmasına teşebbüs ettive bir fermanla ilköğretimin mecburi ve parasız olacağı ilan etti.I.Meşrutiyet devrine gelindiğinde medreselerde beklenen ıslahatlar yapılmış ve medreselerde Riyaziye,tabiiye,tarih,coğrafy a,Farsça,ve Osmanlıca dersleri okutulmaya başlamıştır.1914 yılına geldiğinde Islahı medaris nizamnamesi çıkarılmış ve İstanbul medreseleri Darul hilafetil aliyye medreseleri adı altında toplanmıştır.Bu medreseler Tali kısmı evvel,Tali kımı Sani ve Ali kısmı olarak üç kısma ayırılmış ve her kısmı dört sene olan medreseler toplan 12yıllı bir eğitim-öğretim vermiştir. Her üç kısımdada dini ilimler, Arapça Türkçe,Farsça,Tarih,Riyaziye ve Tabiatı Fen dallarında dersler okutulmuştur.

    MEDRESENİN ELEMANLARI

    a)Müderris:Belirli bir tahsilden sonra icazet ve beratla ders veren kimselere müderris denirdi.Tek haneli medreselerde bir;sahnı seman gibi çok haneli medreselerde ise her haneye bir müderris tayin edilirdi.

    Osmanlı medreselerinden mezun olan öğrenciler Anadolu da vazife alacaksa Anadolu Kazaskeri Rumeli de görev alacaksa Rumeli kazaskerini meclislerine devam eder ve matlab defterine mülazım olarak kaydedilir ve sırası gelinceye kadar beklerdi buna nöbet denirdi.Sırası gelen müderris önce yirmili bir medreseye atanır sonrasında terakki etmesine göre kırklı,altmışlı ve daha yüksek payeli medreselere çıkabilirlerdi.Her padişah devrinde en yüksek payeli medreseler genelde değişikliklere uğranıştır.Bir müderris terakki ettikten sonra istekli olduğu medreseye başka talip yoksa hemen oraya nakledilir başka istekli varsa aralarında sınav yapılırdı.İmtihan yazılı ve sözlü olarak iki kısımda yapılırdı.

    b)Muid:Teknik anlamda müzakereci müderrisin derslerini tekrarlayıp izah eden müderris yardımcısı anl***** gelir.Danişmendler arasında en liyakatliler arsından seçilen muidler hem müderrisin derslerini tekrarlar hem de öğrenciler arasında disiplini sağlardı.Görev süreleri iki yıl olan muidlik müessesesi II.Meşrutiyetten sonra kaldırılmıştır.

    c)Danişmend:Öğrenci anlamında kullanılmıştır.Genelde medrese öğrencileri için kullanılan bir addır.Danişmendler Sibyan mekteplerini veya o seviyedeki özel bir eğitimi tamamladıktan sonra medreselere girerlerdi.Böylece haşiye i tecrit medreselerinden birinde tahsiline başlayan danişmend daha sonra müderrisinden icazet alarak kırklı bir medreseye oradan da ellili bir medreseye son olarak ta sahnı seman veya Süleymaniye’ye girerek bitirir ve mülazemet için beklerdi.Osmanlı medreselerinin en büyüklerinde bile talebe sayısının 20’ye ulaşmadığı görülür.

    TANZİMAT DÖNEMİNDE EĞİTİM

    Bu dönemde bir yanda klasik Osmanlı Eğitim ve öğretim müesseseleri devam ederken bir yandan da her seviyede Avrupa eğitim-öğretim müesseseleri açılmaya başlamıştır.İlk önce askeri alanda yaygınlaşan Avrupai mektepler daha sonra sivil sahada da gelişti.

    I)İlköğretim:

    1)İbtidailer Osmanlı klasik çağının Sibyan mektepleridir.Rüştiyeler açılınca onlara öğrenci hazırlayan mekteplerede iptidai adı verildi.Bu mektepler 8 Nisan 1847 yılında düzenlenen program ve yönetim şekliyle yeni bir düze kavuşmuştur.

    Öğretim süresi dört yıl olan bu okullara yedi yaşına basan kız ve erkek çocuklara ilkokul seviyesinde bir eğitim-öğretim verilirdi.6 Ekim 1913 Tedrisatı iptidaiye kanunu ile Fransız okulları sistemine uyarak Rüştiye ve iptidaiye birleştirilerek altı yıllık Mektebi İptidai haline getirilmiştir.Bu okullarda Türkçe,tecvit,ilmihal,hatt,Osm anlı tarih ve coğrafyası,yurttaşlık bilgisi,resim Müzik ve beden terbiyesi programa girmiş ve 1924’e kadar devam etmiştir.Bu devirde iptidailer yedi yaşına basan çocuklar için mecburi hale getirilmiş ve ceza olarak falaka yasaklanmıştı.

    II)Ortaöğretim:

    1)Rüştiyeler:

    II.Mahmut döneminde sıbyan mekteplerinin yetersiz olduğu görülerek bu mekteplere sınıfı sani olarak açılır.Bunlar idadilere basamak olmasından dolayı ortaokul seviyesinde mektepler olarak değerlendirilir.Önceleri dört yıl olan bu okullar daha sonra altı yıl olmuştur.Rüştiyelerin ilki 1838 tarihinde açılan mektebi Maarifi adliyedir.1874-75 döneminde 400’e yakın rüştiye mevcuttu.1867’ye kadar bu mekteplere Müslüman çocuklar alınırken bu tarihten sonra ise gayri Müslimler de alınmaya başlanmıştır.Bu maksatla adaylar Türkçe imtihana tabi olmuşlardır.Bu okullarda dinin ilimler,hesap,coğrafya,hatt,he ndese ,cebir ,usulü defter,resim ,müzik gibi dersler görülmüştür.

    2)İdadiler:

    Orta öğretimde ikinci ademe olarak eğitim-öğretim veren mekteplerdir.1869 Maarifi Uumiye nizamnamesine göre idadiler Rüştiye mezunu olan oalna Müslim ve gayri Müslim çocukların bir arada öğretim yaptıkları yerlerdir,1000 haneden fazla yerlere idadi kurulacaktır,idadilerin bütün masrafları vilayet maarif idadisi sandığından karşılanacaktır,İdadileri süresi üç yıl olacak ve şu dersler okutulacaktır:Türkçe,kitabet,F ransızca,mantıkkavan iniOsmaniye,coğrafya,tarih,ceb ir hesapidefter tutma,kimya resim dersleri okutulmuştur.

    Bu nizamnamedeki hedefler ise maalesef belirlenen sürede tutturulamamıştır.

    3)Sultaniler:

    İdadiler seviyesinde Fransızca ve Türkçe ile eğitim ve öğretim yapaşn bir mekteptir.1 Eylül 1868 tarihinde Galatasaray Sultanisinin açılışıyla maarifimize giren bu Fransız modeli mektepler hazırlık devresiyle birlikte 9 yıllık bir süreyi kapsamaktadır.Bu mektebin açılışı sultan Abdülaziz’in 1867 Paris ziyaretine dayanır.SultanideTürkçeFransız ca,Grekçe,ahlak,Lati nce,tarih,coğrafya,matematik,k ozmografya,mekanik ,fizik,kimya,ekonomi güzel konuşma sanatı ve resim dersleri okutulurdu,Daha sonra Arapça ve Farsça okutulmuştur.Darüşşafaka ve Robert kolej de sultani tipi okullardandır.

    III)Yüksek Öğretim:

    Bunlar üniversite karşılığı olan darülfünun ve yüksek okullardır.

    1)Daru’l Fünun:

    İlk kez 12 Ocak 1863’te açılan darül funun bu tarihten sonra birkaç kez kapanıp açılmış1908 tarihine gelindiğinde İstanbul darülfünunu olarak adı değiştirilmiş ve yeniden teşkilatlandırılmıştır.1912 de şubeler fakülteye çevirilmiş ve I.Dünya savaşında Almanya’dan fen edebiyat ve hukuk alanında 20 profesör çağırılarak üniversitelerin kadroları güçlendirilmeye çalışılmıştır.

    2)Yüksek Okullar:

    a)Mektebi Mülkiyeyi Şahane:

    Osmanlıda ilk sivil yüksek okuldur.Kaymakamlık ve müdürlük gibi mülki idarede görevlendirilecek memurlar için açılan bir yüksek okuldur.Öğretim süresi önce iki yıl olarak belirlenmiş daha sonra dört yıla çıkarılmıştır.1915’te Darül fünunun hukuk fakültesine bağlanmıştır.

    b)Mektebi Tıbbiyeyi Mülkiye:

    Sivil tabip yetiştirmek maksadıyla kurulmuş bir mekteptir.Başlangıçta beş yıl olan bu okul daha sonra altı yıla çıkarılmıştır.1915’te üniversitenin tıp fakültesine bağlanmıştır.

    c)Mektebi Hukuki Şahane:

    Tanzimat sonrası açılan batı tipi mahkemelere eleman yetiştirmek amacıyla kurulan mekteplerdir.1909’da Darülfünunun hukuk fakültesi haline geldi.

    d)Hendeseyi Mülkiye Mektebi:

    Memleketin sivil mühendis ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur.Cumhuriyet döneminde yüksek mühendis mektebi adıyla faaliyetlerine devam etmiştir.

    e)Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi:

    Ziraat ve baytarlık alanında memleketin ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan dört yıllık bir yüksek okuldur.

    KLASİK DÖNEM ASKERİ MEKTEPLERİ

    I)Acemioğlanlar Ocağı:

    Pençik ve devşirme usulleriyle toplanan çocuklar Türk-İslam terbiyesine göre yetiştirilmek üzere Türk ailelerinin yanına verilir sonra Acemioğlanlar ocağına alınırlardı.Burada bir taraftan askeri eğitim alırken diğer taraftanda enderuna hazırlayıcı eğitim verilirdi.I.Murat devrinde Çandarlı Kara Halil Paşa ve Molla Rüstem’in tavsiyeleriyle kurulan bu ocak 1826’da Yeniçeri Ocağı kapatılınca bu ocak ta kaldırıldı.

    II).Yeniçeri Ocakları:

    Acemioğlanlar mektebinden sonra titiz bir imtihanla seçilen kabiliyetli gençler Enderun Mektebine diğerleri de asker olmak üzere Yeniçeri Ocağına alınırlardı.61 bölükten oluşan bu kuvvetler yeniçeri ağasına bağlıydı.

    III).Enderun Mektebi:

    Topkapı sarayı içinde bulunan ve orduya kurmay yetiştiren yüksek seviyede önemli bir mekteptir.Osmanlıya has olan bu mektepler ilk olarak II.Murat zamanında Edirne de kurulmuştur.Fatih Sultan Mehmet zamanında sadece kurmay asker yetiştirmekten başka birde mülki ve idari kadronun da yetiştirildiği bir mektep haline gelmiştir.Gittikçe zayıflayan Enderun mektebi 1 Temmuz 1909’da lağvedilmiştir.

    YÜKSEK SEVİYEDEKİ ASKERİ MEKTEPLER

    I)Mühendishane-i Bahr-i Hümayun:

    Osmanlının batıya açılan ilk kapısıdır.1773’te Baron De Tott’un tavsiyesiyle ve Cezayirli Hasan Paşanın gayretleriyle Haliç Tersanesinde açılmıştır.Bu mektepte ordunun ihtiyaç duyduğu denizci subaylar yetiştiriliyor ve topçu eğitimi veriliyordu.

    II)Mühendishane-i Berri Hümayun:

    III.Selim devrinde kurulan bir yüksek okuldur.Topçu subayı yetiştirmek amacıyla Mühendishane-i bahri Hümayun’dan ayrılarak kurulmuştur.Öğretim süresi dört yıldır.

    III)Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Ma’mure:

    Sadece Müslüman tıp adamlarının yetiştirilmesi amacıyla kurulmuş Darüşşifanın devamı olan okuldur.Eğitim süresi dört yıldır.

    IV)Mektebi Fünunu Harbiye:

    Açılan askeri okulların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulmuştur.

    II.YAYGIN EĞİTİM MÜESSESELERİ:

    Her yaş ve seviyedeki insanlara medrese ve mektepler dışındaki yerlerde verilen eğitimdir.Bu yaygın eğitim kurumları camiler,tekkeler,saraylar,darü ’l hikmetİslamiye,darulmesnevi,kü tüphaneler,sahaflar, loncalar,ulemaevleri,kıraathan eler olarak sıralanabilir.

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



  10. #30
    Şuan
    Çevrimdışı
    ADIYAMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forumdan Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    8.538
    Bahsedilmiş
    0
    Takip edilen
    0

    Standart

    Takvim nedir Takvimin Ortaya Çıkışı Tarih Biliminin Diğer Bilimlerle İlişkileri Zaman soyut bir kavramdır. Genel olarak olay ve olguların geçtiği, geçmekte olduğu ve geçeceği süre zaman olarak tanımlanmaktadır, İnsanlar zaman kavramını algılamaya başladıkları andan itibaren geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği daha iyi değerlendirebilmek amacıyla zamanı çeşitli bölümlere ayırmışlar, böylece takvimler ortaya çıkmıştır.

    Takvimlerde zaman, yıllara, aylara, haftalara, ve günlere bölünerek hesaplanmıştır. Bu hesaplamaya göre hazırlanan cetvellere takvim adı verilmiştir. Tarihte ilk takvimi Sümerliler kullanmıştır.

    Tarihe temel teşkil eden kaynakların çeşitliliğinden dolayı tarih bilimi de diğer bilimlerden yardım almak zorundadır. Tarih araştırmalarında tarihe yardımcı bilimlerden bazıları şunlardır.

    1. Paleografya : Eski yazı çeşit ve türlerini inceleyen bilimdir.

    2. Coğrafya : Yer bilimidir. Özelikle beşeri coğrafya ve ekonomik coğrafya tarihin en büyük yardımcılandır.

    3. Kronoloji (Takvim Bilgisi) : Olaylann zamanını bildirerek sıralamasını yapar.

    4. Arkeoloji : Kazı bilimidir. Eski medeniyetlerden günümüze kalan her türlü eser, kalıntı ve bilgileri araştırır. Özellikle tarih öncesi dönemin aydınlatılmasında etkilidir.

    5. Nümizmatik (Meskukat) : Eski paraları inceleyen bilim dalıdır.

    6. Epigrafya (Epigrafi) : Anıtlar, kitabeler ve tabletleri inceleyen bilim dalıdır.

    7. Filoloji (Dil Bilimi): Tarihe kaynak teşkil eden eserleri dil açısından inceler ve yorumlar.

    8. Diplomatik (Diplomasi) : Devletler arası yazışmaları, formları, kanunları inceleyen bilim dalıdır.

    9. Antropoloji: İnsanların ırk yapısını inceleyen bilim dalıdır. Fiziki antropoloji, insan ırkının gelişme sürecini; kültür antropolojisi, kültürlerin başlangıçtan günümüze kadar olan gelişimini inceler.

    10. Etnoloji (Etnografya) : Toplumların geleneklerini inceleyen bilim dalıdır.

    11. Sosyoloji: Toplumlar arasındaki ilişkileri ve toplumsal olayların meydana gelişinde, insanların etkisini inceleyen bilim dalıdır.

    12. İktisat: Ekonomi bilimidir.

    13. Psikoloji :Tarihi şahsiyetlerin psikolojisi ile olayların meydana gelmesi arasındaki ilişkiyi kurmakta bu bilimden yararlarıdır

     

    Bu konu veya mesaj www.forumfokurtu.com sitesine aittir.



Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
ForumFokurtu.CoM

Url List Google Sitemap

Sitemiz; hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. 5651 sayılı yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple sitemiz, "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri abuse[at]forumfokurtu[dot]com mail adresinden yada İletişim bölümünden bizlere ulaşabilirler.