PayLa$ım içiN teskk ..
SOYADI KANUNU
Kanun Numarası: 2525
Kabul Tarihi: 21/06/1934
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 02/07/1934
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 2741
Madde 1 - Her Türk, öz adından başka soyadını da taşımağa mecburdur.
Madde 2 - Söyleyişte, yazışta, imzada öz ad önde, soyadı sonda kullanılır.
Madde 3 - Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmıyan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.
Madde 4 - Soy adı seçme vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.
Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır. Koca ölmüş ve karısı evlenmemiş olursa veyahut koca akıl hastalığı ve akıl zaifliği sebebiyle vesayet altında bulunuyor ve evlilik de devam ediyorsa bu hak ve vazife karınındır.
Kocanın vefatiyle karı evlenmiş veya koca evvelki fıkrada zikredilen sebeplerle vesayet altına alınmış ve evlilik de zeval bulmuş ise bu hak ve vazife ******n baba cihetinden olan kan hısımlarından en yakın erkeğe ve bunların en yaşlısına yok ise vasiye aittir.
Madde 5 - Mümeyyiz olan reşit soy adını seçmekte serbesttir.
Akıl hastalığı ve akıl zaifliği dolayısiyle vesayet altına alınmış olan reşidin adını babası, yok ise anası, bu da yok ise vasisi seçer.
Madde 6 - En büyük mülkiye memurunun vereceği müzekkere üzerine Cumhuriyet Müddeiumumisi, 3 üncü maddedeki memnuiyete uygun olmıyarak soy adı kullananların bu adı değiştirmelerini ve tarihte ün almış olanlara ilişik anlatan adların, hilafını iddia ile, kullanılmamasını mahkemeden istiyebilir.
Kanunla taayyün eden unvanlar mahfuzdur.
Madde 7 - Bu kanunun neşri tarihinden itibaren iki yıl içinde gerek soy adı olmıyanlar ve gerekse soy adlarını değiştirmek istiyenler taşıyacakları adı Hükümetin tayin edeceği şekilde nüfus kütüklerine geçirilmek üzere bildirirler. Bu iş için verilecek her nevi evrak pul resminden muaftır.
Madde 8 - Soyadı seçme işlerinde çıkacak ihtilafları halletmek ve kendiliklerinden soyadı seçmiyenlerle anası babası belli olmıyan çocuklara ad takmak ve bir adın kanunun istediği şekle uygun olup olmadığı hakkında karar vermek salahiyeti ana kütüğün bulunduğu yerin en büyük mülkiye memuruna aittir.
Madde 9 - Valiler ve kaymakamlar soyadlarının nüfus kütüklerine ve doğum kağıtlarına doldurulması işinde diğer Devlet dairelerinde münasip gördükleri memurları iş bitinceye kadar yardımcı olarak nüfus dairelerinde çalıştırmağa salahiyetlidirler.
Madde 10 - Bu kanunun tayin ettiği müddet geçtikten sonra soyadlarını değiştirmek istiyenler Kanunu Medeninin bu baptaki hükümlerine tabi olurlar.
Madde 11 - Soyadlarını nüfus kütüğüne ve doğum kağıtlarına yazma işinde ihmali görülen memurlar hakkında kaymakamlar bir haftalığa, valiler on beş günlüğe kadar maaş kesme cezası verebilirler. Bu kararlar kati olup ilk ödenecek maaştan kesilir.
Madde 12 - Kanunun tayin eylediği zaman içinde soy adını memurlara bildirmiyenlerden beş liradan on beş liraya kadar ve bu iş için Hükümetçe verilecek vazifede ihmali görülen muhtarlar ve ihtiyar heyetleri azasının her birinden ve belediyelerce memur edilenlerden on liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır. Bu cezalar mahalli idare heyetleri karariyle verilir ve vali veya kaymakamların tasdikı ile katileşir.
Madde 13 - Bu kanunun tatbik yollarını gösterir bir Nizamname yapılacaktır.
Madde 14 - Bu kanun neşri tarihinden altı ay sonra mer'iyete girecektir.
Madde 15 - Bu kanunun hükümlerini yerine getirmeğe Dahiliye Vekili memurdur.
1934 yılında Soyadı Kanunu bu şekilde kabul edilmişti. Bu yazının konusu da soyadlarımız ile kökenlerimiz arasındaki bağ üzerine olacak.
Türkiye’de, 1934 Soyadı Kanunu’nda bazı aileler kendilerine yeni soyadlar seçerken bazı aileler de gerçekten de soylarının adını yani aile lakaplarını soyad olarak kullanmıştı.
1934 Soyadı Kanunu’ndan önce herkesin soyunu belirten birer aile lakabı vardı. Türk boyları içinde aileler, obalar ( cemaat), oymaklar ( kabileler) vardı. Türkler, Anadolu’ya ve Rumeli’ye mensup oldukları boylarla ya da içinden çıktıkları boydaki çeşitli obalarla, oymaklarla yayılmıştı. Tıpkı diğer milletler gibi...
Oğuzlar’ın Kınık Boyu’ndan Selçuklular, iskan siyasetleri gereğince Anadolu’ya göçen Türk boylarını parça parça Rumeli ve Anadolu’ya yaymıştır.
Kayı Boyu’nun Karakeçili Aşireti’nin Softalı Cemaati’nden Osman’ın adlı Türkmen Beyi’nin oğulları olan Osmanlılar da kendini rakip gördüğü beylikleri yıktıktan sonra beylik içerisindeki boyları parçalara ayırarak özellikle de Rumeli’ye sürmüş,
Öte yandan Osmanlı- Safevi Savaşı’nda da çok sayıda Türkmen ve Yörük Aleviler ya İran’a göçmüş, ya Kıbrıs’a, ya da Balkanlara sürülmüştür. Safeviler de bir Türkmen Devleti idi, Safevilerden sonra sırası ile İran’ı Avşar ve Kaçar Türkmenleri yönetmiştir. 1925’de İngilizler, Fars kökenli Pehlevileri destekleyerek, İran’daki 1000 küsür yıllık Türk yönetimini ortadan kaldırmışlardır. Bugün İran’da İran Türkü, İran Azerisi, öte tarafta Azerbaycan Azerisi diye bildiğimiz Selçuklu ve Hazar coğrafyasında yaşayan bu Türkler, bizimle aynı soydandır.
Bu nedenle Selçuklu ve Osmanlı iskan siyaseti sonucu bugün biri Sivaslı, biri Balkan göçmeni diğeri Azerbaycanlı veya Kerküklü veyahut da Halepli olup ta aslında aynı soydan gelen aileler, sülaleler vardır.
Arşivlerde “Türkmen ve Yörük” halk arasında ise “Türk, Türkmen, Yörük” ayrımı vardır. Anadolu’da Türk, sürekli olarak yerleşik olan şehirli, köylü, kasabalılardır. Türkmen, yarı göçebe olan, yazları yaylaya çıkanlardır. Yörük, yaz kış çadırında yaşayan sürekli göçer halde olanlardır.
Boz-Ulus Türkmenleri de bir zamanlar yazın Erzurum ve civarını, kışın ise Diyarbakır ve civarına inerek Yörükler gibi sürekli göç halinde idi.
Oğuz Türkleri şehirli Türklere “ yatuk, tembel” lakabı verip, küçümsermiş. Buna bir örnek, arşiv kitabında gördüğüm, Oğuzların 24 boyunda biri olan Kızıkların, “ Oturak Kızık” lakaplı bir koludur.
Bugün bir bölgede Türkmen diğer bölgede Yörük diye anılan aynı boydan oymaklar vardır.
Diğer bir dikkat edilmesi gereken husus ise Halk Etimolojisi denilen yer veya bir aile lakabı hakkında halkın yaptığı yakıştırmalardır.
Örneğin Anadolu sözcüğü “Yunanca Doğu Ülkesi” anlamına geldiği halde, halk arasında “ askerlere su dolduran bir yaşlı anaya, su doldukça askerlerin ‘ ana dolu’ diye seslenmesinden “ Anadolu” adının ortaya çıktığı anlatılır. Aile lakaplarında da bu hususa dikkat etmek gerekir. Örneğin soyadım olan “Koca” aile lakabı hakkında da yaşlılarımız “ köye ilk gelen Kocaoğlu çok uzun boylu imiş de ondan Koca aile lakabı almış gibi bir yakıştırmaya giderler. Halbuki bir aile bir yerden bir yere göçtüğünde mensup olduğu boyun adını da aile lakabı olarak ***ürür. Hatta kimi zaman bir köyde bir ailenin iki lakabı dahi olabilir ki biri ya o ailenin içinden geldiği boyunun adı diğeri ise yine o boyun bir alt kolu olan cemaatin adıdır ya da ikinci lakap meslekle ilgili veya o aileden ileri gelen bir kişinin adı olur.
Koca aile lakabı ise en küçük toplumsal birim olan ailede olduğu gibi oymaklarda, cemaatlerde de “ yönetici” anlamına gelir.
Örneğin baba tarafım hem Kocaoğlu diye hem de Şaşlar diye anılır. Şaş, Özbekistan’ın Başkenti Taşkent’in 1000 li yıllardaki adıdır. Oğuzların bir kısmı buradan Horasan’a oradan da Anadolu’ya geçmişlerdir. Şaş, aile lakabımız için de yaşlılarımız, “ şaşkınlık içeren bir olayla ” ilgili diye kendilerince yoruma giderler.
Çeşitli arşiv kitaplarında gördüğüm Türkmen- Yörük adlarından kimilerini başlıklarla aşağıya sıralayacağım. Böylece boy adlarının nasıl çeşit çeşit olduğu görülecektir.
Renkler ve boylar:
Türkler her yöne bir renk vermişlerdir
Sarı: merkez, Doğu: gök/yeşil, Batı: ak, Kuzey: kara, Güney: kızıl
Arşivlerde ve yer adlarında bu renk ve yön ilişkisine örnek boldur.
Ballı, Karaballı, Sarıballı, Akballı
Gökvelili, Akvelili, Sarıvelili, Karavelili
Keçili, Karakeçili , Sarıkeçili, Kızılkeçili, Akkeçili
Tekeli, Karatekeli, Sarıtekeli,
Amucalı, Akamcalı, Karaamcalı
Öte yandan ırmak ve denizlere de renklere göre ad verilmiştir;
Yeşilırmak ( Doğuırmak), Akdeniz ( Batıdenizi), Karadeniz ( Kuzeydenizi) , Kızıldeniz ( Güneydenizi)
Aile lakapları ve boy adları
Çepni: Köse, Şuayyip, Kasabalı, Korkmazlı
Avşar: Deliler, Sofular, Kerimoğlu
Beğdilli: Araplı, Karacalı, Ulaşlı, Kasımlı, Kayaslı, Gündeşli, Dengizli
Bu üçü de Oğuzların 24 Boyu’na mensuptur.
Oğuzların 24 Boyu; Kayı, Bayat, Alkaevli, Karaevli, Yazır, Dodurga, Döğer, Yaparlı ( Çarıklı), Avşar, Kızık, Beğdilli, Kargın, Bayındır, Çavundur, Peçenek, Çepni, Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüregir, Iğdır, Bügdüz, Yıva, Kınık
Boy adları ve duruma göre biçimlenmesi
Köse: Çepni Boyu’na mensup bir oymak.
Köse, Köseli, Köseler, Köseoğlu, Köseoğulları,
Kösece/Köseci, Kösecili
Karaköse, Kızılköse, Akköse, Gök/Yeşilköse, Sarıköse,
Avşarköselisi, Döğerköse
Köseömerli, Kösealili, Kösebekirli
Türkiye’de en sık gördüğüm soyadlardan biri de Köse’dir. Tüm Köseler Çepni Boyu’ndan gelmedir.
Aile lakapları ve Yer Adları
Kızıldağ, Kızılırmak: Kızıl Oğuzlar
Akçadağ: Akçalı
Kösedağ: Köseli ( Çepni)
Keldağ : Kelli
Aile lakapları ve Orta Asya yer adları
Şaş ( Taşkent) ,Yıldız, Talas
Aile Lakapları, boy adı ve komutan, önder adları
1035 yılı civarında Irak Oğuzları’nın belli başlı komutanları Kızıl, Yağmur, Gök-Taş, Buka, Kız Oğlu, Mansur, Anası Oğlu, Dana idi.
Kızıl Oğuzlar, Atatürk’ün baba soyunun mensup olduğu boydur ve bu boyun adını 1000 li yıllarda yaşamış bir Türk komutandan gelir.
“...1041 yılı civarında Hazar Denizi’nin güneyinde ve güneybatı bölgesinde Tahran, Kazvin, Reşt, Zencan ve Tebriz bölgelerinde oturan, “Kızıl Özen” veya “Kızıl Ören” Irmağı bölgesinde yaşayan ve İldeniz hükümdarlarından Arslan Şah’ın oğlu “Kızıl Bey”in oymakları oldukları için bu Türkmenlere “Kızıl Oğuz Türkleri” adı verilmiştir.
Kızıl Oğuz Türkmenleri; 1410’da Reşadiye ve Mesudiye arasındaki “Kızıl Özenliler Yurdu” olarak anılan (bugünkü Reşadiye-Kızıl Ören Köyü civarı) bölgede “Kızıl Ahmetliler” isimli bir de beylik kurdular. Beyliğe adını veren Kızıl-Oğlu Ahmet Bey ve kardeşleri, Amasya, Tokat, Çorum ve Sivas, Ordu, Samsun, Giresun ile Şebinkarahisar’ı ele geçirdiler. Kızılırmak ve Yeşilırmak bölgesine hakim oldular. 1424 yılında Sultan II. Murat’ın emri ile Amasya Valisi Yörgüç Paşa, Kızıl-Oğlu Ahmet Bey ve diğer ileri gelenleri Amasya Kalesi’ne davet ederek ortadan kaldırdı. Kızıl Oğuz Türkmenleri de Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtıldılar...”
Harzemşah Sultanı Celalettin Mengüberti ( Celalettin Harzemşah) , 1231’de vefat ettiğinde komutanları Selçuklu tarafından Anadolu’ya dağıtılmıştı; Bereket, Yılanboğa, Canbirdi, Güçlü Han, Kayır Han. Muhtemelen bu komutanların soyu Horzum olarak anılmıyorsa “Güçlü, Kayırlı, Canbirdili, Yılanboğalı, Bereketli” aile lakapları olarak aşıyordur.
Dede Korkut'u okuduysanız , kahramanlar, kişi adları ile değil de boyları ile anılır.
Örneğin orada "Usun Koca oğlu Zeyrek" denir, Usun ve Zeyrek kişi adı değil boy adıdır. Bu "Usun boyunun kocası yanı önde gelen cemaati Zeyrekler "demektir.
Alevi-Bektaşi Erenlerinde de boy adı ve dinsel kimliği birleştirilip anılırdı:
Hacı Bektaş-ı Veli: Hacı Bektaşlı - Veli
Pir Sultan Abdal: Pir Sultanlı – Abdal
Baba İlyas : İlyaslı - Baba
Aile lakaplarının unutulmuş anlamları
Koca: yönetici, Bal ( Bel, Cesur, Sert), Sin ( Mezar), Laçin ( Doğan), İspa ( Sipahi), Eşkinci ( Sefere katılan sipahi), Çatal ( Sefere katılmayı, bekleyen sipahi)
Yönetici aile adları
Boybeyi, kethüda, kahya, koca, bey, torun, mir...
Kişi İsmiyle anılanlar
Alili, Bekirli, Otmanlı, Hıdırlı, Hüseyinli, Hasanlı, Ömerli, Musalı, Mehmetli, Kızıllı
Dinsel inanış belirtenler
Etyemezli, Otyemezli, Balyemezli
Fiziksel özellikle anılan oymaklar
Boynuinceli, Boynuyoğunlu, Boynukısalı, Gözükızıllı, Penbeli, Saçıkaralı, Ağzıkaralı
Hayvan adları taşıyanlar
Şahinli, Laçinli, Karakuşlu, Kartallı, Doğanlı, Balabanlı
Kurtlu, Çakallı, Tilkili, Yılanlı, Köpekli, Baraklı, Donguzlu ( Domuzlu)
Coğrafi özellik adı taşıyanlar
Taşlı, Kayalı, Dağlı, Saylı ( Vadi)
Meyve adları taşıyanlar
Elmalı, Armutlu, Erikli ( Muhtemelen göçten önceki yurtlarında bu meyveler bol yetişirdi.)
Renk-yön geleneğine uygun ad alanlar
Kara-Hüseyinli, Sarı-Alili, Karaca-Ahmetli, Sarı-Velili, Kara-Keçili, Sarı-Tekeli, Kara-Ballı
Renk-yön geleneğine uygun olarak ad almalarına rağmen mensup oldukları boydan kopmaları nedeni ile sadece renkle ilgili adları kalanlar
Karalı, Akçalı, Yeşilli, Sarılı
Yönetici ünvanlılar
Kızılkoca, Akçakoca, İsakoca, Alikoca
Yönetici ünvanlı oymak olmasına rağmen, yönetici olduğu boydan kopanlar
Kocalı, Kocalar, Kocac, Kocacık, Kocaoğlu
İçlerinde veya komşu yaşadıkları toplumun adını taşıyanlar
Araplı, Kürtlü, ,Franklı, Alamanlı, Macarlı, Bulgarlı
( Bugün bu gelenek, Balkan göçmenlerine “ Yugoslav, Bulgar “, gurbetçilere “Alamancı” ve “Laz” denilerek devam ediyor.)
Akrabalık adları taşıyanlar
Atalı ( Edeli), Dayılı, Amucalı ( Emmili), Ebeli ( Abalı), Dedeli (Tatalı), Annalı ( Anneli)...
Dinsel adlar taşıyan oymaklar
Seyyid, Hacılı, Babalı, Halifeli, Işıklı, Şeyhli, Şıhlı, Abdallı, Sofulu, Mollalı, Pirli, Fakılı, Atalı/Edeli, (?), Deliler (?)...
Boy adları taşıyanlar
Türklü, Kıpçaklı, Türgişli, Kazaklı, Kırgızlı, Uygurlu, Çiğilli, Peçenekli, Tatarlı, Türklü, Türkmenli, Kumanlı, Avarlı, Harzemşahlı ( Horzum, Harzem, Hormek)
Aynı boylar farklı biçimde telaffuz edilebiliniyor:
Dodurga, Tötürge,
Melemenli, Menemenli, Sinemanlı, Sinemelli
Paşalı, Beşeli
İlanlı, Yılanlı, İnallı, Yınallı, Ulduzlu, Yıldızlı
Hacıvatlı ( Acıvatlı, Ecevitli)
Karaballı, Karabelli
Arşiv kitabından bir boyun dağılımına örnek:
“Arap, Arablar, Arablı (Arablu):
Halep, Sıvas, Meraş, Diyarbekir Eyaletleri, Menteşe Sancağı, Rakka Eyaleti, Anamur Kazası (İçel Sancağı), Adana, Edirne, Selanik Sancağı, Çorum Sancağı, Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı), Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Zülkadiriye Kazası (Meraş), Bozok, İçel Sancağı, Alaiye Sancağı, Düşenbe Kazası (Alaiye Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Sancağı), Erzurum, Adana havalisi, Saruhan Sancağı, Hezargrad Kazası (Niğbolu Sancağı), Antalya, Kütahya, Hama, Hums Sancakları, Çıldır Eyaleti, Gelibolu Sancağı, Şehirköy Kazası (Paşa Sancağı), Siverek Sancağı, Karaman, Uzuncaabad Hasköy Kazası (Çirmen Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Aydın Sancağı, Adala Ovası (Saruhan Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas), Göynük Kazası (Hudavendigar Sancağı), Arapgir Sancağı (Sivas Eyaleti), Divriği Sancağı (Sivas Eyaleti), Kars Eyaleti, Uluborlu ve Gönan Kazası (Hamid Sancağı), Ürgüp Kazası (Niğde Sancağı);
Konar-Göçer Türkman Yörükani taifesinden. Beğdilli Aşiretinden olan Arablar Cemaati, İçel Sancağında iskan olunmuştur.”
“Arablıibrahim (Arabluibrahim):
Niğde,Halep, Ankara, Kengiri, Rakka Sancakları;
Türkman taifesinden. Arablıibrahim cemaati, Beğdilü Aşiretindendir.”
“Arablımersin (Arablumersin):
Niğde Sancağı;
Türkman taifesinden. Arablımersin Cemaati, Beğdili Aşiretindendir.”
“İsim Kaderdir İnancı” ve boy adları
Daha önce bu konu ile ilgili bir yazı okumuştum, bir kaçını da aile büyüklerine sorarak öğrenmiştim, aklımda kalanları buraya yazıyorum.
Yeter ( Çocuk doğmasın)
Döndü ( kız çocuktan erkeğe dönsün)
Durmuş ( Göç etmesin)
Dursun ( Ölmesin / Göç etmesin???)
Yaşar ( Çocuk yaşta hastalıktan ölmesin)
Satılmış ( Çocuk doğar doğmaz, güya istenmeyen, değersiz birisiymiş gibi satışa çıkarılır böylece kötü ruhlar da bu ****** önemsemez ve dokunmaz)
Aytekin:Tekin; Ayyöneticisi, yönetici
Güntekin: Güneş yöneticisi
Üstte sıralanan adlardan Durmuşlu adlı bir obayı bir arşiv kitabında görmüştüm.
Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Rusya gibi Türklerin diğer milletlerin içinde eridiği ( asimile) coğrafyalarda da soyadlardan ,yer adlarından Türk kökenli aileler tespit edilebiliniyor. Bu coğrafya da en belirgin örnek Balaban soyadıdır. Hazar ve Karaim kökenli Musevilerden, Doğu Avrupalı Hristiyanlara kadar değişik milletler içinde yer alan Türkçe bir soyaddır. Hazarlar ile Karaimler Türk kökenli Musevilerdir. Doğu Avrupa Hristiyanları 1000 li yıllarda hristiyanlaşan Bulgar, Macar ve Kıpçak ( Kuman) Türkleri ile ilgilidir. Hristiyan Kıpçaklardan Codex Cumanicus adlı bir sözlük dahi kalmıştır. En ünlü Balaban ise Hindistan’da hükümdarlık yapan Balaban Han’dır.
Burada değinmek istediğim bir konu daha var; ne zaman Türkçe ve diğer diller arasında bağlantı kurulsa ” Havaii; Hava iyi, Niagara; Ne Yaygara” gibi uydurmalar gündeme getiriliyorlar. Bu tamamı ile Tanzimatçı kafanın yani Batı’ya karşı her zaman “ kompleks” duyan, sözde bazı aydınların, halkımızın kafasını karıştırmak için kullandığı sahte delildir. Zira aynı sözde aydınlar, Meksika’da yerli halkın “ Tepe” sözcüğü yerine “ Tepek” sözcüğü kullandığı bilgisi ile dalga geçmeye cüret edemedikleri gibi konu üzerinde yorum bile yapmamaktadırlar.
Keza sözde aydınlarımızın da seve seve sahip çıktıkları başkaca bir klasik batı uydurması ise Türkler’in aslının çekik gözlü, Moğol tipli olduğu, Anadolu’ya yapılan göçlerde sadece % 10 Türk geni geldiğidir. Bu da klasik bir batı uydurmasıdır.
Türkler hepimizin bildiği gibi çeşitli boylardan oluşur. Bu boyların hepsi aynı fiziksel özellikte değildir.
Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz’un evlendiği Gök Kızı’nın gözleri de gök gibi mavidir. Oğuz’un ise destanda gözleri “ ela” geçer. Oğuz Han’ın evlendiği diğer hatun olan yer-su kızının ise göz rengi belirtilmez, muhtemelen kahverengidir. Bu söylence de dış anlama ( egzoterik) göz renklerinin eklenmesi, Oğuzları oluşturan boyların fiziksel özellikleri hakkında sonraki kuşaklara bilgi aktarmak amacı ile olmalıdır.
Kıpçaklar ( Kumanlar, Ahıskalılar), Rus, Ermeni ve Bizans kaynaklarında Soluk Sarışın ve renkli gözlü geçer.
Firdevsi’nin Şehnamesi’nde Türkler kedi gözlü ( renkli) anlatılırlar.
“...”B. VIII 2618, v. 932’ye göre Türk kırmızıdır. Bununla şair, Türklerin sarışın olduklarını tanıtmaya çalışmış, “ kedi gözlü” demekle de Türklerin göz renklerinin açık renkli olup, İranlılara benzemediği, onların siyah gözlerinden ayrıldığı gerçeğini vurgulamak istemiştir...”
Oğuzların 24 kolu vardır ve bunlardan örneğin Avşar gibi boylarda renkli gözlülük ve sarışınlık sıkça rastlanılır.
Cahiliye devri Arap şiirlerinde de Türklerdeki sarışınlık yer alır:
“...Ellerinde av kartalları olan sarışın bıyıklı Türk yiğitlerini görünce,
Suyu onlar için terk ettim ve deveme atlayıp, aradan çıktım ...- Avs b. Hacer (ölüm 620)”
Dolayısı ile Türklerin Ataları’nın çekik gözlü olduğu ya da renkli gözlü olmadığı iddiası ile Anadolu Türklerini yok saymanın tarihi bilgilerle örtüşür bir yanı yoktur. Açık ten ve renkli gözlülük, çekinik gendir, Asya’da doğu komşun Çinliler ve altta Hintliler olursa doğal olarak renkli göz ve açık tenin yerini ya çekik gözlülük ya da esmerlik alır aynı şey Anadolu’da da geçerlidir. Akdeniz coğrafyası ile temas eden kavimler, baskın gen olan esmerliği, koyu renk gözü de zamanla bünyelerine katarlar.
İşte aile lakaplarımız ve bu lakabı taşıyorlarsa soyadlarımız tesadüfi değil, köklü bir geleneğin ve kültürün ürünüdür.
Tabii bu gelenekten,bu kültürden “ Avrupa’da her soyadın, her aile adının 600-700 yıllık geleneği var, bizde böyle bir şey yok, bizlere 1935 Soyadı Kanunu ile soyadlar verilmiş” diyen sözde aydınlarımızın haberi yok.
Tüm bunlara rağmen Balkanlardan Azerbaycan’a kadar eski Osmanlı ve Selçuklu coğrafyasında yayılmış Türkler, Ataları’ndan gelen aile lakapları ve eğer bu lakapları soyadı olarak almışlar ise soyadları ile bu coğrafyada kendilerini yok sayanlara karşı Türklüğü yaşatıyorlar.
PayLa$ım içiN teskk ..
Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Paylaş